7/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 00:00
Kallokain, distopya edebiyatının biraz gölgede kalmış eserlerinden biri. Çoğu distopya okuru önce 1984 ya da Cesur Yeni Dünya'yla tanışır; oysa Karin Boye, totaliter devletin insan ruhuna nasıl nüfuz edebileceğini bu eserlerden çok daha önce işlemiş. Roman ilk kez 1940'ta yayımlanmış. Romanın merkez karakteri, insanların en gizli düşüncelerini bile açığa çıkaran bir “gerçeklik serumu” geliştiren kimyager Leo Kall. Boye, Leo üzerinden "İnsanların davranışlarını kontrol etmek yetmezse, düşüncelerini de kontrol etmek isteyen bir devlet ortaya çıkarsa ne olur?" sorusunu soruyor. Kallokain serumu tam da bu son sığınağı, insanın iç dünyasını hedef alıyor. Leo ile eşi Linda arasındaki ilişki; dostluk, güven ve sevgi gibi insani bağlar romanın ayırt edici yanını oluşturuyor. Boye, baskının karşısına devrimci sloganları değil, insanların birbirlerine duyduğu samimi güveni koymuş. Bu nedenle romanın duygusal tarafı, birçok klasik distopyadan farklı. Başka bir fark da aksiyon bekleyen okurlar için romanın zaman zaman yavaş ilerlemesi. Boye'un ilgisi olaylardan çok, karakterlerin iç dünyasına yönelmiş. Bu nedenle kitap bir macera romanından çok, felsefi ve psikolojik bir distopya olarak okunmalı.
KallokainKarin Boye · İthaki Yayınları · 20201,485 okunma
9/10
·207 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 21:53
Yaklaşık 10.000 adımlık bir yürüyüşün ardından oturduğum bir parkta kitabı bitirdim. Şimdi aynı yolu geri yürüyeceğim. Antalya’da hafif yağmur çiseliyor, kitabıma birkaç damla yağmur damladı. Öyle sanıyorum ki beni buraya getiren düşüncelerim kitap bittikten sonra bu yazdığım yazıya da sirayet etmiştir. Yazar paylaştığı deneyiminde bize insanın ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyor. İkinci Dünya Savaşı filmleri ve kitapları bana her zaman ilgi çekici gelmiştir. Bunun sebebi insanın aslında nasıl bir hayvan olduğunu görmek ihtiyacıdır. Bir çok olay ve yaşam tecrübesi itibari ile insanın özünde kötü olduğunu düşünmekteyim. Sadece kötü olmaya fırsat bulamamıştır. İnsanlık ve dünya tarihini düşündüğümüzde sizler de bu düşünceye varabilirsiniz. Bir kimyager olan yazar kampta kaldığı dönem boyunca türlü insanlık dışı muameleleri, açlıkları, şiddeti tüm çıplaklığıyla anlatmış. Kimyager olmasın avantajıyla son birkaç ayında nispeten rahat etmiş. Eğer anlattıkları doğruysa bu dönemde de diğer insanlara yardım etmeyi asla bırakmamış. Ve yazar kamplarda %90’lara varan ölüm oranlarına rağmen hayatta kalmış olmasını içindeki bu insaniyeti kaybetmemesine bağlıyor. Kitap bunlar da mı insan diyerek Nazi subaylarından mı yoksa hastalıktan ve açlıktan per perişan hale gelmiş olan diğer tutuklulardan mı bahsediyor bilemiyorum. Sanırım iki tarafta insan değil, veya bizim insanlık adına bahsettiğimiz şey özümüzdeki bu hayvanlık. 
