• Amansız Bir Savaşta Yerini Tam Al; Cepheni Doğru Seç!
    "Tek lider, vazgeçilmez insan..." diye bir şey olmaz. Bakın, Filistinli çocuklarla niye başa çıkamıyorlar? Hepsi lider.”

    “Bir lidere, tek hocaya, tek ekibe bağladığı bir yığın insanı, böyle üzüm salkımını sapından tutar gibi, istediği yere götürüyor!”

    “Onun için, teşkilât kurdurtuyorlar; teşkilâtın başına kendi adamlarını --hain bir kimseyi-- koyuyorlar. Öteki insanların hepsini, üzüm salkımı gibi oraya buraya götürüyorlar.”

    “Müsaadeli, ağabeyli, bilmem neyli hizmet olmaz... Tâbî olmayın kimseye! Bana da tabi olmayın! Bana tabi olursanız, beni sıkıştırırlar. Ondan sonra, "Sen bu adamlarına şöyle yap!" derler. İslâm'a, Allah'ın emrine tabi olun! Allah'ın dinine hizmet edin! Tek başınıza olsanız da, hakla beraber olun! O zaman İslâm kalkınır; başka türlü kalkınamaz! "Aa, efendim, dirlik, düzenlik, birlik, beraberlik, organizasyon bozulmasın" diyorlar.

    “Her biriniz İslâm için, kendinizin dünyada kalmış tek adam olduğunuzu düşünün. Ama senin gibi aynı hedefe yürüyen başka insanlar varsa; onlarla da işbirliği yap! Yapmıyorsa, silkele at be! Sen onu sırtında taşımak zorunda mısın? Beni sırtında taşımak zorunda mısın? Kimse kimseye hürriyetini vermesin! Hürriyet aziz şeydir. İnsan, ancak Allah'a kul olur.

    "Allahım! Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz."
  • Kağıt toplayıcısını küçümseyenlere! Okusalar da ders alabilseler keşke.
    Tansu Pişkin haberidir:

    Oktay Çetinkaya, 1976’da Adana’da dünyaya geldiğinden beri, kaportacısından çöpçüsüne sokak insanlarının yaşamının bir parçası oluveriyor.

    2004’ten beri de Taksim, Çukurlu Çeşme Sokak’taki Lamelif Sahaf’ta sakat kedisi Sharlott ile kitapçılık yapıyor. Çetinkaya’nın kapısının önünde mahalleye yolu düşen bütün hayvanlar için de bir kap maması ve suyu var.

    Adana’dan İstanbul’a kağıtçılıkla başlayan ve sahaflıkla devam eden hikayesinde, belki bir kitapla hayatı değişmiyor ancak kitaplarla hayattaki duruşu değişiyor.

    Çetinkaya, aynı zamanda Enis Rıza Sakızlı’nın “Çöpte Dostoyevski Buldum” belgeselinden izlediğimiz hikayesiyle hayatına ortak ve aşina olduğumuz bir isim.

    “Çocuk olsan da sınıfını anlıyorsun”

    Dört çocuklu, aslen Diyarbakırlı bir ailenin en küçük çocuğu Çetinkaya. Ortaokul birinci sınıfa kadar okuduktan sonra bıraktığı okula bir daha dönmemiş. Birinci sınıftan sonra hiç sevemediği okuldan onu ayrı düşüren; sürekli tartışan bir aile, çalışmak zorunda kalması ve çevresiyle olan sınıfsal farklılığı…

    "Fakirdik işte. Yağmur yağdı mı, evi su basıyordu. Çinkodan iki oda bir evde oturuyorduk. Tuvalet dışarıdaydı. Her taraf köpek doluydu, gece tuvalete gitmeye korkuyorduk. Babam eve gelmiyordu. Alkolik sayılırdı, kumar oynuyordu. Bizle çok ilgilenmezdi, eve geldiğinde sürekli annemi döverdi.”

    Konuşurken halinde, tavrında burukluk yok Çetinkaya’nın. Babasını, baba olduğu için değil insan olduğu ve hata da insana mahsus olduğu için affettiğini söylüyor.

