"Bizim uğrumuzda gayret gösterenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir." (Ankebut 29/69)
"Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder." (Talak 65/3)
Bu âyetler aslında mümine hayattaki en önemli mesajlardan birini veriyor: Sen Allah için bir adım at, Allah senin için yollar açsın. Sen vesile ol, Rabbimiz neticeyi halk etsin. Müminin görevi çare aramak, Allah'ın vaadi ise çareyi yaratmaktır.
Şuurlu mümin şunu bilir: Şimdilik imkânsız gibi görünen durumlar bir gün mümkün olabilir. Şimdilik kapalı olan kapılar bir gün açılabilir. Hem açılmasa, hep kapalı kalsa bile "Rabbimizin bunda kim bilir ne hikmetleri vardır, belki de böylesi benim için daha hayırlıdır" diye düşünür.
Şuurlu mümin, Allah'ın emirlerinden taviz vermek için bahaneler aramak yerine Allah'ın emirlerini gerçekleştirmek için çareler arar.
Bahane arayan nefsini ikna eder; çare arayan Rabbini memnun eder. Bahane insanı yerinde saydırır; çare ise insanı yürütür, hatta koşturur.
Rencide edilen inançlar, hayal kırıklığına uğrayıp öfkeye dönüşen heyecanlar, patlamalar, bastırılmış savaş içgüdüleri, kışkırtılan gençlik cesareti, merak, değişiklik arzusu, sürpriz merakı, insanı yeni bir temsilin afişini okumaya ya da tiyatrolarda makinistin düdük sesini sevmeye sevk eden duygu; hedefi belirsiz kinler, garezler, hayal kırıklıkları, kaderin kendisine oyun ettiğine inanan her çeşit boş gurur; maddi sıkıntılar, boş hayaller, engellerle çevrili hırslar, bir çok güçten kendine çıkış yolu bulmayı umanlar ve nihayet, hepsinin en altında yer alan o turba, ateş almaya amade o bataklık kömürü: Ayaklanmayı oluşturan unsurlar bunlardır işte.
Salih kelimesinin bilinen bir diğer anlamı da “tövbe etmek” veya “durumu düzeltmek”tir. Meallerde bu anlam sıklıkla tercih edilir. Ağabeyler de bu kelime üzerinden kendilerine bir çıkış yolu üretirler: “Yapmamız gereken tek kötü şey Yusuf’tan kurtulmak. Ondan sonra tövbe eder, salihlerden oluruz.” Yani günahlarını küçültüyor, kendilerini kandırıyor ve şöyle düşünüyorlar: “Bu işi halledelim, sonra tövbe ederiz. Bir daha da böyle bir hata yapmayız.” Üstelik planlarının sonucunda babalarının sevgisinin kendilerine döneceğine inanıyorlar. “Yusuf olmayınca babamız bizi sever.”
Bu düşünce, şeytanın “Bir kereden bir şey olmaz” aldatmacasının en çarpıcı örneklerinden biridir. Aynı zamanda şeytanın “erteleme ayartısı” ile de birebir örtüşür. Bugün de aynı psikolojiyi sıkça görmez miyiz? “Ramazan gelsin, o zaman namaza başlarım.” “Bir mezun olayım.” “Bir işe gireyim.”
“Hacca gidince değişeceğim.” Peki o zamana kadar ne yapıyoruz? Aynı günahlara devam ediyor muyuz? Eğer öyleyse bu gerçek kulluk değildir. Kulluk “ileride düzelirim” vaadiyle ertelenmez. Yusuf’un ağabeyleri burada birbirlerini ayartıyor, günahı birlikte işlemeye karar veriyor ve birlikte tövbe edeceklerini düşünüyorlar. Tam da burada arkadaş çevresinin ve grup psikolojisinin nasıl zehirli bir etkiye dönüşebileceğini görüyoruz. Bireysel olarak belki yapmayacakları bir günahı, grup hâlinde normalleştiriyor, birbirlerini teşvik ederek toplu bir suça imza atıyorlar.