Said Nursî'ye atfedilen "şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırım" sözü, onun "Eski Said'in yaptığı gibi" siyaseti vasıta edinen bir ıslahat hareketini değil de halk tabanını ilim, ahlak ve maneviyat üzerinden dönüştürecek uzun soluklu bir terbiye sürecini öngören kültürel bir ıslahatçılığı benimsediğini göstermektedir. Nursî'nin 1950'li yıllarda Demokrat Parti'ye ve Türkiye'de yeni yeşeren çok partili demokrasiye vermiş olduğu destek cemaatin siyasallaşması olarak anlaşılmamalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)'nin baskıcı laiklik politikalarına karşı liberal bir anlayışla dinî hürriyetlere imkân tanıyan Demokrat Parti politikaları, Nursî ve talebeleri tarafından ehven-i şer olarak değerlendirilerek Nur hareketinin ve dindar kitlelerin menfaati adına desteklenmiştir.
Şecere Yayınları
Din
Hiç bilmediğimiz bir ilim mevzuunda bile o mevzuu idrak haysiyetine kavuşabilmek için bir ilk ve ön bilgiye ihtiyaç vardır... İnsan aradığının ne olduğunu bilmeden, bulduğunun da ne olduğunu bilemez... Bulunan ve bilinen aranır... İşte bütün bu derin hakikatleri tek çırpıda telkine döndüren bir Nasreddin Hoca fıkrası: — "Ey cemaat, ben size birşey söyleyeceğim; biliyor musunuz?" — "Hayır!" — "Bilmediğiniz şeyi söylemekten ne çıkar?" Kürsüden iner... Sonra tekrar kürsüye gelir: — "Ey cemaat, ben size birşey söyleyeceğim; biliyor musunuz?" — "Biliyoruz!" — "Bildiğiniz birşeyi söylemekten ne çıkar?" Kürsüden iner... Biraz sonra tekrar kürsüye döner: — "Ey cemaat, ben size birşey söyleyeceğim; biliyor musunuz?" — "Yarımız biliyor, yarımız bilmiyor!" — "Bilenler bilmeyenlere öğretsin!" Her şey gibi, yeniden keşfetmek ve değerlendirmek borcunda olduğumuz milli kahramanlarımız arasında Nasreddin Hoca bir mizah sanatkârı değil, son derece keşif ve derin bir mizah edası içinde, insana yıldırım hıziyle en muğlak hakikatleri sezdiren bir hikmet telkincisidir. Lenin'e, sanatkârlardan kimi sevdiği sorulunca "Şarlo'yu severim ve onu asrımızın en büyük adamı sayarım!" demiştir. O Şarlo ki, Nasreddin Hoca'nın mizaç hamurundan bir lezzet belirttiği hâlde, Hoca'ya nispetle boksör Mehmet Ali'ye göre cılız bir çocuk... Onun en sevdiğim hikâyelerinden biri, meşhur Heğbe nüktesi... Eşeğin sırtında, heğbeyi kendi sırtına alışı ve bunu eşeğin yorulmaması için yaptığını söylemesi...
Sayfa 556 - Ağustos 1994, “NOKTAYI GÖRDÜNÜZ MÜ?”, Vâridât: Noktalamalar, İbda Yay.
Nasreddin Hoca
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit hükümetince Ege Ordu Komutanı Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanlığına getirildi ve Genelkurmay Başkanlığı yolu böylece açılmış oldu... "Tombala"dan Genel Kurmay Başkanı olan Kenan Evren, o zamana kadar "sosyal demokrat" ve "ortanın solunda" bilinir ve bu yüzden CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in himâyesinde oraya çöreklenmişken, 12 Eylül 1980'de darbe yaptı... Şöyle koltuğun kenarına ilişmiş bir hâli varken, içinde bulunulan şartlarda memleket ahalisinin kendisine açıktan gülememesi ve yağcı takımının şakşakları arasında "ben de fena değilim!" havasına girdi ve sonradan büsbütün maskara edilecek bir şahsiyet çizgisinin başlangıcında bütün partileri kapatarak "Devlet Başkanı" oldu... "Devlet Başkanlığı"nın başlıbaşına bir sistem olduğundan habersiz ve "Devlet Başkanı"nı "devletin başındaki adam" sanan bir komikliği sergilerken, bunu böylece görecek göz olmaması şeklinde bir "milli komikliğin" de ifşacısı oldu... Sonra... Cumhurbaşkanlığı süresi bitip Marmaris'e çekilmişken, Ak-Doğuş ve Karar dergilerindeki Atatürk alehytarlığı vesilesiyle İBDA'ya bulaştı ve çarpıldı... O gün bugündür, sökük ve dökük bir korkuluk hâlinde öte dünyaya gitme eşiğinde yaşamaktadır... Tabiî, diktatör haşmeti ile yaşadığı günlere nisbetle buna yaşamak denirse!..
Sayfa 535 - Ağustos 1994, “NOKTAYI GÖRDÜNÜZ MÜ?”, Vâridât: Noktalamalar, İbda Yay.
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu
CHP parti programındaki korporatizm.
“Başlıca ilkelerimizden biri (deniyordu bir parti dokümanında) Türkiye Cumhuriyeti halkını farklı sınıflardan oluşmuş olarak değil, Türk halkının bireysel ve toplumsal hayatındaki işbölümünün gereklerine göre çeşitli mesleklere bölünmüş bir topluluk olarak mütalaa etmektir. “…Bu ilkeyi (halkçılık) benimseyen partimizin amaçları, sınıf çatışması yerine toplumsal düzen ve dayanışmayı güvence altına almak ve çıkarlar arasında uyum sağlamaktır.”
Alıntı
Ecevit bir "cuntacı" değildi, olmadığını göstermişti. Ama Ecevit, bir sosyal demokrat olmasına imkân bırakmayacak ölçüde milliyetçiydi. Solculuğu, CHP'nin altı okundaki"Halkçılık"tan fazla ileriye gitmiyordu.
Alıntı
CHP, mensupları ise, Demokrat Parti'nin irticaı (aynen) körüklediğini, Devlet ( aynen) otoritesini aşındırma politikası güttüğünü ileri sürmüştür.
Eski metinlerde devlet kelimesini genellikle büyük harfle görürüz ki bunun sebebi Fransız grameridir. Fransızca 'etat' devlet demektir ve büyük yazılır. Etat'ın diğer anlamı durumdur. Fransa'dan öyle bir etkilenme ki harfin büyük ya da