Senelerdir sonunu getiremediğim bir romandı ve bitirdim neticede. Winston kadar sıkışıp kalmış hissettim. Okyanusya’da yaşadım. Tüm bildiklerimi unuttum. Neyi bilmem gerekiyorsa onu bildim, aksini düşünmedim düşünce polisine yakalanırım diye. Çiftdüşün’e uydum bundandır. Ne düşünmeyeceğimi bildim, neyi düşünmem gerekiyorsa o şekilde düşündüm. Unutmamak lazımdır ki 1984 her devrin romanıdır, külttür, klasiktir. Bak der bu yapıt bak:”Bir yerlerde ben kurgu değilim. Bir yerlerde ben hâlâ yaşanıyorum. Beni yaşatmayın. Olmasını istediğiniz gelecek ben değilim.”
Bu kitap çok dolu,derin bir kitap...
Kitap ile ilgili inceleme yaparken yeni bir kitap yazılabilecek bir kitap olduğunu düşündüğüm için sadece kitabın içinde belli bir paragrafta geçen
Çiftdüşün veya İkili-düşün
Bazı yayınlarda Çiftdüşün olarak geçen ama okuduğum yayında ikili-düşün olarak geçen kurnazlığın son noktası olarak tabir edilen yöntem hakkında bilgi vereceğim.
“Hem bilip,hem bilmemek;özene bezene uydurulmuş yalanlar söylerken,doğru sözlülüğün mükemmelliğinin farkında olmak;birbirinin varlığını çürütüp ortadan kaldıran iki fikrin karşıt olduklarını bilerek ,her ikisine inanmak aynı zamanda kabul ve tasdik etmek; mantığı mantık aleyhine kullanmak:bir yandan ahlaklılığa sahip çıkarken öte yandan onu reddetmek;demokrasinin imkansız olduğunu bilirken,partinin demokrasiye bekçilik ettiğine inanmak,her şeyin unutulmasına ihtiyaç duyulduğu anda unutmak gerekli olduğunda onu tekrar aklına getirmek ve hemen ardından unutmak.En önemlisi olan da aynı yöntemi bu yöntemin kendisine uygulamaktır.Kurnazlığın son noktası buydu işte.Bilinçsizliği bilinçle davet edip,ardından az önce başardığınız uyutma eylemini bilinç dışına itip,”ikili-düşün” kelimesini anlamını kavramak için bile ikili-düşün öğretisinden faydalanmak gerekiyordu.
SAVAŞ BARIŞTIR
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
CAHİLLİK GÜÇTÜR.
Ve SEVGİ NEFRETTİR
gibi sloganlar Çiftdüşüne (ikili-düşüne) örnektir.
1984 okuduğum distopyalar arasında en sarsıcı olanı,bu kitabı ruh halinizin iyi,her şeyin yolunda olduğu bir dönemde okumanızı ve elinize aldığınızda üslûba alışana kadar bırakmamanızı öneririm ayrıca kitabı okurken bazı bağlantıları kaçırmamak adına not alabilirsiniz.Mini kitapta sonda olan çevirmenin eklemesi olan yazarla,eserle ilgili olan ek bölümü ve yenisöylem kurallarını romana başlamadan okumanızı tavsiye ediyorum,romanı genel çerçeveden küçük çerçeveye özetlemeye çalışacağım.
1984'te dünyada üç büyük devlet hüküm sürüyor.Bu devletler Okyanusya,Avrasya ve Doğu Asya.Hepsi aynı ideoloji ile yönetiliyor.İngilteredeki "İngsos" (İngiliz sosyalizmi),Avrasyadaki "Neobolşevizm",Doğu Asyadakinin adı ise "Ölüme Tapınma".Bu üç büyük devlet sürekli birbiriyle savaş halinde,sürekli bir yenişememe devam etmekte,güç olarakta birbirlerine eşler ve bu ülkelerdeki insanlar birbirlerinden nefret ediyor.Barış istenen bir şey değil sebebi de şu toplumdaki ayrıcalıklı kesimin durumunu koruması için savaş haline her zaman ihtiyaç var.Üretim mallarının fazlasını eritmenin bir yolu savaş.Bu üretim malları toplumda eşit olarak dağıtılmış olsa,toplumda bir refah durumu gözlemlense toplumdaki her tabaka bundan etkilenir ve alt tabaka özgürleşmeye,bilinçlenmeye başlar ve kendisini yönetenlere ihtiyaç duymamaya başlar,buna karşın üretimin azaltılması da istenen bir durum değil,çünkü toplumun her kısmı gereksiz bir yoksulluk çekmek zorunda kalabilir,askeri ve ekonomik olarak rekabette diğerlerinden geride kalabilir.Savaş psikolojik olarakta istenen bir durum,savaşın olduğu bir toplumda halk,kendisini yönetecek bir kesime ihtiyaç duyacaktır.Romanda "SAVAŞ BARIŞTIR."sözünü de sık sık görürüz.Savaşla barış durumunun bu üç ülkede dış politika açısından bir farkının olmadığı sadece her ülkenin
George Orwell’in 1984’ü, ilk bakışta sosyalizme yöneltilen bir eleştiri gibi algılansa da, özünde totaliter ve baskıcı yönetimlerin tümüne yöneltilmiş bir eleştiridir. Kitabın dile getirdikleri herkes için bir uyarı niteliği taşır; mahremiyet, düşünce-dil ilişkisi ve apolitiklik üzerine uyarılardır bunlar. Kitabın okuruna vermek istediği mesaj hiç eskimemiştir, şüphesiz eskimeyecektir de. Çünkü insanoğlu varoluşu gereği iktidara ve güce heveslidir, bu varoluşsal hırs insanoğlunda barındığı sürece totalitarizmin varlığı da devam edecektir. Belki de bu sebepten ötürü “tüm zamanların kitabı” denilerek bahsedilir 1984’den.
