Ölmek istemiyorum, dizanteriye sağlıksız bir düşkünlüğüm de yok. Kalamarlarınızı oda sıcaklığında ve bir kedi kumu kabının yanında sakladığınızı biliyorsam sokağın aşağısındaki restoranda yerim... Ben almayayım, sağ olun. Deniz mahsullerini salı, çarşamba ve perşembe günleri yemeyi sürdüreceğim; çünkü bunun daha iyi olduğunu biliyorum ve bekleyebilirim. Ama tuhaf bir Uzakdoğu şehrindeysem, uçağım ertesi gün kalkacaksa ve balonbalığı iç organları yemek için tek bir fırsatım varsa şefle doğru
dürüst tanıştırılmamış olsam bile şansımı denerim. İnsan yalnızca bir kez yaşar.
Tuvaleti kirli restoranlarda yemek yemem. Bu kararı vermek
zor değildir. Tuvaletleri görmenize izin verirler. Tuvaletlerini bile
temiz tutmuyor, yerleri silmiyor, pisuvar tabletlerini değiştirmiyorlarsa soğutma ve çalışma alanlarının hali nasıldır, siz düşünün. Ne de olsa tuvalet temizlemek, mutfak temizlemekten daha kolaydır.
Bir kuşluk vakti, balkonda oturuyorduk. Sen maviler giymiştin, omuzlarından dökülen saçların usul usul uçuşuyordu. Yüzüme bakıyordun ikide bir, derime sinen geldiğim yeri arıyordun belki; ellerimin nasıl el olduğunu, kirpiklerimin nereye doğru kıvrıldığını öğrenmek istiyordun.
Bense, büyümelerinden korkarak gözlerimi kapatmıştım. Büyürlerse onlarla birlikte ben de büyüyecektim sanki.
Sonra da, dedelerimden kalan kelepçe ürpertisi bileklerimde ışıldamaya başlayacak, ruhuma karışan zincirlenmiş köpek ruhu zincir şakırtılarını işittikçe vahşileşecek, çobansı yanımdan yanık kaval sesleri yükselecek, ninemin erkek gölgesinde kuraklaşan gözleri gelip gözlerimden dışarı bakacak ve sesime yüreğimdeki bozkırın sessizliği karışacaktı.