Yaz aşkına dair,” dediniz… İşte: Çocukken çok afacan bir kedi sevdim ki elimden bir an bırakmazdım; uyurken kucağımda
ruhumdaki şefkat
hep üstüne titrer, gece bazen yatağımda birlikte uyurduk. Bırakıp okula gitsem
özleyerek üzülür
mutlaka beni dikkatsiz eder, “Hey, koca sersem!” azarlaması tokatlarla gürülderdi başımda.
Ben, çılgın aşık,
her kahra tahammül ile severdim… O yaşımda sevmekteki etki ve teselliyi bilirdim,
herkes gibi; hatta
kimi zaman da nedensizce düşünceli olurdum…
Zerrişte, bu adıydı onun, sanki haberi var
gizli kederimden,
yaltaklanır, atlar, sürünür, okşatır, okşar;
iyi davranmama elbet o gün çare bulurdu.
Ancak üzerimden
bir kere o hüzün yok oldu mu, kurulurdu;
“Sayemde bu neşen!” demek ister gibi gururlu;
mağrur ve hor görür,
başlardı vefasızlığa, ben, güçsüz ve büyülenmiş,
her türlü sevinçlerine, her keyfine bağlı;
bazen şaşkın,
bazen zorba; yine güçsüz, yine kanmış;
en kuşkulu bir meylini görsem inanırdım,
çaresizliğimden;
her tırmalanır, tırmalanır, tırmalanırdım!
“Yaz aşkına dair” dediniz… İşte örneği;
sevdiklerimin ben
hepsinde bu tırnakları, hepsinde bu hali,
hepsinde bu hırçın kedi yüzünü gördüm…
Bir cehennem ömrümün, bütün zevklerini sürdüm.