    “Oğlum niye çöp karıştırıyorsun”
    Hurdacılıkla başladığı çalışma hayatına pazarda su, sokaklarda simit satarak devam etmiş Çetinkaya. Ortaokul birinci sınıfta 10 dersten sekizi de zayıf gelince 11 ay çalışacağı kaportacıda başlamış işe. Ancak Çetinkaya özgür ruhlu; ustayla, çırakla günde on dört saat çalışmaya dayanamıyor.

    “Ne dışarıda gidip oynayabiliyorsun, ne çocukluğunu yaşayabiliyorsun… Ömrümüz çalışmakla geçiyordu. Ancak yoldan gelip geçene bakıp, hayal kuruyorduk.”

    Kağıtçıları hep görüyormuş Adana’da. “Mesleği beğenmeseniz de kendi işinizin patronusunuz kağıtçılıkta” diyor. Onlara özeniyor ve 6 yıl boyunca bu işi sürdürüyor.

    "İlk gençlik çağı hayal kuruyoruz, onu yapalım bunu yapalım diye. Mesleğimiz yok bizim gelecek kaygımız var. Annem diyor ki 'Oğlum niye çöp karıştırıyorsun?' Bir yandan da üzülüyordum hani, istiyordum ki annem mutlu olsun.”

    “Baktım Pınar Selek geldi”

    Çetinkaya 17 yaşındayken İstanbul’a geliyor bir arkadaşıyla. Bir yandan kağıtçılığa devam ediyor bir yandan da heyecan ve merakla Beyoğlu’nu gözlemliyor. Eylemleri, 1 Mayıs kutlamalarını görüyor. Sokak çocuklarıyla, onlara yardımcı olan insanlarla ve Pınar Selek’le böylece tanışıyor.

    “Sonra bir gün Galatasaray Meydanı'nda otururken baktım Pınar Selek geldi. Pınar meraklıydı, heyecanlıydı, dipten gelen dalgayı seviyordu. Her akşam uğramaya başladı oraya. Arkadaşlarıyla Tarlabaşı'nda atölye gibi bir yer kurup çocuklara ders vermeye başladılar.”

    Çetinkaya da çocuklarla beraber atölyeye gidip geliyor, bir yandan da hayatının ilk örgütlenme deneyimini yaşıyor. Ancak sandık müşahidi de olduğu 1999 seçimlerinden sonra kendini ait hissedemediği bu yerden de ayrılıyor.

    “Benim için tutku olan kağıtçılıktı, kitap değil”
    Atölye de kapanınca işine geri dönen Çetinkaya, Kuşadası, Muğla, Dalyan’ın çöp döküm sahalarında çalışmaya devam ediyor. İstanbul’a döndüğünde ticari kaygılarla kitapçılık işine başlayan Çetinkaya’ya bu iş aracılığıyla tanıdığı insanlar sürekli “Kitap oku” diyormuş.

    Bir gün, çocukluğundan beri ismini duyduğu Don Kişot eline geçmiş Çetinkaya’nın. Ancak kitabı tezgaha gelen müşteriye satınca Beyoğlu’nda kitapçıya gidip yenisini alıyor. İlk kez bir kitabı bitirdiğini söyleyen Çetinkaya’nın okuma serüveni Jack London, Dostoyevski’yle devam ediyor.

    “Benim için hayatta tutku olan şey, bir kaçış alanı olarak kağıtçılıktı. Bir de insan kendini özgür ve güçlü hissediyordu. Zaten kağıtçısın, malı mülkü olup kendini toplumdan soyutlamış insanlar düşünsün başına ne geleceğini, benim için kaybedecek bir şey yoktu.

    "Kitaplara çok merakım yoktu. İki tür insana hep gıpta ettim ben. Birincisi hayatta mesleğini çok iyi yapan marangozlar, demirciler, ustalar vardır. Haddini aşacak hayaller kurmaz, olmayacak duaya amin demez, başka bir yere zıplamaya çalışmaz. Gündelik hayatta birçok insanın küçümsediği sıradan ama işini iyi yapan insanlar... İkincisi tutkuyla okuyup bilim peşinde, ilim peşinde koşan insanlar.”

