Üst güvertenin başında uzanıp Hayalet'in burnuyla yana açılan köpük dalgalarının yarattığı renk tayfına bakarken uyuyakaldığım bir geceyi unutmuyorum. Küçük bir vadide yosunlu taşların üstünden çağlayan bir derenin sesini andırıyordu ve mırıltılı şarkısı beni öyle bir uzaklaştırmış, kendimden geçirmişti ki artık kamarot Hump olmaktan da, otuz beş yıl kitapların arasında hayal kurmuş adam, Van Weyden olmaktan da çıkmıştım. Ama ardımda bir ses, Wolf Larsen'in karıştırmama olanak bırakmadığı sesi, gücünü kendi yenilmez kesinliğinden, olgunluğunu da alıntı yaptığı sözleri takdir edişinden alan sesi, beni dalgınlıktan çıkardı.
"Ah, alev alev yanan tropikal gece, ardımızdaki köpüklü iz bir ışık demetine dönüştüğünde,
Kızgın gökleri evcilleştirir,
Sakin adımlar yıldız tozuna bulanmış yerleri arşınlar
Ürkek balinalar kuyruklarını çarpar.
Güneş buklelerini yalazlar, canım kızım,
Ve ipleri çiyle gerilir,
Çünkü eski izimizde ilerliyoruz, kendi izimizde,
Güneye iniyoruz uzun iz boyunca, daima yeni olan iz üzerinde." "
"Eee, Hump? Kulağına nasıl geliyor?" diye sordu sözlerin ve saptamaların gerektirdiği suskunluğun ardından. Yüzüne baktım. Denizin kendisi gibi ışıl ışıl parlıyordu ve gözlerinde yıldız ışığı çakıyordu.
"Kulağıma, en azından coşku gösterebildiğiniz için dikkat çekici geldi." diye yanıtladım soğukça. "Ama niye yahu? Yaşamak bu işte! Yaşam bu!" diye haykırdı. "Ki bu da ucuz ve değersiz bir şey." sözlerini yüzüne çarptım.
Güldü ve ilk kez sesinde dürüstçe bir neşe duydum.