"Telaş etmeyin evlatlarım," dedi, "Hiç acele etmeyin. En doğru anı seçeceğiz, o zaman ben en öne çıkacağım. Süngülerinizi takmış ve keskinleştirmiş olarak siz hazır beklerken elimi kaldırdığımı gördüğünüzde, peşimden gelin.'
Yalın Türk askerinin ruhunu yepyeni bir cesaretle ateşlemişti. Hepsi de onu cehenneme kadar izlemeye hazır durumdaydı.
Karşı tarafta, düşman mevzilerindeyse yeni ordunun iki acemi taburu, yani 6 ncı North Lancashire ile 5 nci Wiltshire taburları yorgun fakat deneyimli Yeni Zelandalılar'ın yerini alıyordu.
Şafaktan önce kullanılabilecek durumdaki bütün Türk topları ateşlenerek düşman mevzileri yoğun bir ateş altına alındı. Sabaha karşı 3:00'de Mustafa Kemal siperlerden çıktı. yürüyerek ilerledi. İngilizler ateş açtı. Bir kurşun saatini parçaladı, fakat kendisine gene bir şey olmadı. Yaralanmış olsaydı, hücum asla gerçekleştirilemeyecekti. Adamları o takdirde parmaklarını bile oynatmayı reddedeceklerdi.
Top atışı kesildi. Bir an için Mustafa Kemal, adeta güçlü bir lider figürü olarak, tek başına, ayakta durdu. Hemen sonra bir elini kaldırıp ileriye atıldı. Yabanıl naralar atan Türk piyadesi, karşı durulmaz bir süngü denizi halinde dalga dalga onun ardından tırmanmaya başladı. İki Ingiliz taburunu ezip geçtiler. North Lancashire taburu bozuldu ve kaçmaya başladı; Wiltshire taburuysa, son askerine kadar süngüden geçirildi. Türkler tepenin eteklerinden aşağıya doğru, denize kadar her şeyi ezip geçtiler. İngiliz savaş filosu, üzerlerine bombalar yağdırdı. Dev şarapneller ve demir parçaları sağanağı, toprakta kocaman delikler açıyordu. Geri çekildiler ve siper kazdılar, ancak, Conkbayırı tepesini temizlemişlerdi. Çarpışma kazanılmıştı.
Ölümün bilindiği güne kadar insanlar arasında ayrılık, savaş, kan dökme yoktu. İlk insanın ölümünden sonra kin, nefret, çirkinlik, ihanet, düşmanlık, katillik vb. kötülükler ortaya çıktı.
Deniz kıyısında kayık karan
Genç kızların ışınlarını taşıyacaktır derelere
Ve çölde ilerleyen bin tonluk bir deve
Gibi bize bir siteyi yüklenerek dönecektir
Gün vurduğu zaman ağzına mağaranın
Bizden alman vakit bize geri verilecektir
Çiğnenmemiş çayırlıklardan
Devşirilen yeşillikler yüzümüze sürülecektir
Bir el uzanışıyla
Gelecek çağlara çağdaş olacağız
Uykumuzu en ulu ders olarak okutacaklar çocuklara
Uykumuz korkunun ötesinde
Yeni bir kımıltı demek uygarlıklara
Uyudular ayakları ses çıkarmadan çakıltaşlarında
Güneşte pişmeyen bir yumurta
Tapınaklar için kesilen taşların biçiminde
Gökten başka denizden de anlaşılan gecenin gelişinde
Solan kadınlarda eriyen gülde
Uyudular uyuyarak onardılar
Işıttılar insan yüreğini
Kentler battı kentler çıktı uyudular
Mağaranın ağzını kapatan kaya
Değirmentaşı gibi döndü yüzyıllarca
En az gerekli gün ışığını vererek içeri
En yüce bir yaşama için gerekli
Kabusları süpüren umut için gerekli
Rüya gören sayıklayan beyin için gerekli
Kurban sanatının şehidi eller için gerekli
Kelimeyi dürbün gibi geleceğe çeviren
Dağ görünüşlü diller için gerekli
