Drina... Ebedî köprü, ölümlü insanlar...
Puan vermedi·354 syf.··
2026 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 17:06
Edebiyatın sadece kelimelerden ibaret olmadığını, aynı zamanda taşın, suyun ve zamanın da bir hafızası olduğunu bize en çarpıcı şekilde anlatan bir başyapıt: İvo Andriç'in Nobel ödüllü eseri *Drina Köprüsü*. Bu romanı klasik bir olay örgüsü veya tek bir başkahraman arayışıyla okumak, metnin barındırdığı sosyolojik ve psikolojik laboratuvarı ıskalamak demektir. Çünkü bu eserde başkahraman etten kemikten bir insan değil; doğanın o evcilleştirilmemiş, kaotik ve yıkıcı gücü olan Drina Nehri'ne vurulmuş estetik bir pranga, yani köprünün ta kendisidir. Metin boyunca bireysel ömürlerin faniliği ile köprünün temsil ettiği ebediyet arasındaki ontolojik tezada şahit oluyoruz. Roman, bizleri Osmanlı'nın bölgedeki mutlak hegemonyasından alıp, Avusturya-Macaristan'ın getirdiği rasyonel ama bir o kadar da sömürücü kapitalist moderniteye, Lotika'nın oteline, demiryolunun getirdiği toplumsal yabancılaşmaya ve en nihayetinde I. Dünya Savaşı'nın o korkunç yıkımına götürüyor. Köprünün ortasındaki "Kapiya" (Kapı) sosyal hayatın, ilk aşkların, siyasi tartışmaların kalbi olduğu kadar, iktidarın kanlı bir teşhir sahnesi. Burada ayrı bir parantez açmak istiyorum: Sabotajcı Radislav Andriç, iktidar ve şiddet diyalektiğini belki de edebiyat tarihinin en çarpıcı, en kan dondurucu sahnelerinden biriyle önümüze serer: Radislav'ın canlı canlı kazığa oturtulması. Unişte köyünden Radislav, angaryaya ve zulme isyan ederek köprü inşaatını geceleri sabote eden bir köylüdür. Yakalandığında, yozlaşmış bürokrasinin ve otoritenin yüzü olan Abid Ağa tarafından korkunç bir cezaya çarptırılır. Çingene cellat Mercan tarafından ustalıkla kazığa oturtulan Radislav, iskelenin tepesine dikilerek halka korku salacak bir "ibret anıtına" dönüştürülmek istenir. Ancak iktidarın biyopolitik şiddeti tam da burada
Drina Köprüsüİvo Andriç · İletişim Yayınevi · 20257,5bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 13. kitabı
Geçmişe özlem ve yaşamak isteyip de yaşayamadığı hayatın sızısı,kendisine ölçüp biçilip giydirilen hayatın içinde sıkışmışlık,solmuş bir elbise metaforu ile işlenirken ilk öykü olan Soluk Sarı Elbise içime işleyen bir öykü oldu.Öykünün sonunda okunan salâ,mahallenin bakkalının salâsı iken aynı zamanda geçmişin, öykü karakteri Sinan’ın ve Müjgan’ın yaşanmamış yıllarının da bir salâsıdır. Genel olarak anlar içindeki duyguları,katmanlı olayların bir noktasını,odağını ve bir kesiti yalın bir dille anlatan öykülere sahip kitabın ikinci öyküsü ise Dilsiz Kırlent’tir.Öykünün diline adeta nesneler eşlik eder.Nesnelerin karakterlerle özdeşen varlıkları,kokuları vb ninimalist bir anlatıma sunulmuştur.İki kadının ağrısını,sızısını anlatan ve özlemek üzerine kurulu olan bu öykü,ilk öyküye de bir selam verir. Gençliğin Ertesi...Gençken beklediği beyaz atlı prens ile gerçekler çarpışırken İsmet,gerçeği gençliğinin ertesinde, olgunluk döneminin başlarında kavrar.”Beni okutun” dediğinde, “mutsuzum”diye haykırdığında kendisini dinleyen tek bir kişiyi bulamamış olan İsmet,boşanma kararı aldığında artık koca bir kadındır ama ataerkil düzen,kadın üzerinde o sessiz şiddetini çoktan kurmuştur.Yer yer bilinç akışı,yer yer de geriye dönüş teknikleriyleil anlatılan öykünün en etkileyici yanı,acının,karakterin kişilik özelliği olan “deli kız” üslubu ile aktarılmasıdır.Öykünün finali de bu bağlamda hayli absürttür.Bir gençlik illüzyonunun kaybı,sevgisiz hayatın peşin ödenen bedeli,ve gitgide artan hayal kırıklıkları,içe işleyen bir dille anlatılır. Genel olarak ölüm ve ölenin ardında kalanlar üzerine yazılan öykülerden biri olan Ada Rüyası, şiirsel bir anlatıma sahiptir.Doğrusal ilerlemeyen bu öykü tıpkı rüyalar gibi;atlamalı,sıçramalı, imgeseldir.Öykü boyunca sesler,renkler,kokular birbirine
