Mesut Güleç'in kaleminden çıkan "Yaşarken Delirmek Lazım ile tanışmak benim için oldukça özel bir deneyim oldu, hele ki yazarın kendi imzasıyla elime ulaşan bu eser, kütüphanemde çok kıymetli bir yere sahip oldu.
Kitabı elinize aldığınızda 63 sayfalık ince yapısı sizi ilk başta yanıltmasın, aslında içinde koca bir dünyanın özeti saklı. İki çocuk babası olan yazarın, hayatın karmaşasından süzülüp gelen o duru ve dinlendirici bir yazı dili var; okurken yorulmuyor, aksine kelimelerin arasında sakinleşiyorsunuz.
Bu bir öykü kitabı ve her bir satırı aslında insanın en zorlu yolculuğuna, yani kendi içine yaptığı o kaçınılmaz yüzleşmeye odaklanıyor. Karakterlerine isim vermek yerine onları x, y gibi harflerle tanımlaması, aslında hepimizin içindeki o isimsiz parçalara dokunuyor, belki de o harflerin arkasına kendimizi gizlememize izin veriyor.
Kitabın sayfaları arasında gezinirken sizi 11 farklı görsel karşılıyor. Bu görseller sadece süs olsun diye konulmamış; öykülerin arasına yerleşerek metne nefes aldırmış, okuma deneyimini bambaşka bir derinliğe taşımış.
Okurken öyle bir akışa kapıldım ki, öykülerin her biri birer fısıltı gibi zihnime işledi. Ancak itiraf etmeliyim; kitap o kadar güzeldi, atmosferi o kadar sahiciydi ki, bittiğinde içimde bir burukluk oldu. "Keşke burada bitmeseydi de uzayıp bir romana di, bu karakterlerin dünyasında daha uzun vakit diye düşünmeden edemedim. de