    “Sokakta umudunu yitirmeyen insanlar var”

    İşi hep sokakta olan Çetinkaya, Beyoğlu başta olmak üzere Adana’dan, Muğla’dan hikayelerine ortak olduğu çok fazla sokak insanıyla arkadaşlık etmiş. Toplumun “deli”, “kirli”, “kötü” dediği hiçbir insana sırtını dönmüyor. Ona göre, kendini bilen haddini, haddini bilen mutlu olmayı bilir ve bilen her insan sevilmeye değerdir.

    "Yaşlılarla sohbet etmeyi çok severdim eskiden beri. Seyyar satıcılar, simitçiler, kağıt toplayıcılar, hamallar… Enteresan biri bir şey soruyor mesela, yüz çevirmiyorum. Selamlaşıp konuşmaya başladığında ilişki de gelişiyor.

    "Sokakta türlü cefayı çekip yüzü gülen ve hiçbir şeyden şikayet etmeyen, umudunu yitirmemiş insanlar var. Bu insanları çok takdir ediyorum, çok da seviyorum. Bir suça bulaşmamışsa, insanlara herhangi bir şiddet uygulamıyorsa yeter işte. Zaten dünya bunların yüzü suyu hürmetine dönüyor biliyor musun?”

    Tansu Pişkin
    bianet muhabiri. İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu. Şubat-Mart 2017 dönemi bianet stajyeriydi. Mayıs 2017'den beri bianet'te.
  • 35 farklı üniversiteden Felsefe Bölümü başkanları ve öğretim üyelerinin katılımıyla düzenlenen çalıştayda, Türkiye’de felsefe öğretimi masaya yatırıldı ve bir de rapor hazırlandı. Sonuç: Felsefe şart!..
    Raporda yer alan kararlar;
    . İlköğretimde Felsefe,
    . Ortaöğretimde Felsefe ve
    . Yükseköğretimde Felsefe
    olmak üzere üç ana başlıkta toplandı.
    İşte sonuç raporu:
    İlköğretimde Felsefe
    UNESCO 2007 Raporu’nda belirtildiği üzere çocukların erken yaşta eleştirel düşünme becerisi kazanmalarında önemli bir faktör olan felsefe eğitiminin ilköğretim döneminde programlarda yer alması gerekliliği üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda;
    1. Üniversitelerin felsefe lisans programlarına “Çocuklar için Felsefe / Çocuklarla Felsefe” dersinin konulması,
    2. Bu dersin içeriğinin (müfredatının) Türkiye’deki Felsefe Bölümlerinin oluşturacağı bir komisyon tarafından belirlenmesi,
    3. Üniversitelerin sürekli eğitim merkezleri gibi ilgili birimlerindeki “Çocuklar için Felsefe / Çocuklarla Felsefe” eğitmenliği sertifika programlarının yaygınlaştırılması ve bu programları yürütecek eğitimcilerin asgari felsefe lisans derecesine sahip olmasının sağlanması,
    4. TRT gibi kamu veya özel medya kuruluşlarıyla “Çocuklar için Felsefe / Çocuklarla Felsefe” dersinin içeriği ile uyumlu materyallerin tedariki için işbirliğinin sağlanması,
    5. Çocuklara yönelik üretilen gerek yazılı gerek görsel programların içeriklerine ilişkin bir standart geliştirilmesi bu standardın belirlenmesinde düşünme becerilerinin katkısının esas alınması,
    6. Belediyeler ve sivil toplum örgütleri bünyesindeki çocuklara ve gençlere yönelik açılan bilgi evi, bilgehane ve yetişkinlere yönelik meslek edindirme kursları gibi eğitim merkezlerinde verilen düşünmeye dayalı derslerin yürütülmesinde Felsefe Bölümlerinden yardım ve destek alınması,
    7. Milli Eğitim Bakanlığının 7. veya 8. sınıflar için seçmeli olarak koyduğu “Düşünme Eğitimi” dersinin zorunlu hale getirilmesi ve bu ders ile “Değerler Eğitimi”, “Hukuk ve Adalet”, “İnsan Hakları ve Demokrasi” derslerinin de yine felsefe bölümü mezunları tarafından verilmesi,
    8. TÜBİTAK destekli bilim merkezlerinde çocuklara yönelik “Eleştirel ve Bilimsel Düşünme” faaliyetlerinin düzenlenmesi ve bu faaliyetlere felsefe bölümlerinin destek vermesi,
    Ortaöğretimde Felsefe
    1. 2017-2018 yılında Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının ilgili kurul toplantısında liselerde 2 saat olan ve 11. sınıflarda okutulan Felsefe dersine, haftalık 2 saat ders daha eklenmiş ve bu dersin de 10. sınıfta okutulması kararlaştırılmıştır. Bu kararla birlikte liselerde Felsefe dersleri 4 saate çıkarılmış, ayrıca 11 ve 12. sınıflarda seçmeli olarak okutulan Sosyoloji, Psikoloji ve Mantık dersleri korunmuştur. Öğretmen norm kadrolarında ciddi bir artış getirmesi beklenen bu karar, Milli Eğitim nezdinde her zaman vurgulanan eleştirel ve yaratıcı düşünceyi teşvik yönünden olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. Bu olumlu gelişmenin sürdürülmesi,