Kelebek ÇalısıAslı Sökmen Gediz · Potkal Kitap Yayınları · 20262 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·136 syf.··
2026 36. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 23:39
Pascual Duarte ve Ailesi ~ Camilo José Cela İnsan gerçekten kötü olduğu için mi kötülük yapar, yoksa içine doğduğu hayat onu yavaş yavaş o noktaya mı taşır? diye düşündüm. İspanyol edebiyatının dünya çapında en çok okunan ve en sarsıcı başyapıtlarından biri. Kitap, idamını bekleyen bir köylünün hücresinden yazdığı itiraflardan oluşuyor. Ancak Cela’nın asıl yaptığı şey, bir insanın hikâyesini anlatırken bir toplumun yarasını açığa çıkarması. İspanya kırsalının katı ve çorak coğrafyası sadece bir mekân değil bu kitapta. Karakterin boynuna dolanan, nefesini kesen bir ilmek olarak çıkıyor karşımıza. Yazarın dili öylesine süssüz, keskin ve acımasız ki. Kitap boyunca şiddetin kendisine değil, o şiddetin büyüdüğü aile mahzenine çarpıyorsunuz. Kötülük çatlamış topraklardan ve sevgisiz bir evin duvarlarından sızıyor. Romanı okurken zihnimin William Faulkner’ın Döşeğimde Ölürken romanına gittiğini söylemeliyim. Her iki eser de taşranın o boğucu tecridini, yoksulluğun insanı nasıl nesneleştirdiğini ve ailenin bazen nasıl bir lanete dönüşebileceğini anlatıyor. Faulkner’da çürüyen bir bedenin etrafında dolaşan sessiz trajedi neyse, Cela’da da çürüyen bir toplumun ortasında çırpınan Pascual’in hikâyesi benzer bir karanlıktan besleniyor. İkisinde de karakterlerin yazgısı kendi ellerinde değil. İçine doğdukları o ağır, affetmez iklimde saklı. Hayatın en çirkin, en dehşet verici ve absürt yanlarını hiçbir estetik örtüye saklamadan, tüm çıplaklığıyla yüzümüze çarpan sarsıcı bir başyapıt. Herkese keyifli okumalar dilerim, sevgiyle
Pascual Duarte ve AilesiCamilo Jose Cela · Olvido Kitap · 2021659 okunma
Benim için harika bir kitaptı
10/10
·624 syf.·
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Bazı kitaplar vardır, okurken güzel vakit geçirirsiniz; bazı kitaplar vardır, bitirdikten sonra uzun süre aklınızdan çıkmaz. Kelebek benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu. Aslında bu kitabın adıyla yıllar önce karşılaşmıştım. Kurtlar Vadisi’nde, daha sonra da Ezel’de duyduğumda merak etmiştim ama bir türlü okumak nasip olmamıştı. Sonunda elime aldığımda ise karşıma sadece bir kaçış hikâyesi değil, insan iradesinin sınırlarını anlatan bir eser çıktı. Henri Charrière, yani Kelebek, işlemediğini iddia ettiği bir cinayet nedeniyle kürek cezasına mahkûm ediliyor ve hayatının büyük bölümünü özgürlüğünü geri almak için mücadele ederek geçiriyor. Fakat kitabı etkileyici yapan şey, kaçış planlarının ayrıntıları ya da yaşanan maceralar değil. Beni en çok etkileyen tarafı, defalarca başarısız olmasına rağmen bir an olsun teslim olmamasıydı. İnsan bazen günlük hayatta çok daha küçük sorunlar karşısında bile umudunu kaybedebiliyor. Kelebek ise yıllarca süren yalnızlığa, açlığa, cezaya ve umutsuzluğa rağmen özgürlüğe olan inancını kaybetmiyor. Bu yönüyle kitap bana bir macera romanından çok bir karakter dersi gibi geldi.  Kitabı okurken sık sık şunu düşündüm: Acaba özgürlük nedir? Dışarıda olmak mı, yoksa insanın içindeki umudu koruyabilmesi mi? Çünkü Kelebek’in bedeni yıllarca duvarların arasında kalıyor ama zihni hiçbir zaman teslim olmuyor. Belki de onu diğer karakterlerden ayıran şey tam olarak buydu. Anlatım dili de kitabın en güçlü yanlarından biri. Sayfalar ilerledikçe olayları okumaktan çok yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz. Tropik adaların sıcağını, hücrenin karanlığını, denizin ortasındaki belirsizliği ve kaçışların gerilimini hissedebiliyorsunuz. Kitap yaklaşık beş yüz sayfa olmasına rağmen bir an bile beni sıkmadı. Bir başka dikkatimi çeken nokta ise
