Puan vermedi·556 syf.·
2020 357. kitabı
Bugün bir çok okurun överek söz ettiği Gazap Üzümleri'nden bahsedeceğim. Açıkçası kitaba ilk başladığımda bir süre kitabın durağan ilerlemesi beni haliyle sıkmıştı. Yazarın anlatımı oldukça akıcı ve anlaşılır; bir çoğumuz bunu biliyoruz ama hikayenin durağanlığı beni olumsuz etkiliyordu. Fakat sayfalar aktıkça hikaye şekillenmeye başladı ve insanı sarsan bir eser ortaya çıktı. Gazap Üzümleri Amerika'da 1929 yılında başlayan ve büyük buhran olarak adlandırılan dönemde bir ailenin özelinde insanların yaşamış olduğu zorlukları konu ediniyor. Eser, ekmeğini topraktan çıkaran insanların kapitalist düzenin etkisiyle topraklarını kaybetmesi ve bunun üzerine yeni umutlarla oradan oraya göç ederek, hayatta kalma mücadelerini hüzünlü bir şekilde okuyucuya aktarıyor. Bir yanda hayvanlar gibi çalışmasına rağmen karnını bile doyuramayan insanlar mevcutken diğer tarafta zenginleştikçe zenginleşen, bir türlü gözü doymak bilmeyen emek hırsızları söz konusu. Öylesine bir açlık, sefalet ve yoksulluk yaşanıyor ki o insanların tüm acısını okuyucu da iliklerine kadar hissediyor. Böylesi güzel bir eseri tavsiye etmeme gerek yok sanırım, bir çok okurun bu eseri okuduğunu veya okumayı düşündüğünü tahmin edebiliyorum. Biz de en azından okumayı düşünenler için bu güzel eseri tekrar hatırlatmış olalım...
İnceleme
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 202045,7bin okunma
Bir de Bayıl İstersen Victor
8/10
·251 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
102 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 14:20
Eveeeeet, sonunda o gün geldi, bitmesin diye çok çabaladım (yatarak) ama bitti... Kitapta size spoi vermek hiç istemiyorum, hepinizin okumasını çok istiyorum çünkü, o yüzden spoi vermeden (bu beni ağlatacak) yapmayı arzuladığımız (arzulamak mıı hayırdır ula) kitap vızırdamamıza geçiyoruz. Kitap, bilim kurgu kitabı, ilk baskı 1818 yılına ait (19.yy.da bilim kurgu yazmak nasıl aklına gelebilir kral ya), çevirmen sunuşu+yazar sunuşu+önsöz dahil toplam 251 sayfa (bu söylediklerimi de kesinlikle okumalısınız, ben spoi yememek ve daha iyi değerlendirmek için bunları mutlaka kitaba başlarken değil kitabı bitirince okurum). Bahsedeceğim çok fazla şey var ama nasıl toparlayacağım konusunda zorlanıyorum şu an (her duygunu yaz ama Elif tamam mı canımın içi), öncelikle 19.yy.da bir insanın gerçekten de oturup bilim-kurgu yazabilmesi bana inanılmaz geliyor şu anki yaşantılarımızda yok uzay, yok yapay zeka, yok robotlar derken bir sürü gelişmeye şahit olabilmişken bilim-kurgu yazabilmek bana olağan geliyor çünkü yaşadıklarımızın büyüklüğünden, yaşayacaklarımızın potansiyelini ufacık görmemizle bile bilim-kurguya ulaşabiliyoruz. Ama 1800'lerde böyle bir şeyin hayale gelmesi ve oturup buna bir tasvir biçilebilmesi, üzerine bir olay yazılabilmesi bana inanılmaz geliyor. Hele ki dönem şartlarında kadınların kitap yazma konusunda bırakın teşvik edilmeyi sosyal olarak engellenmiş olmasına rağmen bir kadının kalkıp da bu eseri yazabilmiş olması da bence çok büyük bir şey. Okuduğunuzda anlayacaksınız, o kadar kaliteli bir kitap ki benim aslında kitabı bu kadar geciktirme sebeplerimden biri de bu denli kaliteli olmasıydı, kitabın ilk 80 sayfasında gerçekten çok etkilendim, bu etkiyle hem kitabı çabucak okumak hem de bitirmemek istedim, çok sevdiğim şeylerin bitme ihtimali işin içine
Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202021,8bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·352 syf.··
2026 40. kitabı
Kusursuz Yabancı’yı sonunda bitirdim! Okumam beklediğimden çok çok daha uzun sürdü ama zateb bahsedeceğim. Öncelikle kitabın konusu hakkında az çok bilgiye sahiptim ama asıl alma sebebim Sezin ablanın benim kitabı seveceğimi söylemesiydi. Tamamen onun etkisiyle ve daha öncesinde okuduğum kitaplarını sevmiş olmamla birlikte zaten hemen okumak istediğim bir kitaptı. Açıkcası konusu gerçekten çok güzel düşünülmüş ve bence çok potansiyel bir konuydu. Kitap boyunca teori üretmekten bir hâl oldum. Hatta ilk gün her aklıma gelen teoriyi yazara da yazıyordum. Ancak ben mi çok uçuk düşündüm yoksa olayların çözümü mü kitabın yanında çok basit kalmıştı inanın bilemiyorum. Kitaba büyük bir beklentiyle başladım zaten ve başlarda beklentimi de karşıladı aslında. Ancak sonrasında bir psikolojik gerilim kitabında istemeyeceğim kadar çok betimleme okumaya başladık ve o betimlemeler biraz okuma hevesimi kırdı. Ben kitabı başladığım gün bitiririm derken kitabı bitirmem 4 KOCA GÜNÜMÜ aldı. Tabii burada benim de tembelliğim vardı ancak yine de konu bakımından beni merak ettirip kitabın başında tutubilecek potansiyele sahipken betimlemeler nedense konudan ara sıra sapıyormuşuz gibi hissettirdi, dikkatim dağıldı ve kitabın dinamiğini bozdu. Bu kadar fazla betimleme olmasaydı kitabın dinamiği korunur ve okuyucuyu kitabın başında tutardı diye düşünüyorum. Bir de belki sonu çok daha farklı olabilirdi. Yine bir ters köşe vardı ama zaten kitap boyunca gözümüze soktuğu şey, şüphelendiğimiz şey sorumlu çıktı olaydan. Benim öyle bağlantılarla öyle teorilerim vardı ki, açıkcası biraz hayal kırıklığına uğradım. Biraz hedef saptırılabiliedi bence. Yine de ters köşenin bağlantılarla planlanmış olması hoşuma gitmedi değil. Kitapta şaşırdığım bir çok yer vardı bu arada ama beklediğim kadar gerildiğim bir
Kusursuz YabancıSezin Karameşe · Ephesus Yayınları · 202697 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2026 8. kitabı
İlk bölümden itibaren merak ediyorsunuz tempo da hiç düşmüyor. Böyle olunca diyorsunuz ki wowwww harika bir kitap. Ama sonu... Hakkını vereyim tahmin edilemez bitti ama ondan o çikti burdan çıktı. Bir şeyler oldu. Şaşırtcam diye üstüme plot twist yağdırıldı ve kaçıldı öyle hissediyorum. Hepsini anlamaya çalışırken şaşırmayı unutuyorsunuz öyle söyleyeyim
Kocamın KarısıAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 2026122 okunma
10/10
·96 syf.··
2026 346. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 13:58
Bu kitabı açtığımda; karşıma doksan yaşında bir ihtiyar değil, adeta bu topraklardan gelip geçmiş nevi şahsına münhasır bir kalemin aksi çıktı. Kitabın başkahramanı; o huysuz, kimseleri beğenmeyen ama kabuğunun altında yufka bir yürek taşıyan, nostaljinin o koyu, puslu dehlizlerinde kaybolmuş gazeteci adam, bana her satırda unuttuğumuz bir dostu hatırlattı: Engin Ardıç. ​Okurken sanki Márquez’in kurgusunu değil de, Ardıç’ın fani dünyaya veda etmeden evvel bir kenara iliştirdiği, o kendine has