"Ömrümüz fazlasıyla uzun, bu hem çocukluk, hem gençlik, hem de olgunluk çağımız için böyle. Bunun sonrasında sıkıntılar, çileler bizi bekliyor olacak. O sona doğru gidişin upuzun dramı hiç bitmeyecekmişçesine ağır aksak ilerleyecek, hayatı ne kadar kendini beğenmiş biri olarak yaşamışsan o kadar uzun sürecek bu son perde, Yirminci Yüzyıl'ın asıl modernitesi. Başka bir deyişle benim ömrüm." diye ekledi Profesör Andersen.
Bu, yeniden açılacağını görme umuduyla bakışlarını karşıdaki perdeleri kapalı pencereye diktiği sürece her şeyin önceki haline döneceğine, kadının, her nasıl olacaksa, ki bunun nedenleri üzerine spekülasyon yapması gereksizdi, eski genç ve güzel haliyle pencerenin önünde belireceğine dair beslediği çılgın bir ümitten kaynaklanıyordu.
"Browning'i okumaya yeni başladım," diye itirafta bulundu, "ve oldukça sıkı. Fazla ilerleyemedim ve zor olduğu için de dayanağımı yitirmek üzereyim."
Sizi yormamak için, gidip kamarasından söz konusu kitabı aldığımı ve "Caliban"ı yüksek sesle okuduğumu söylemekle yetineceğim. Zevkten dört köşe oldu. Olaylara ilkel bir mantık yürütmeyle baktığında en ince ayrıntısına dek anlıyordu. Yorumları ve eleştirileriyle defalarca müdahale etti. Bitirdiğimde baştan sona ikinci kez okuttu, sonra üçüncü bir kez daha. Koyu bir tartışmaya daldık. Felsefe, bilim, evrim, din. Kendi kendini yetiştirmiş bir adamın yetersizliklerini hemen ele veriyordu ve ilkel zihnin kendinden eminliğinin ve açık sözlülüğünün hakkını da yememek gerek.