    2. Mevcut programda 10. sınıflarda “Felsefeye Giriş” ünitesi ile beraber “Sistematik Felsefe”nin belli başlı disiplinleri; 11. sınıfta ise “Felsefe Tarihi” işlenmektedir. Fakat “Felsefe Tarihi” üniteleri, yaygın olarak bilinen dönemlere göre değil; herhangi bir dönem ya da filozof farkı gözetmeksizin kronolojiye dayanarak belirlenmiştir. Bu düzenleme, bir yandan Sistematik Felsefe ünitelerinin başta yer alması nedeniyle felsefe eğitiminin mantığı, bir yandan da dönemlendirme nedeniyle felsefenin genel bütünlüğü bakımından sorunlu bulunmuştur. Önerimiz; 10. sınıfın ilk bir aylık döneminde “Felsefeye Giriş” ünitesi işlenerek “Felsefe Tarihi”nin içinde taşıdığı zenginliğe uygun bir şekilde hazırlanacak bir program çerçevesinde 10. sınıfın sonuna kadar bitirilmesi, 11. sınıfta ise “Sistematik Felsefe”nin önemli disiplinlerinin verilmesi ve ders kitaplarının buna göre düzenlenmesidir. Bu öneriye dayanarak 10. ve 11. sınıflarda okutulan Felsefe dersi öğretim programının gözden geçirilerek yeniden düzenlenmesi,
    3. Felsefe ders kitabı komisyonlarında o sahada uzmanlaşmış felsefecilerin bulundurulması ve lise felsefe kitap editörlüğünün muhakkak surette felsefe alanında uzman bir öğretim üyesi tarafından yapılması gerekmektedir. Ayrıca felsefe ders kitabı MEB’deki öğretmenlerin görüşleri alınmakla beraber onlara yazdırılmamalıdır. Bu bağlamda ders kitaplarında müşahede edilen olumsuzlukların giderilmesi için bu hususların dikkate alınması ve ders kitaplarının yazım sürecinde üniversitelerin felsefe bölümleriyle irtibatın sağlanması,
    4. “Doğru düşünme sanatı” olarak tanımlanan Mantık biliminin düşünce ve medeniyet dünyamızda sahip olduğu önemi ve düşünme ve karar verme süreçlerinde gençlerimize sağlayacağı katkıyı dikkate alarak Mantık ve Eleştirel Düşünme dersinin zorunlu hale getirilmesi,
    5. 9. sınıfta seçmeli Bilgi Kuramı dersinin seçilmesinin teşvik edilmesi, bu derslerin içeriğine uygun şekilde işlenmesi sağlanarak felsefe öğretmenleri tarafından verilmesi,
    6. Üniversiteye yerleştirme sınavlarında yapısal olarak Felsefe ve Mantık sorularının oran olarak arttırılması ve bu soruların bütün YKS alanları için zorunlu hale getirilmesi,
    7. YKS, ezbere dayalı ve çoktan seçmeli bir mantıktan, düşünmeye ve çıkarıma dayalı bir mantığa evrilmiştir. Yükseköğretimde gençlere kazandırılmak istenen kavramlaştırma yeteneği YKS’de ölçülmekte, bununla birlikte gençlerimize kavramlaştırma ve kavram tanıma becerisine ilişkin herhangi bir eğitim verilmemektedir. Bu nedenle 12. sınıflara mahsus olmak üzere haftada en az 2 saat “kavram tanıma”, “anlama ve yorumlama” içerikli bir ders konulması ve bu dersin kitabının da felsefe alanında uzman bir akademisyen komisyonu tarafından hazırlanması,
    8. Felsefe öğretmenlerinin felsefe alanındaki yeni gelişmelerle irtibatlarını güçlendirmek amacıyla düzenli bir şekilde hizmet içi eğitim kapsamında verilen eğitimlerin arttırılması ve bu eğitimlerin Felsefe Bölümleri ile irtibat halinde yürütülmesi,
    Yükseköğretimde Felsefe
    1. Felsefe Bölümü mezunlarının istihdamı sorununun aşılabilmesi için lisans eğitimi sırasında bu öğrencilere sertifika programları düzenlenmelidir. Bu amaçla, istihdam olanaklarını çeşitlendirmek amacıyla, piyasa beklentilerine uygun ofis yönetimi, web sayfası tasarımcılığı, ileri düzey bilgisayar kullanıcılığı, rehberlik türünden ek eğitimler verilmesi, ayrıca MEB’e bağlı örgün kurumların dışında da yaygın eğitim kurumlarında (mesela halk eğitim merkezlerinde) “felsefe, mantık, sanat, estetik ve düşünme sanatı kursları” düzenlemesi ve bu dersleri vermek üzere kadrolu “usta öğretici” felsefe mezunlarının istihdam edilmesi,
    2. Sürekli eğitim merkezlerinin felsefe ile ilgili verdiği sertifikalar, felsefe bölümlerinin lisans ve lisansüstü programlarının yasal hak ve yetkilerinin yerine geçecek bir belge haline getirilmemesi ve bu sertifika programlarında felsefe dışı personel istihdamının kısıtlanması,
    3. Felsefe Bölümlerinde hem Fen Bilimleri hem de Sosyal Bilimler alanlarında yan dal ve çift anadal olanaklarının önü açılmalıdır. Bu amaçla felsefe bölümlerindeki derslerin kredisi/AKTS oranları değiştirilmelidir. Felsefe Bölümlerindeki zorunlu ders sayısının azaltılarak, buradan doğacak boşluğun başka bölümlerden alınanserbest seçmeli dersler ya da çift anadal-yandal programlarıyla doldurulması önerilmektedir. Bu minvalde Felsefe Bölümlerinin diğer bölümlerle işbirliği olanaklarının geliştirilmesi,