Orwell bu zamansız kitabı 1948 yılında yazmayı tamamladığında, onu içinde bulunduğu yılın son iki rakamını değiştirerek adlandırmış. Bir yazarın eserlerinde değindiği konular gerçek yaşamdan doğrudan etkilendiği için 1984 de, yazarı Orwell’in yaşadığı koşullardan doğrudan etkilenmiştir; onun hayatına ve kaygılarına ilişkin önemli mesajlar taşımaktadır. 1984’ün II. Dünya Savaşı bittikten üç yıl sonra (1948’de) yayınlandığını göz önüne aldığımız zaman, Orwell’in totaliler rejimlere ilişkin eleştirisini niçin sosyalizm aracılığıyla yapmak istediğini kolaylıkla anlarız. Hitler’in Stalingrad’daki yenilgisiyle başlayan sürecin sonunda intihar etmesi II. Dünya Savaşını sona erdirmiş ve galibiyetin tüm başarısı, askeri zaferler sebebiyle Sovyet Rusya’ya ve bu devletin hakim ideolojisi sosyalizme verilmişti. Aynı şekilde, 1900lerin başlarından başlayarak aynı yüzyılın sonuna kadar dünya siyasetinde etkin bir konum edinen sosyalizm, Orwell’in yaşadığı dönemde hızla yayılmaya devam ediyordu. Dolayısıyla Goerge Orwell, yaşadığı dönemdeki tanıklıklarından yola çıkmış olacak ki bu gelecek kurgusunu ve baskıya yönelik eleştirisini dönemin hakim siyasi atmosferi
-spoiler içerebilir-
1984 baştan sona umut vermez. bu nedenle kitabı kara ütopya olarak tanımlamak yanlış olmaz. george orwell, eserinde despotizmin egemen olduğu bir dünyayı tasvir eder. bu ütopyaya göre, dünya eşit güce sahip üç bloğa ayrılmıştır; yönetenler tek egemen güçtür. hiç kimse birbirine güvenmez. bireylerin kişilikleri tamamen silinmiştir. kitapta anlatılan ütopya daha çok günümüz modern dünyası ve üretim ilişkilerini yansıtmaktadır.
'geçmişi kontrol eden geleceği kontrol eder, şimdiyi kontrol eden geçmişi kontrol eder' sözü kitabın ana teması. öte yandan sürekli devam eden savaş, bireylerin bir yandan üretip diğer yandan bilinçlenmesini engellemek amacıyla sürdürülen danışıklı dövüş olarak sunulmaktadır çünkü bireyler üretime geçtikleri ve topluca zenginleştikleri vakit toplum içinde hiyerarşinin yok olacağı öngörülmektedir böylece yoksulluk nedeniyle gelişemeyen kitleler bu defa kendileri için düşünmeye başlayacak ardından ayrıcalıklı yönetici sınıfın gereksizliğini kavrayacaktır. bu nedenle zenginliği arttırmadan üretim çarkını döndürmenin tek yolu savaşmaktır. savaşmak dışında farklı alternatifler düşünülebilir, örneğin tarım toplumuna geçiş yapılabilir ancak bu durum, tüm dünyaya yayılmış makineleşmeyle çelişmektir. üstelik makineleşmeyen toplumlar diğer devletler tarafından yönetilmeye mahkûm olmaktadır. böylece sistem, savaşlar olduğu sürece belli bir bilinçsizlik düzeyinde devam etmekte, olası isyanların önlenmesi amaçlanmaktadır.
kitapta, yıllarca süren savaşlar sonucu dünya üç büyük devletin kontrolüne geçmiştir. bunlar okyanusya, avrasya ve doğu asya'dır. okyanusya diğer iki devletten daha güçlü durumdadır. diğer devletler hakkında hemen hemen hiçbir şey anlatılmazken, okyanusya parti tarafından yönetilmektedir. kitabın ilerleyen sayfalarında
Bu kitabı okuduğumda iki kere iki dört demenin dahi lüks olduğunu anlamıştım.
Ya çiftdüşüne ne demeli?
Bu kitap her insanın okuması gereken bir kitap. Başlarda sıksa da sonra kapılıyorsunuz büyüsüne.