Mehmet Eroğlu’na göre; insanlar Tatar Çölü’nü okuyanlar ve okumayanlar diye ikiye ayrılırmış. Ben Tatar Çölü'nü 33.yaşımı geride bırakmak üzereyken okudum ve dedim ki, "ne önce, ne sonra tam da vaktiymiş seninle tanışmanın Giovanni Drogo." Çünkü bizler de Drogo gibi kendi çölümüzdeyiz ve kendi Tatar Çölü'müzü kabullenip, kendi rutinlerimiz içerisinde sürüklenip, gidiyoruz. Tatar Çölü, Modern Edebiyatın öncülerinden İtalyan yazar Dino Buzzati'nin 1940 yılında 2. Dünya Savaşı zamanında yayınlanan kitabıdır. Gerçek hayatında savaşa katılan yazar, askeri düzen eleştirisini, bir askerin tabiiyetinin altındaki motivasyonu anlamaya ve anlatmaya çalışmıştır. Aynı zamanda kitapta asıl olan beklemenin insan üzerinde yarattığı etki ve bekleme olayının kendisidir. Hep büyük savaşların, başarıların, galibiyetlerin, aşkların, mutlulukların hayalini kurmaktayken, o an gelip çattığında, beklenen, arzu edilen kapına kadar geldiğinde ya yataktan kalkamayacak kadar hasta ya da 'alışılmış uyuşukluğundan' dolayı nasıl bir adım atacağını bilememektesin. Sırf bir kahramanlık umudu olduğu için, yıllardır hiç bir tehlikenin gözlenmediği Bastiani Kalesi'nde çölden gelecek tehlikeyi beklemeyi, hayatı yaşamadan, geleceklerinin yok olmasına yeğliyor Bastiani Kalesi'nin tüm askerleri. Okurken hep aklıma Pers mitolojisinde efsanevi bir kuş olan Butimar Kuşu geldi. Sıvı ihtiyacını deniz suyu ile karşılayan bu kuş, denizi okadar çok sever ki, deniz kıyısına konar, kanatlarını açar ve tek başına oturur, denizi seyreder. Denizin bir gün kuruyacağından korkar ve bu korku yüzünden hiç su içmez ve en sonunda susuzluktan ölür. Yani saldırısı beklenen düşmanın dahi kim olduğunun bilinmediği bir kalede kahramanlığı