Kitabı bitirdiğimde içimde çok tuhaf, tanımlayamadığım bir boşluk hissi kaldı. Okurken yer yer fiziksel bir rahatsızlık hissettiğimi itiraf etmeliyim.
Neleri beğendim?
Yazarın toplumun kalıplaşmış kurallarını, aile yapısını ve insanın kendi bedeni üzerindeki kontrol çabasını bir 'et yememe' eylemi üzerinden bu kadar sert işlemesi çok başarılıydı. Özellikle bölümlerin farklı bakış açılarıyla anlatılması, karakterin yalnızlığını daha da derinleştirmiş.
Neden mesafeli kaldım?
Bazı sahneler o kadar sembolik ve karanlıktı ki, hikayeden kopup 'Ne izliyorum/okuyorum şu an?' dediğim anlar oldu. Hikayenin ilerleyişindeki o aşırı melankoli ve şiddet dozu bazen akıcılığın önüne geçiyor gibi geldi.
Özetle; herkesin sevebileceği bir kitap değil ama okuduktan sonra uzun süre zihni meşgul edeceği kesin. Bir 'başyapıt' mı yoksa sadece 'rahatsız edici bir deneyim' mi, kararsızım. Ama kesinlikle farklı bir tecrübeydi.