Tatlı olanı nasıl bilebilir ki insan
Eğer acı olanı hiç almadıysa ağzına?
Istırabı tatmadıkça, payını almadıkça bundan,
Eremezsin saadetin hakiki manasına.
Bir Alman için cinsel birleşme, yemek üstüne yenen büyücek bir cikolatadir; yeri, konumu, bilinen bir edimdir; güzel bir seydir. Bir Türk için ise güzelliğin çok üstünde, hatta dışında bir sey vardır: Bir felaket tadı, bir varlik-yokluk tartışması, bir mahvoluş duygusu..
Ağzına bir çikolata daha attı, “insan uçabileceğini düşünür ama atlamaktan korkar. Kötü bir dost onu arkasından iter.” Bana baktı.
“İyi bir dost onunla birlikte atlar.”
Ne zaman bana gülümsese nabzım hızlanıyordu; gülümsemesi muhteşemdi. Kahverengi gözleriyse acayip güzeldi; iki dipsiz sütlü çikolata havuzu gibiydiler.
Persoonlijk houd ik van een chocoladekleurige hemel. Donkere, donkere chocolade. Mensen zeggen dat het bij me past. Ik probeer echter te genieten van elke kleur die ik zie - het hele spectrum. Een miljard verschillende smaken, allemaal net een beetje anders, en een hemel om zachtjes aan te zuigen. Dat is goed tegen de stress. Het helpt me te ontspannen.
Kişisel olarak, çikolata rengi gökyüzünü severim. Koyu, çok koyu çikolata. İnsanlar, bunun bana uyduğunu düşünüyor. Bense gördüğüm her rengin-bütün tayfın- tadını çıkarmaya çalışırım. Bir milyar ya da daha fazla ton; hiç biri aynı değil. Ve yavaşça emecek bir gökyüzü. Bu, sıkıntıyı alıp götürür ve gevşememe yardım eder.