Ateş Krallığı'nda bir parti mi var?"
"Evet, resmi bir şey belli ki. Arın' a davetiyeleri götürüyordum ben de."
Hayır, burada kalıp çalışacağım," dedim kadehimi elime alıp.
"Arın da bütün gün çok yoruldu ..."
"Zaten sana davetiye gelmemiş."
"Anlamadım ..."
"Burada üç tane var. Su Lordu için, benim için ve bir de ..." Durup pek mantıklı bulmadığı isimle kaşlarını çattı. "Kali için," dedi sorgular bir ifadeyle.
"Tekrar bak," dedim. "Arın'ı kızdırmaya bayılıyor. Muhtemelen Gökyüzü Varisi adınadır davetiye." Kaşlarımla işaret ettim.
Parşömenleri birbirine sürterek teker teker tekrar baktı ama başını iki yana salladı.
"İkiz alev için?" diye sordum.
"Hayır." Tekrar başını iki yana salladı.
"Yıldız ışığı?"
"Cıks."
"Deniz yıldızı?"
"Başka davetiye yok, Varisim."
"Su baloncuğu?"
"Kiminle konuşuyorum ki? Bak hele bak…Hala gülüyor.Cıks cıks…Ben de kalktım, dağları taşları aşıp buraya kadar sana teşekkür etmeye geldim. Ama ben de salaklık! Sen kime teşekkür ediyorsun ki acaba? Karşındaki adam teşekkürden anlayacak mı bir kere? Sen teş-dediğin anda o mağarasından çıkıp hungo mungo diye kükreyecek!”