Carmel küçük, güzelim bir nehirdir. Çok uzun değildir ama akışı boyunca bir ırmağın sahip olması gereken her şeye sahiptir. Dağlarda doğar, bir süre yuvarlanır, sığlıkların arasından akar, bent çekilip bir göl oluşturması sağlanır, bendi aşıp dökülür, yerinden kopup aşınmış iri kayaların arasında şırıldar, çınarların altında tembel tembel gezinir, alabalıkların yaşadığı gölcüklere dökülür, iki yana, kerevitlerin, böceklerin yaşadığı kıyılara uğrar. Kışları bir eziyete, küçük ama gaddar, asabi bir ırmağa dönüşür, yazları sığ suları çocukların oynadığı, balıkçıların uğradığı bir yerdir. Dik kıyılarında kurbağalar gözlerini kırpıştırır, hemen yanıbaşında gür eğrelti otları, bürümcükler göverir. Geyikler ve tilkiler sabahları ve akşamları gizlice onun suyunu içmeye gelir, arada bir kıyısına çömelen bir dağ aslanı şap şap suyunu yalar. Küçük, verimli vadinin çiftlikleri sırtlarını ırmağa dayar, meyve bahçeleri ve bostanlar suyunu ondan alır. Yanında bıldırcınlar öter, gün batımında yabani güvercinler ıslık çalarak çıkagelir. Kurbağa arayan rakunlar onun kenarında volta atar. Velhasıl tam da bir ırmağın olması gerektiği gibidir.
Vadinin birkaç kilometre yukarısında ırmak, asmaların ve eğrelti otlarının sarktığı, dik bir kayalığın altına dalar. Bu uçurumun dibinde yeşil ve derin bir göl vardır, gölün öteki yanında da oturup yemeğini pişirebileceğin küçük, kumluk bir alan.