    4. Felsefi Danışmanlık veya Felsefi Rehberlik alanlarının felsefe mezunlarına istihdam alanı olarak belirlenmesi gerekmektedir. Buna dayanarak kamu ve özel sektördeki Etik Kurullarda örgün felsefe lisans programlarından mezun olanların üye olarak görevlendirilmesinin sağlanması,
    5. İlk ve Ortaöğretimde PISA ve TIMSS sınavlarındaki başarı durumumuzun büyük oranda eleştirel düşünme, yazma ve okuma eksikliğinden kaynaklandığı görülmektedir. Milli Eğitim Bakanlığının 2023 Vizyon Belgesi’nde sıkça vurgulanan eleştirel bakış açısının genel olarak eğitimciler ve oradan da öğrencilere kazandırılmasında Felsefe Bölümlerinin merkezi bir konuma erişmesinin sağlanması,
    6. Üniversitelerimizdeki bütün lisans programlarında birinci sınıfta Felsefeye Giriş dersinin zorunlu dersler arasına alınması ve bu derslerin kadro imkânları çerçevesinde sadece Felsefe Bölümleri tarafından verilmesi,
    7. Üniversitelerde Felsefe Bölümü dışında verilen Estetik, Bilim Felsefesi, Düşünce Tarihi, Tarih Felsefesi, Etik, Eğitim Felsefesi gibi derslerin felsefe kodlu olarak Felsefe Bölümleri tarafından verilmesi,
    8. Açıköğretim Fakültesi Felsefe ve Sosyoloji programı mezunlarının örgün eğitim mezunlarıyla aynı hak ve yetkiye sahip olmamaları gerekir. Bu bakımdan Açıköğretim Fakültesinin ikinci üniversite olarak okunması ve aynı zamanda bu bölüm mezunlarının örgün öğretim mezunlarının sahip olduğu öğretmenlik hakkına sahip olmamalarının sağlanması,
    9. 16 kredi Sosyoloji dersi alan Felsefe mezunlarına, Sosyoloji mezunlarıyla aynı istihdam haklarının (aile danışmanlığı, arabuluculuk, kaymakamlık vb.) tanınması önem arz etmektedir. Felsefe derslerinin, azam-ı istifade için, felsefe mezunları tarafından verilmesi gerekmektedir. Liselerdeki mevcut Felsefe Grubu derslerine sadece Felsefe Grubu öğretmenlerinin atanması ve bu branştan olmayanların bu derslere girmemesi,
    10. Son yıllarda İlahiyat Fakültelerinde görülen felsefeye yönelimin arttığını görmek sevindiricidir. Ama ne var ki bu fakültelerde lisans düzeyinde verilen Sistematik Felsefe ders saatleri ve hatta Felsefe Tarihi derslerinin kredi saatleri son derece yetersizdir. Bu derslerin çoğu zaman branş dışı hocalar tarafından verildiği de bilinmektedir. Bu ders saatlerinin artırılması bir zarurettir. Lisans düzeyinde yetersiz kredi ile mezun olan İlahiyat çıkışlı öğrencilerin master ve doktora düzeyindeki felsefe çalışmalarında bu nedenlerden ötürü zorlanmalarının önüne geçecek akademik önlemler alınmalıdır. Diğer taraftan “felsefe çıkış”lıların diğer fakültede olduğunun aksine bu fakültelerde Araştırma Görevlisi, Okutman ve Öğretim Görevlisi olarak istihdamlarının engellendiği bilinen bir konudur. Bu haksızlıklar giderilmelidir. Doktora ve doçentlik çalışmalarını İlahiyat Fakültelerindeki Felsefe ve Din Bilimlerinde yapanların felsefeciden çok ilahiyatçı olduğu bir gerçek olduğuna göre; YÖK ve ÜAK bu akademisyenlere teolog/felsefeci unvanı vermeli ve bu kimseler pür felsefecilerden tefrik edilmelidir. Felsefe Bölümlerinde istihdam imkânlarının master ve doktora alanları ile sınırlandırıldığı ayrıca belirtilmelidir. Burada dikkat çekilmek istenen husus, 4 yıl Felsefenin tüm dallarında öğrenim gören biri ile sınırlı sayıda felsefe dersi almış birisi arasındaki farktır. Bu çarpıklık iki farklı “Felsefe Doçentlik Kriteri”ni doğurmuştur. Söz konusu çarpıklığın giderilmesi,
    11. Felsefe lisans programına öğrenci alımında eşit ağırlık (TM) puan hesaplamasının yerine sözel (TS) puana dayalı olarak yerleştirme yapılması,
    12. Felsefe Bölümleri arasında işbirliği ve koordinasyon sağlanması bakımından yılda bir defa Felsefe Bölüm Başkanları Çalıştayı düzenlenmesi ve Çalıştayı düzenleyecek üniversitenin adaylar arasından son Çalıştayda belirlenmesi uygun görülmüştür.
    Yukarıda sözü edilen hususlarda varılan ortak kanaat, başta üniversitelerin Felsefe Bölümleri olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu ve yükseköğretim kurumları yetkililerine saygıyla sunulur.
    Tespit ve önerileri değerlendirmek MEB ve YÖK”e kalıyor…

