Otomatik Portakal, modern toplumun en büyük çıkmazlarından birini yüzümüze çarpıyor: İnsanı insan yapan şey, kendi iradesiyle günah işleyebilme özgürlüğü müdür? Yoksa sistem eliyle "kusursuz bir iyiye" dönüştürülen bir robot olmak mı?
Benim bu çarpıcı eserle buluşma hikayem ise edebiyat ve müziğin harika bir şekilde kesişmesiyle başladı. Bu kitabı çok sevdiğim bir sanatçı olan Şanışer’in (Sarp Palaur) Ludovico albümünün hikayesini dinledikten sonra okumaya başladım. Ve albümün isminin Ludovico olması çok derin ve anlamlı hissettirdi. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk Rap Müzikali de Otomatik Portakal kitabına bağımlı olarak Şanışer ve bir çok sanatçımızla ortaya çıktı. Otomatik Portakal’ı önereceğim elbette ama hayranı olduğum sevgili Şanışer’in Ludovico albümüne de şans vermenizi şiddetle tavsiye ediyorum.
Yazarın kitapta kurguladığı, insanı mekanikleştiren ve suç işleme dürtüsünü yok ederken aslında "seçme hakkını" elinden alan o meşhur "Ludovico Tekniği", Şanışer’in toplumsal eleştirileriyle muazzam bir paralellik gösteriyor. Kitabı okurken albümdeki o başkaldırıyı, albümü dinlerken de ana karakter Alex'in yaşadığı o korkunç dönüşümü iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Çok beğendiğim bir kitap oldu, tavsiye ederim. Şimdi sıra filmini izlemekte :)