Eser, Dilbilimin büyük devrimcisi Noam Chomsky ile felsefe alanında tanınmış düşünür
Michel Foucault’nun moderatör konumundaki Elders’ın sorularıyla izleyiciler önünde
tartışmasını okura sunuyor.
Hâlihazırda Dilbilim dersinde bahsi geçen Chomsky’yi daha iyi anlama fırsatı
bulduğumu söyleyebilirim. Chomsky’nin devrimci fikirlerinin olmasının merkezinde,
oluşturduğu ”insan doğası” ifadesi yatıyor. Doğuştancılık yaklaşımı olarak geçen bu
yaklaşımı ben İslamiyet’teki “fıtrat” kavramına bir yönden benzettim. İslam inancına göre
doğan her bebek, belirli bir fıtrata göre doğar. Örneğin bilim dünyasında güdü denilen,
bebeği doğduğunda annesinden nasıl besleneceğini, temel besin kaynağı olan anne
sütünü nasıl emeceğini bilmesi, İslam inancında fıtrattır. Chomsky, dil edinimini bu
olaya benzetmiş. Nasıl ki bebek doğduğunda beslenme şekli gibi hayatta kalmasına
yarayacak bazı veriler onun zihninde zaten yüklenmiş bir şekilde dünyaya geliyorsa yine
her bebeğin bir dil mekanizmasıyla doğduğundan bahsediyor. Bu dil mekanizması öyle
bir şey ki tüm insanlarda aynı. Bu mekanizmanın kanıtı olarak da kendisini dinleyenlere,
bir çocuğun dil yapısı dersi almadan, doğduktan bir zaman sonra ana dilinde sayısız
cümle üretebilmesini veriyor. Yani çocuğun çevresinden duyduğu dizgeler sınırlı ama
çocuk; hiç duymadığı, sayısız, farklı şekilde cümleler kurabiliyor.
Chomsky, Descartes’ın Kartezyen felsefesinden ve yaşadığı dönemde doğuştancılık gibi
göz ardı edilen fenomenlerin varlığına ve düşük düzeyde yaratıcılığa ilişkin düşünceleri
olduğu fikrini öne atıyor.
Adını ilk kez Sevinç Çokum’un TRT ropörtajında duyduğum Foucault’nun düşüncelerini
ilk kez bu kitapta okudum. Foucault, Chomsky’nin aksine insan doğası ve doğuştancılık
kavramını bilimsel bulmadığını belirtiyor. Bu düşünceler zinciri