1000Kitap
KelebekHenri Charrière · E Yayınları · 19706,5bin okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2018 108. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2018 00:00
Taze taze dumanı üstünde yeni bitirdiğim kitabımla geldim. Aynı yayınevine ait, benzer olayların işlendiğini düşündüğüm başka bir kitap daha okuduğum için ve aynı yönde yapılan yorumlardan ötürü çok ama çok uzun zamandır bekletiyorum bu kitabı. (Sadece konu benziyormuş oysa, kurguları bambaşka.) Okuyan kadinlar kulubu nün #heraybiryayinevi etkinliğinde karşıma Yabancı Yayınları çıkınca artık daha fazla beklemesin dedim. Kendisi aynı zamanda @okumacemberiolusturalim etkinliğimin biten dördüncü kitabı olur. Kafa kurcalayıcı, kurgusu güzel, sürükleyici, oradan oraya savrulacağınız, kısacası dedektifçilik oynayacağınız bir kitap. Kısaca bahsedersem : bir sebepten laboratuvarda cezaya kalan 5 lise öğrencimiz var. Öğretmen dışarı çıktığında öğrencilerden biri enteresan bir şekilde ölüyor, biz de hangisinin bu işte parmağı var onu ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Belki hepsinin ortak planı, belki hepsi birbirine rol yapıyor, belki hepsi masum. Kimin suçlu olduğunu bulamadım şahsen, ama suçsuz olanları anında tespit ettim, buda bir şeydir değil mi :) Keyifli okumalarınız daim olsun...
Birimiz Yalan SöylüyorKaren M. McManus · Yabancı Yayınları · 20173,513 okunma
Tanrıların Gölgesinde Bir Kadının Doğuşu
9/10
·404 syf.··
2026 52. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 22:32
Mitolojiye, tanrıların savaşlarına ve epik hikayelere hepimiz aşineyizdir. Ancak Madeline Miller, Ben, Kirke ile bize madalyonun diğer yüzünü; dışlanan, sürgün edilen ve kendi gücünü tırnaklarıyla kazıyarak var eden bir kadının hikayesini anlatıyor. Kitabı bitirdiğimde içimde hem büyük bir hayranlık hem de derin bir hüzün kaldı.Ben bu incelemeyi uzun süredir Not uygulamasında yazıyordum aklıma geldikçe boş zamanlarım da falan kopyala-yapıştır yapıyorum bazen elim falan çarpınca siliniyor ve tüm emekler boşa gidiyoorr ondan en mantıklısın başka bir yerde yazıp temize çektikten sonra burda paylaşmaak. Ne Anlatıyor? Güneş Tanrısı Helios’un kızı olan Kirke, ne bir tanrı kadar güçlü ne de bir ölümlü kadar zayıftır. Ailesi tarafından sürekli hor görülen, dışlanan Kirke, içindeki asıl gücü —büyücülük yeteneğini— keşfettiğinde tanrılar tarafından korkunç bir cezaya çarptırılır: Issız Aiaie Adası'na sürgüne gönderilir. İşte hikaye aslında tam bu sürgünle başlar. Kirke, adasında yalnızlıkla mücadele ederken Hermes, Odysseus ve Jason gibi mitolojik figürlerle karşılaşır ve kendi kaderini baştan yazar. Kitabın En Güçlü Yanları (Neden Okumalısınız?) Muazzam Bir Karakter Gelişimi: Kirke’nin ezik, sessiz bir çocuktan; kendi sınırlarını çizen, boyun eğmeyen güçlü bir cadıya dönüşmesini izlemek harikaydı. Yazar, mitolojik bir figüre o kadar insani duygular yüklemiş ki, onunla birlikte üzülüp onunla birlikte öfkeleniyorsunuz. Şiirsel ve Büyüleyici Dil: Madeline Miller 'ın dili o kadar akıcı ve betimlemeleri o kadar zengin ki, okurken kendinizi o ıssız adanın sahilinde, şifalı otların kokusunu içinize çekerken bulabiliyorsunuz. Madalyonun Diğer Yüzü: Bu Kitap Neden Herkese Göre Değil? 1000Kitap’taki yorumlara baktığımda veya konuştuğumda bu kitaptan çok sıkılan, yarım bırakan ya da dilini çok
Ben, KirkeMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202444,3bin okunma