İnsan ve Hayat
Bunlar da mı İnsan?Primo Levi · Can Yayınları · 2022838 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·127 syf.··
2026 41. kitabı
Merhaba arkadaşlar sizlere güzel bir kitap yorumuyla geldim. . . Bugün bu serimizde Marie Curie'yi tanıyoruz. Marie Curie 7 Kasım 1867–4 Temmuz 1934 radyoaktivite alanında öncü araştırmalar yapmış ve bu araştırmaları sonucunda Nobel Ödülü'ne layık görülmüş Polonyalı-Fransız fizikçi ve kimyagerdir. Marie Curie, polonyum ve radyum elementlerini keşfederek radyoaktivite biliminin temelini atmış, uranyumun radyoaktif özelliklerini bulmuştur.Ayrıca, I. Dünya Savaşı sırasında yaralı askerlerin tedavisi için kullanılan taşınabilir X-ray (röntgen) cihazlarını, yani "Küçük Curie'ler"i icat etmiştir. Nobel Ödülü alan ilk kadın,1903 yılında fizik dalında bu onura layık görülen Marie Curie'dir.Radyoaktivite üzerine yaptığı öncü çalışmalarla tanınan Polonya asıllı Fransız fizikçi ve kimyager, aynı zamanda iki farklı bilim dalında (1903 Fizik, 1911 Kimya) Nobel Ödülü kazanan ilk ve tek kişidir. Marie Curie, uzun yıllar boyunca radyoaktif maddelerle korumasız çalışması sonucu maruz kaldığı yüksek radyasyona bağlı olarak gelişen aplastik anemi (bir tür kan kanseri/kan hastalığı)nedeniyle 4 Temmuz 1934'te hayatını kaybetti. Marie'nin "Bir kadının eğitimi,tüm toplumu eğitir fikri onun için yön veren bir ilkedir." Sadece bir bilim insanı değil birçok kişinin hayatına dokunan biridir.
Marie CurieKathleen Krull · Martı Çocuk Yayınları · 2020350 okunma
Kamuya Ders Kitabı
Puan vermedi·512 syf.··
2026 16. kitabı
Muhtemelen uzun ve oldukça kişisel bir inceleme yazısı olacak. Siddhartha Mukherjee gerçekten çok iyi bir hikaye anlatıcısıdır. Bu hikayelerini de iki ana örgü (bazen üç ana örgü) ile bize sunuyor. Bir hiyerarşi barındırmadan dilin imkanları çerçevesinde birinci ve ikinci demek durumunda kalacağım lakin; bu durum bir beğeni ya da önem farkına benim açımdan işaret etmeyecektir. Birinci olarak bilimsel bilginin günümüze nasıl geldiğinin anlatıcılığında çok kıymetli bir iş yapıyor Siddhartha. Kitabın içindeki her başlığın akademik yazındaki ilk noktasından günümüzdeki bilgi birikimine ulaşana kadar emek sarf eden her bir bilim insanına işaret ediyor ve okuyucuyu da bu kümülatif bilgi artışında aktif bir izleyici olarak ağırlıyor. Diğer kısım ise okuyucu çektiği duygusal sayfalardır. Bir ders kitabı okurken okuyucu kendisini adı-sanı bilinen bir hastanın yanında Siddhartha'nın odasında şikayet dinlerken buluyor ya da hekim ile birlikte çare ararken... Aslında bu durum da duygusuz akademik bilginin omuzlarında yükselen romantize edilmiş güçlü beyaz önlüklülerin yükselmesine yol açıyor. Hastayı kurtarabilecek olan bilim insanları ya da hekimler... Örgüdeki bir üçüncü kısım ise çok daha nadir de olsa önemli yerlerde Siddhartha'nın kendisidir. Onun duyguları, boş yollarda yürüyüşleri ya da kişisel aile işlerine dair satırlar. Yani, bu kitabın yazarı da bir insan olarak ve okuyucusuyla insani ilişki kurmaya devam ediyor. Buraya kadar olan kısım kitabın nasıl kurgulandığı ile alakalı olsun. Devamı içinde Siddhartha taktiği kullanalım, durup durup farklı konulara sekelim. *** Siddhartha bilimsel olarak anlaşılması zor konuları berraklaştırmada gerçekten iyi bir iş çıkarıyor. Tabii ki, bu yorum taraflıdır. Ben bu kitabın muhtevasındaki her bilgiyi en azından bir kaç kere ders
Hücrenin Şarkısı: Dönüşen Tıp ve Yeni İnsanSiddhartha Mukherjee · Domingo Yayınevi · 202437 okunma
Her kadın bu kitabı okumalı!