    Abbas Güçlü
  • ...
    yatırayım yatağa hasta kalbimi
    çocuklarla, kuşlarla beraber..
  • Bugün hava güzel,
    Bugün içim içime sığmıyor.
    Annemden mektup aldım,
    Memlekette gibiyim.
    Allaha çok şükür karnım tok;
    Elimi uzatsam kahve fincanı dudaklarımdadır.
    Kuşlar kaçmıyor benden;
    Bir güvercin kanadında okşuyorum
    Göklerin maviliğini.
    Serçelerin cıvıltısıyla siniyor içime
    Ağaçların yeşilliği.
    Bulutların ipek gölgesi
    Çocukların yüzünde hışırdıyor.
    Çember çeviriyorum çocuklarla beraber
    Elime çember almadan.
    Düşüncelerimi nura garkeden güneşe sor,
    Bu Nisan rüzgarı da şahadet eder,
    Bütün insanları kardeş biliyorum,
    Cümlenin sağlığına duacıyım.
    Şayet ölürsem,
    Helallaşmaya vakit kalmadan,
    Hatırdan çıkarmayın beni;
    Dünyaya benden selam olsun,
    Her nefes alıp verişiniz.
  • Bakmayın İstanbul'da buluştuğumuza, Doğu'daydı kalplerimiz o gün. Bakmayın bedenlerimizin faniliğine, Doğu'daki çocuklarla birlikte biz de öldük o gün.

