"Yaşantımızın şu andaki durumunu, ulaşmış olduğumuz bir nokta olarak gördüğümüzden, bizi o noktaya getiren şeyin de ilerleme olduğunu düşünürüz. Geçmişe bugünden baktığımızda, bulunduğumuz yer bize son derece makul ve mantıklı görünür, sanki biz onu önceden planlamışız, ya da bu yer önceden belirlenmiş gibi. Belirli bir modele uygun bir gelişme gibi gelir bu bize, çünkü yaşantımızda bugün varmış olduğumuz konuma işaret eden bu olayları, koşulları ve edimleri ayıklayıp seçeriz genellikle. Oysa bulunduğumuz yerde neden bulunmamamız gerektiğini açıklayacak milyonlarca başka sebep de bulabilirdik. Ne var ki temel çabamız hep doğrulamak, hep olayları gizemli olmaktan çok anlamlı gösteren anlaşılır modeller uydurmaya çalışmaktır. Evrenin uçsuz bucaksızlığı ile yekvücut olmak yerine, sabit bir zaman ve mekânda denetlediğimizi sandığımız kısır dünyalar kurarız kendi kendimize."
"Art arda gelen olaylarla yükselen hislerin sonrasında gelen, ruhun umudunu da korkusunu da alıp götüren eylemsizlik ve kesinliğin getirdiği o ölü sükûnet... İnsan zihnine bundan daha fazla acı veren bir şey yoktur."