10/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2026 16:45
Bir kitap okursunuz ve bakışınız değişir. Edebi zenginlik, akıcılık, sizde uyandırdıkları, kendini geliştirme çabası, keyif, bağımlılık, vb. liste çeşitlenir. Hepimiz bir arayışla en güzel sanata, edebiyata yönleniriz. Bu kitap bir çok okuru tatmin edecek, hatta rahatsız edecek. Dil çok akıcı, konu sürükleyici, göz açıp kapayıncaya kadar çabuk okunuyor. Sizi yerinize bağlıyor, andan-mekandan sıyırıyor. Bunu peri masalı ile değil gerçeğe çok yakın bir kurgu ile başarıyor. “Ne kadar güçlü olursan ol ( ekonomi- statü anlamında) toplumsal cinsiyete göre kadınsın ve bir haddin var. “ mesajına kahramanımız direniyor. Elizabeth Zott müthiş güçlü bir karakter. Gelenekler, inanç, her türkü baskıya boyun eğmiyor. Kitabı okuduğunuzda içinizde kendinize dair müthiş bir inanç şekilleniyor. Gelelim kısaca konusuna; olaylar 1952-61 yılları arasında Amerika’da geçiyor. Elizabeth Zott bir kimyager. Yüksek lisansını yapmış, doktorası yarım kalan bir bilim insanı. “kadının asli görevi evlenip çocuk yapmak, çocuk bakmaktır” görüşünün hakim olduğu bir dönemde bir çok olumsuzlukla mücadele edip bir şekilde yolu Tv yemek programlarına düşen ve ideallerinden taviz vermeyen Zott okurken okuyucuya da kimyayı sevdiriyor. Hep merak etmişimdir Madam Curie, Hypettia dışında kadın bilim insanları neden sivrilmez.Kendim de Fizik alanında doktoradan terkim. Benimki ekonomik nedenlerdi. O dönem bu kitabı okusaydım, bırakmazdım. Siz bence kendinize bir güzellik yapın ve yılmazlık becerilerinizi arttırmak için bu kitaba bir şans verin. Keyifli okumalarınız olsun :)
Roman-Edebiyat
Bir Kimya MeselesiBonnie Garmus · Altın Kitaplar · 20233,983 okunma
8/10
·544 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
Orhan Ferit Pamuk, aldığı bir çok edebiyat ödülünün yanında 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülen ve ödülü aldığı yıla göre (54 yaş), bu ödülü kazanan en genç edebiyatçılardan biri olan Türk roman yazarıdır. Aynı yıl Times dergisi tarafından Dünyanın en etkili 100 kişisinden biri seçilen yazar, Nobel ödülüne layık görülen ilk Türk'tür. Kitapları pek çok dile çevrilip yüksek baskı sayılarına ulaşsa da yazarın tartışmaya açık tarihi ve siyasi olaylar hakkında fikirlerini beyan etmesi ve yazması kendi ülkesi de dahil olmak üzere kınama cezaları ve davalara sebep olmuştur. Roman 1900'lü yıllarda Osmanlı İmparatorluğuna bağlı Minger adı verilen yazarın tüm ayrıntıları ile resmettiği hayali bir adada baş gösteren Veba salgınında yaşananları anlatan tarihi bir kurgu. Sultan Abdülhamit ve Osmanlı'nın son dönemlerinde gerçekleşen önemli olayları bu kurgunun içine dahil eden yazar, kullandığı fazla karakterlerin her biri için kendi ana hikayelerini ekleyerek sayfa sayısını artırsa da (537 sayfa) hikayeler bir araya gelerek ana kurgunun ilerlemesine katkı sağlamıştır. Roman Mina Mingerli adlı hayali anlatıcı ile gerçeğe yakın bir kurgu anlayışı oluşturup ana karakter gibi görünse de bana göre asıl karakter Sultan Abdülhamit 'tir. Onun yönetimi, korkuları, endişeleri, tahta geçisi ve yerini korumak için aldığı önlemler hatta polisiye kitap tutkusuna kadar olan ayrıntılar kurguya ince ince işlenmiş. Diğer hikayesi anlatılan karakterler ise adaya salgını incelemek için gönderilen Sağlık Müfettişi kimyager Bonkowski Paşa, Abdülhamit'in hapis hayatı yaşattığı kardeşi V.Murat'ın kızı Pakize Sultan ile evlendirilen genç ve başarılı Doktor Nuri, aşkları ve Minger sevdaları ile adanın tarihine geçen genç ve başarılı milliyetçi Osmanlı subayı Kolağası Kamil ve aşkı adalı
Veba GeceleriOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 20218,7bin okunma