Minik Kara Kedi
Eskiden kedilere dokunmayı severdim. Hala çok severim. Lakin artık görmeye tahamülüm bile yok. Seni bana hatırlattığı için. Sokakta orda burda görmemek Temas etmemek mümkün bile değil. Sanırım yüreğimin bir yerlerinde Gittikçe derinleşiyor yalnızlık. Devamında gittikçe büyüyor Öfkem ile birlikte. Kır çiçekleri kokardı Kuşlar öter Kelebekler uçardı. Kır bahçelerinde koşardık çocuktuk. Mevsimler gelip geçiyor. Sahi bahar nerede? Yıllardır görmediğimi hatırlıyorum. Bu mevsimide kaçırdık. Umarım bir sonrakini yakalarız. Baharı hatırlatığın için teşekkürler. Minik kara kedi.
Şiir
Aşk ne güçlü, şu kalp ne kırılgan hâlbuki daha çocuktuk o zaman...
Şarkı sözü
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ne de çabuk geçti,oysa dün gibiydi her şey..
Zaman gerçekten çok garip…Bir bakıyorsun bir yıl geçmiş.Bir bakıyorsun,çocukluğundan geriye sadece birkaç hatıra kalmış.Bazen kendi kendime düşünüyorum zaman mı bizden geçiyor yoksa biz mi zamandan geçiyoruz?Cevabını bilmiyorum ama bildiğim tek şey şu “çok hızlı geçiyor”… Daha dün sokakta akşama kadar oyun oynayan çocuktuk.Dizimiz yara olurdu ama umurumuzda olmazdı.Bir misket,bir top,birkaç arkadaş…Mutlu olmak için bunlar yeterdi.En büyük derdimiz annemiz eve çağırınca“Biraz daha oynayalım.”demekti. Şimdi ise insan durup kendi kendine soruyor“Ben ne zaman bu kadar yoruldum?”Eskisi gibi değil hiçbir şey.Yorulan beden değil sadece,ruh da yoruluyor.Bazen öyle bir sessizlik çöküyor ki insanın içine, sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi hissediyor. Zaman da hiç acımıyor zaten.Yavaş yavaş alıyor bizden sevdiklerimizi,gençliğimizi,gücümüzü…Fark ettirmeden eksiltiyor insanı.Bir gün dönüp bakıyorsun,yıllar avuçlarının arasından su gibi akıp gitmiş. O zaman Üstad’ın şu sözü geliyor aklıma: “Eyvah,aldandık!Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik…” Gerçekten de öyle değil mi?Hep burada kalacakmışız gibi plan yapıyoruz.Sanki ölüm başkalarının başına gelecekmiş gibi yaşıyoruz.Oysa her geçen gün ömürdeki bir sayfa daha kapanıyor. Sonra bir ayet geliyor insanın yüreğine dokunuyor: “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebût, 57) Bu ayetin üzerine çok fazla söz söyleyemiyorum.Çünkü zaten her şeyi tek başına anlatıyor.Hepimiz döneceğiz… Kimimiz hazırlıklı,kimimiz hazırlıksız. Belki de hayat dediğimiz şey,Rabbimize dönüş yolunda verilen çok kısa bir mola sadece.Ama biz o molayı kalıcı sanıyoruz.Dünyanın gürültüsüne öyle dalıyoruz ki ruhumuzun sesini duyamaz hâle geliyoruz. Belki de asıl mesele,bu kısacık yolculuk bitmeden kendimize şu soruyu sorabilmek;“Ben
Edebiyat
İkimizde çocuktuk. Aşk nedir bilmiyorduk. Birbirimizden öğrendik belkide. Ben sana ne kattım?Bilmiyorum. Ama sen beni çok büyüttün.
Türk futbol tarihinin en onurlu, en gururlu ama aynı zamanda en iç burkan anlarından biri... 2002 Dünya Kupası yarı finalindeki o 1-0'lık Brezilya mağlubiyeti, tüm ülkeyi ekrana kilitleyen ve hafızalara kazınan bir hüzündü... Çocuktuk, yüzlerimizdeki boyaları gözyaşlarımız bozmuştu. Hasan Şaş'ın maç sonundaki o çaresiz ve hüzünlü oturuşu, kalbimizin üzerindeki bir ağırlıktı.Turnuvada Ronaldo'nun o beklenmedik ayak ucu vuruşuyla gelen tek gol bizi finale taşımamış olsa da, millî kadronun sahaya koyduğu ruh, samimiyet ve mücadele gerçekten bambaşkaydı. Her şeyimizle o kadar sahadaydık ki, üzüntümüz bile sonuna kadar gerçek, sonuna kadar saf ve içtendi... Bugünkü maç sonu açıklamalarında göremediğimiz bir şey de bu hakiki hüzündü. Ne takımdı ama... Hacıosmanoğlu'nun, "tarihin en karakterli milli takımı” dediği takım maalesef 2002 kadrosundan fersah fersah geride... Evet, karakter olarak da...
Sürüklenmeden, huzurlu bir yürüyüşü yok mu hiç bu dünyanın?
Vardım, dediğim her yolun sonu bir uçurumda bitti, dedi bana. Üstüne oturduğumuz çimenlerdeydi parmakları. Ellerini sağa sola hızlıca hareket ettirip rüzgar etkisi yapıyordu. Çimenler çok sıcak günlerde ferahlamaya ihtiyaç duyarmış yoksa gelişemezmiş. 10 yıl önce de çocuktuk, aynıydı, 10 yıl sonra da aynı. İlla atlayıp ölümü ensemde hissetmem mi gerekiyor, yara almadan da sıyrılmanın bir yolu yok mu şu hayatta? Sürüklenmeden, huzurlu bir yürüyüşü yok mu hiç bu dünyanın? Şiştik, basıldık sağdan ve soldan. Böyle isyan dolu olmadan yaşanmıyor muydu?