18. YÜZYILIN sonunda toplumun her kesiminden insan eskiden sa-dece yönetici sınıflara tanınan özgürlükleri talep etmeye başladı. Dünya giderek daha kalabalık, daha az dindar ve cinsel açıdan daha hoşgörülü oluyordu. Sonraki yıllarda toplumsal sınıflar gerek sokakta gerekse yatakta daha önce hiç görülmedik biçimde kaynaşacaktı. Öte yandan üst sınıfları bağlayan yeni yasal düzenlemeler ortaya çıktı. Buna göre üst sınıflar ilk kez alt sınıftan insanları cinsel açıdan suistimal ettiklerinde yüksek bedel ödemek zorunda kalacaklardı. Zengin bir adamın hizmetçi kızlarıyla veya erkek işçileriyle cinsel temas kurma ayrıcalığı eskiden hiç olmadığı kadar sorgulamaya tabi tutuldu. Alt sınıftakilere cinsel tacizde bulunan zenginlerin mahkeme serüvenleri boyalı basında alaycı bir anlatımla haber oluyordu. Genç bir kızın, patronu olsa bile yaşlı bir adamın seks talebini reddedebileceği ve yakışıklı genç bir adamın herhangi bir centilmenin avı olmadığı anlayışı yavaş yavaş kabul görmeye başladı. Elbette bu süreç düzgün ilerlemiyordu ve eski âdetler çetin cevizdi, ama 20. yüzyılın başında rağbet gören özgürlük fikri artık cinsel av olmaktan kurtulma yolunu açtı.
Livata 1791'e kadar Fransa'da büyük bir suç olmaya devam etti ve yaklaşık kırk bin eşcinsel yüzyıl boyunca özel livata devriyeleri tarafından kara listeye alındı. Öte yandan çok az oğlancı idam edildi veya alenen cezalandırıldı, çünkü yetkililer genellikle eşcinselliği ön plana çıkarmanın onu yaygınlaştıracağı endişesiyle durumu örtbas etmeye çalışıyorlardı. Başka yerlerde olduğu gibi yüksek mevkideki kişiler tedbirli olmaları gerektiğinde livata karşıtı yasalara karşı çıkıyorlardı. Ayaktakımına bir müddet hapis veya sürgün cezası verilebiliyordu. Bununla birlikte şayet cinsel serüvenlerini çok aleni yaşamışlarsa üst sınıflar bile tamamen güvende sayılıyordu. 1722'de bir yaz gecesi Versailles'daki kraliyet sarayının çevresin-deki çeşmelerin ve ağaçların arasında bir grup genç asil birbirleriyle seks yapıyordu. Yaklaşık bin hektarlık araziyi kaplayan bahçeler onlar için gözden ırak bir yer bulmaya yetecek kadar genişti, ama bunun yerine saraya çok yakın bir yerde eğlenmeyi seçmişlerdi; saraya öyle yakındılar ki bazı insanlar onların seslerini duyup neler yaptıklarını gördüler. Rivayetler farklı olsa da, işin içinde en az altı erkek vardı ve bunların hepsi de yakın zamanda evlenmişti. Zamanın hukukçularından birinin dediğine göre, erkekler sadece hemcinsleriyle seks yapmamış, aynı zamanda ayışığı altında ve "gayet aleni olarak anal yolla düzüşmüşlerdi". Sorguya çekildiklerinde hiçbiri pişmanlık duymadığı gibi, hayatlarından endişelenmelerini gerektirecek bir sebep de göremiyorlardı. Çoğu konforlu malikanelerine "sürgün" edildi ve ardından karıları da kendilerine katıldı. İçlerinden sadece biri Bastille'e gönderildi. On iki yaşındaki müstakbel Kral XV. Louis saray erkanından bazılarının neden uzaklara gönderildiğini sorduğunda, bahçedeki çitleri yıktıkları için