Eski her zaman yanı başımızda duruyor. Bir yığın yarı ölü şekiller hayata mücadeleye hazır bekliyor. Diğer taraftan yeni ile garp ile münasebetimiz sadece akan bir nehre sonradan eklenmekle kalıyor. Halbuki su değiliz; insan cemaatiyiz; ve bir nehre katılmıyoruz; bir medeniyeti kültürüyle benimsiyoruz; onun için de hususi hüviyet olmamız lazım. Yeniye başından itibaren bizim olmadığı için şüpheyle eskiye eski olduğu için işe yaramaz gözüyle bakıyoruz.
''Devam etmesi lazım gelen işte bu türküdür. Çocuklarımızın, bu türküyü söyleyerek bu oyunu oynayarak büyümesi; ne Hekim Oğlu Ali Paşa`nın kendisi , ne konağı, hatta ne de mahallesi. Her şey değişebilir. Hatta kendi irademizle değiştiririz. Değişmeyecek olan hayata şekil veren ona bizim damgamızı basan şeylerdir.
"Bazen düşünüyorum, ne garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?"
Gene anladım ki bizim şark, Müslümanlık, şu bu diye tebcil ettiğimiz şeyler, bu toprakta kendi hayatımızla yarattığımız şekillerdir. Bize ulûhiyetin çehresini veren Hamdullah`ın yazısı, Itri`nin Tekbir`i, kim olduğunu bilmediğimiz bir işçinin yaptığı mihraptır.
-Dikkat et, halis bir Müslüman gibi düşünmüyorsun Molla Bey.
- Bilakis, tam bir Müslüman gibi düşünüyorum, fakat mücerret bir Müslüman gibi değil de bu şehrin ve etrafında, hülasa bu memleketin içinde yaşayan bir Müslüman gibi... İki yüz yıl bu memleketin hayatına karışmış yaşayan dedelerimden bana miras kalmış bir Müslümanlık.