müstehzi ve aristokrat anılarından birini okuyormuş hissine kapıldım. Düşünce tarzındaki o keskin, tavizsiz ama bir o kadar da melankolik tını, tam anlamıyla onun ruhunun bir yansıması gibiydi. Ne hazindir ki, kaderin mukadderatı buradaki en büyük tezatı önümüze koyuyor. Kitabın kahramanı doksanıncı yaşının eşiğinde hayatın ve aşkın o en rafine sırrına ererken, Engin Ardıç değil doksanın seksenin bile ne menem bir şey olduğunu göremedi. Bu hüzünlü kıyasın ötesinde, kitap beni başka bir iklimin sultanı ile tanıştırdı. Bu eser, bugüne dek yazılmış, aşkın o en saf, en el değmemiş ve en büyüleyici betimlemelerini barındıran bir şahaser. Márquez, şehvetin kirli sularından, aşkın o her şeyi temizleyen, ruhu arındıran göksel nehrine öyle bir köprü kurmuş ki, hayran kalmamak elde değil. Kitap, aşkın fiziksel bir doyumdan ziyade, iki ruhun zamanın ötesinde, sessizce birbirine dokunuşu olduğunu fısıldıyor kulaklarımıza. ​Hülasa; Benim Hüzünlü Orospularım, bana hem edebiyatın o evrensel ve sınır tanımaz gücünü bir kez daha gösterdi hem de bu topraklardan geçen keskin bir kalemin, Engin Ardıç’ın hatırasını hüzünlü bir tebessümle yad ettirdi. Aşkı, nostaljiyi ve bir ömrün muhasebesini böylesine muazzam anlatan bu eser, kütüphanemin en mahrem köşesinde yerini aldı.
Benim Hüzünlü OrospularımGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 201925bin okunma
Puan vermedi
Öncelikle kitap bir aşk romanı değildir. Kendini bulma ve kendinle yüzleşme romanıdır, ayrıca Türkiye'nin en büyük sorunu olan modernleşme krizinin ve cinsiyet rollerinin paradigmatik değişiminin romanıdır. Spoiler içerir. Raif Bey Ankara'da kimsenin takmadığı zavallının teki. Karısı, kızları, patronu takmıyor ve herkes tarafından kullanılıyor. Hikâyeyi anlatan kişi bile onu oksijen israfı olarak görüyor. Bu kadar düşmüş, zavallı biri artık karşı tarafta agresyon uyandırıyor. Kendi evinde karısıyla, kızlarıyla ve içgüveysi damatlarıyla korkunç bir anaerki yaşıyor. Ama bu bir sonuç, Raif Bey'in biyografisine bakıldığı zaman mitik bir biçimde bu kader örülüyor. Raif Bey'in babası fabrikatör, İstanbul'da yaşıyorlar ve annesi ölmüş, yani Raif Bey'in babası daha paşa Osmanlı'yı temsil ediyor ve öykü de İstanbul'da başlıyor. Babası onu Almanya'ya gönderiyor, sabun tozu fabrikasının başına geçebilmesi için. Berlin'e, yani klasik modernizmde cinsiyet rollerinin en kaygan olduğu dünya başkentine gidiyor. Berlin aynı zamanda erkekliğin yitirildiği ve inanılmaz liberal bir cinsiyet anlayışının başkenti. Tabii bu özgürlüğünün faturasını Nazi Almanyası ile ödüyor Almanlar. Faşizm ve Alman nazizmi bu yitirilmiş erkekliği geri getirme çabasından başka bir şey değildi. Berlin'e gidiyor ve sergide dolanırken o meşhur tabloyu görüyor. Babasının oğlu, babasının sanatını devam ettirmek için, üstün Alman kalitesiyle zanaatini öğrensin ve geri dönüp babasından fabrikayı devralsın diye gittiği yerde zanaat öğrenmek yerine annesizlikten o Madonna tablosuna sarıyor. Kürk ilksel bir şey ve avcılık-toplayıcılık dönemini hatırlatır. Freud'a göre annenin cinsel organının Ödipal erkekteki ilk intibasıdır. Sabahattin Ali kitabın da ismi olan Kürk Mantolu Madonna ismini Rönesans dönemi
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,5bin okunma