    Umursamazlık, vurdumduymazlık, çaresizlik, soğuk, ölüm, şiirsel betimlemeler ile romanın birleşimi temaları altında ortaklıklar yakaladığımız bir kitap olan Hakkari'de Bir Mevsim'i beraber konuşabilmek için oturmuştuk masaya.

    Öğretmen arkadaşlarımız anlattı, biz de dinledik onların Doğu'daki öğretmenlik görevi yıllarını. Bu kitaba karşı bir öğretmen bakış açısı vardı, bir de öğretmen olmayanların bakış açısı. Öğretmen olup Doğu görevinde bulunmuş olanlar kitaptaki empati duygusunun boşluğunu ve çağrısını, çaresizliği ve o yılları bize çok net ifadelerle anlatmıştı. Hepimizin yüzünde bir donukluk ifadesi vardı, o günkü hava yüzünden değildi pek sanki. Yüzümüze Hakkari soğuğu mu vurmuştu yoksa?

    Dışarıda kapalı havada geçen bir pazar gününü ardı arkası kesilmeyen boş muhabbetlerle geçiren güruh yerine biz o gün devleti, ulaşılamazlığı, imkansızlıkları, Ferit Edgü'nün biyografisini, sosyolojiyi, köy enstitülerini, öğretmenleri ve öğrencilerini, Doğu'daki umursanmayan ve önü kesilemeyen ölümleri, devletlerin bireyin sorunlarına yaklaşımlarını konuştuk. Açıkçası bu kitap ve onla birlikte Ferit Edgü de Türkiye'de diğer yazarlarla karşılaştırılacak olduğunda o kadar tanınmış değillerdi. Aynı Hakkari gibi, değil mi?

    Peki siz hâlâ 1k İstanbul Buluşması'na katılmadınız mı? Çok şey kaçırıyorsunuz diyebilirim. Ayda 1 kere de olsa bir pazar gününüzün 4-5 saatini bir kitabı derinlemesine ve bambaşka bakış açılarıyla irdelemek isterseniz bekleriz.

