"Okuyorum Öğretmenim"projesi için ikinci kez Martin Eden’i okumaya başladım. Bazı cümleleri insanın içine öyle işliyor ki… Sanki ilk kez okuyormuşum gibi,daha önce hiç karşılaşmamışım gibi.
İçsel hesaplaşmaları, kendini bulma arayışı, iki dünyaya da ait olamayışı, katıksız sevgisi… Özellikle duygularını; gösterişsiz, saf ve neredeyse kendini tüketircesine yaşayışı çok sarsıcı.
Hem kitabı elimden bırakamamak hem de onun acılarına ortak olmamak için okumayı bırakmak arasında kaldım…
Kitabın ana karakterleri Selime ve Meltem. Annemin adının Selime olması, olayın geçtiği yerlerden birinin rahmetli babamın memleketi olması derken, kitapla aramda ister istemez güçlü bir bağ kurdum.
Bu benzerlikler beni etkiledi elbette ama yine de herkesin kendi hayatından,çocukluğundan izler bulabileceğini düşündüğüm,ailenin kıymetini ve birlikte yaşanan anların güzelliğini,sevginin insan hayatında ne kadar önemli olduğunu anlatan keyifle okunacak bir roman.Hiç bitmesin isterdim ama bir günde bitirdim.
Bu kitabı okurken çocukluğuma yaptığım yolculukta, rahmetli babamı çok sevdiği çengel bulmacayı çözerken buldum...Anneme seslenirdi cevabı bulamazsa..
Babam sorar “6 harfli bir tatlı ne olabilir?" Annem cevap verir " Çiğdem "
Divan edebiyatının tarihle bütünleştiği İskender Pala üslubu dil ve anlatımla yazılmış bir eser.Şiir ,aşk,tarih iç içe.Roman Fuzuli'nin Leyla ve Mecnun kitabının kendi yaşadıklarını anlatmasıyla yazılmış.Romandaki gibi kitapların da dili olsaydı tarih boyunca kitaplar neler anlatırdı?Kim bilir..
MÖ ve MS insanın aydınlanma takviminin dönüm noktaları.Milat değil mizaçtan öncesi ve sonrası.
Kendini,anneni,babanı,eşini,aileni,İslamı,çevreni ,doğayı,ateşi,toprağı,suyu,havayı,dünyayı,alemi anlamak tanımak..
Topkapı Sarayı öyle bir yerdir ki ayağınızı bastığınız bir taş,duvardaki bir sıva,vitrindeki bir kaftan size sayfalar dolusu hikaye anlatabilir diyor Talha Uğurluer bu kitabında.Mümkün olsa hemen kitabı alıp Topkapı Sarayı' na gitmek isterdim. Kayıtbay'ın kılıcının ne kadar değerli olduğunu onun sıradan bir demir parçası olmadığını bilerek kılıca bakmak ,Kaya İsmihan sultanın kaftanının önünde bu hüzünlü sultanla eşi Melek Ahmet Paşa'yı yaşadıklarını hayal etmek, Peygamberimizin(S.A.V) su içtiği tasa ,ayak izine, Yavuz Sultan Selim'in büyük mücadelelerle Şah İsmail'den aldığı pazu bendine,Abdülhamit Han'ın yüzük mührüne ve daha nicesine bakarken bu nesnelerin saraya geliş yolculuğunu tahayyül ederek tekrar tekrar incelemek isterdim.Maneviyatı ,fotoğrafları,görsel tasarımı,akıcı anlatımı ile muhteşem bir eser.