    Bir sonraki toplantımız 06.01.2019 tarihinde olacak. Bu sefer de kışın yakıştığı ülke olan Rusya'ya gideceğiz, Rus Edebiyatı'nın demirbaşlarından ve öncülerinden Puşkin'le tanışacağız. Bizim okuma grubunda işler böyle ilerliyor. Bir ay Hakkari'deyiz, diğer ay Rusya'dayız. Seçtiğimiz kitap: Yevgeni Onegin

    Toplantıya katılan arkadaşlar:
    Muzaffer Akar
    https://1000kitap.com/JayGarrick
    Oğuz Aktürk
    Ebru Ince
    Osman Y.
    Bengü
    Turhan Yıldırım
    özlem
    Yağmur.
    Ezgiperest
    mecdbrs
    Ayça
    Fırat İnan SARIÇİÇEK
    Yaz
    Esra Özbek
    Harun mert
    Ümit K.
    Roquentin
    Esra Koç
    D-503
    Gözde
    Ahmet
    https://1000kitap.com/bulent872
    Esas Adam
    Şevval Erdemir
    Melike
    Hercaiokumalar /Ayşe
    Abdulkadir Cantürk

    Eksik olan arkadaş varsa bildirirse ekleme yapabilirim.

    Toplu fotoğraf:
    https://i.hizliresim.com/QLA4dv.jpg
    https://i.hizliresim.com/XMvDz0.jpg

    Toplantı sonrası ve diğer fotoğraflar:
    https://i.hizliresim.com/dv5WV7.jpg
    https://i.hizliresim.com/y6MAO9.jpg
    https://i.hizliresim.com/GmYprN.jpg
    https://i.hizliresim.com/5adoOD.jpg
    https://i.hizliresim.com/bV5goG.jpg

    Ebru Ince olmasa biz ne yapardık temalı fotoğraflar:
    https://i.hizliresim.com/7akVGP.jpg
    https://i.hizliresim.com/MVEPMk.jpg
    https://i.hizliresim.com/qdYmXB.jpg
    https://i.hizliresim.com/9a49Bo.jpg
    https://i.hizliresim.com/gr541Z.jpg
    https://i.hizliresim.com/P1qYb6.jpg
    https://i.hizliresim.com/4jgZJp.jpg
    https://i.hizliresim.com/ADm0lz.jpg
    https://i.hizliresim.com/JZY7gW.jpg
    https://i.hizliresim.com/Wqn6OP.jpg
    https://i.hizliresim.com/36D145.jpg

    Bir sonraki buluşma
    Okunacak Kitap: Yevgeni Onegin
    Tarih: 6 Ocak 2019 Pazar
    Saat: 13:30
    Mekan: Okkalı Kahve Kadıköy
    Adres: Rasimpaşa Mahallesi, Halitağa Cd. No:42 Kadıköy/İstanbul
  • 96 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    “Gülücük Çocuk” serisinden yine büyük-küçük herkesin okuyabileceği güzel bir eser. Cahit Zarifoğlu’nu şiirleriyle tanımış biri olarak Gülücük Çocuk serisinden okuduğum her kitabıyla “Keşke bu eserlerle çocukluğumda tanışmış olsaydım.” demekten alıkoyamıyorum kendimi. Evet büyük-küçük herkes okumalı ama bu kitapları çocuklarla mutlaka buluşturmak gerekir. Değerlerimizi kazandırırken hem eğlendirip hen düşündüren; gerçekliği ve mizahı ile ilgi çeken bu üslubu fazlasıyla seveceklerinden eminim.


    Kitaba gelirsek, kitap 2 bölümden oluşuyor. Birinci bölüm Şehzade Süleyman’ı konu edinirken ikinci bölümde Sultan Ahmet’in hikayesine konuk oluyoruz.
    İlk hikayedeki Şehzade Süleyman’ın ustasından icazet almadan hat çalışmasına imzasını atmasının bedeli, son hikayede ise Şeyh Abdülkadir’in ise açık kalp gözüne rağmen kulluğundaki mütevaziliği ele alınmış. Bu iki hikayeyi çok beğenmekle beraber diğer hikayelerde çok güzel ve etkileyici.