Zamansız Bir Yolculuk: On Yıl Sonra Yeniden Küçük Prens
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatır ve rafa kaldırırsınız. Bazıları ise ruhunuzun bir köşesine park eder ve doğru zamanı bekler.
Ben bu dostla tam on yıl sonra, hayatın bambaşka bir evresinde yeniden karşılaştım.
On yıl önce okuduğumda sadece "güzel bir masal" dediğim satırlar, bugün birer hayat dersine, birer yüzleşmeye dönüştü.
Küçük Prens aslında bize çocuk kalmayı değil, "insan kalmayı" hatırlatıyor.
Neden Hala Bu Kitaba Aşığım?
Büyüklerin Dünyası: Sayfaları çevirdikçe fark ettim ki; rakamlarla, unvanlarla ve "önemli işlerle" boğulurken aslında en basit gerçeği ıskalıyoruz: Gözle görülmeyen, sadece kalple hissedilen o özü.
Gül ve Emek: Küçük Prens'in gülü için sarf ettiği o meşhur cümle, "Gülünü senin için bu kadar önemli kılan, onun için harcadığın zamandır," bugün daha ağır bir anlam taşıyor.
Emek verdiğimiz her şeyin bizim için neden eşsiz olduğunu, sadakatin sadece bir kelime değil, bir sorumluluk olduğunu yeniden anladım.
Kendini Yargılamak: Kralın o unutulmaz öğüdü hala kulaklarımda: "Kendini yargılamak, başkalarını yargılamaktan çok daha zordur."
Kaçımız gün sonunda aynaya bakıp kendimize karşı bu kadar dürüst olabiliyoruz?
Sonuç Olarak...
Bu kitap bir çocuk kitabı değil; bu kitap, içindeki çocuğu dünyanın gürültüsünde kaybetmiş yetişkinlerin pusulasıdır.
On yıl önce başka bir kadındım, bugün başka biriyim.
Ama Küçük Prens hala aynı altın sarısı saçlarıyla B-612 asteroidinde bekliyor; tek bir farkla, artık onun ne demek istediğini çok daha iyi anlıyorum.
Eğer hayatın karmaşasında boğulduğunuzu hissediyorsanız, bir kahve alın, bu ince ince işlenmiş sayfaların arasına sığının. Çünkü tıpkı tilkinin dediği gibi: "Gerçeğin mayası gözle görülmez."
Küçük Bir Dosttan Herkese
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Can Çocuk Yayınları · 2015280,3bin okunma
1975 'ten başlayıp 2025 yılına kadar uzanan bir yaşam hikayesi bu kitabı okurken sizi alıp çok eski zamanlara goturecektir bi nevi zamanda yolculuk desek yeridir her okurun okuyup ahh o eskiler yokmu diye gözlerin yaşlı olduğu okurken yüzde biraz tebessüm birazda eskiye özlem duyulur.
Belki batı biraz daha eskiye özlem duyar çünkü doğulu olarak hala eskiye dair izler taşır buralar sobasiydi katıldığımız aile ziyaretlerinde eskileri konuşur anlatılanları büyük bir merakla dinleriz üstelik hepsini ezberi bildiğimiz konular olmasına rağmen.
Ne kadar yokluk yılları olsada insan özlüyor belki aç yatılmış yakacak birşeyin olmadan sobanın yanında uzanıp battaniyeye sarılmak bile insanın üşümesine neden oluyor ama bu insanı üzmez aksine özlem duyar yapılan sohbetler kardeşlerle birlikte oynanan oyunlar küsüp bir köşeye çekilip beklemek gelip bizi tekrar oyuna dahil etmeleri hepsi bir film şeridi gibi gözlerimin önüne serdi geçmişi bu kitap. Şimdiki çocuklar malesef dijitalleşmis bir şekilde sosyal medyasi telefon oyunları vs. Bunlardan başka bişey bilmez oldular bu çok üzücü kendi çocukluğumu hatırladıkca şimdiki çocuklar arasında dağlar kadar fark var bizler gece yarısına kadar dışarıda oynardik ailemiz asla merak etmezlerdi yani Allah'a emanet yaşardık :))
Şimdikiker disari çıkmak yerine ellerindeki tabletler ve telefonlarla oynuyorlar yada ciksalar hemen arkalarından koşar içer sokariz cocuklari o saatte kadar dışarda mi kalinir simdikiler kendine sosyetedir bizde çocuktuk yaa biri demiyordu bu çocukları ya biri kaçırsa bişey yapsa ama yok cok rahattilar belki bizim dönemin çocuklarından daha zekidirler çünkü her konu hakkında bilgileri var ama bu çağın çocuklarıni değil eski çocukları insan arıyor ve özlüyor.
Çocukluğuma dair en özlediğim şey maç olduğu zaman babam
EskidenHacı Demir · Aysima Yayınları · 20252 okunma
King okumaya ‘’ O ’’ kitabı ile başlamak gibi bir hata yapmış, bu hatayı ‘’ Siyah Takım Elbiseli Adam ’’ adlı zayıf bir öykü kitabıyla devam ettirmiş biri olarak, sonunda bir karar verip King’in ilk romanını bitirince doğru bir karar verdiğimi anladım.
Kitabı okurken, yazarın sizi o ‘’büyük olaya’’ hazırladığını her sayfa da hissediyorsunuz. Akıcı, atmosfer ve hikâyenin geçtiği zaman dilimi iyi tasvir edilmişse de, en büyük eksiklik kitabın akran zorbalığı gibi ciddi bir konuyu ele almasına rağmen bunu derinleştirememesi veya derinleştirmemesi. Zorbalık problemini parapsikolojik özellikleri kullanarak bir intikam hikâyesine dönüştürmek heyecanlı, sürükleyici olsa da derinlik arayanlar için bir nebze hayal kırıklığı olabilir.
Kitapta sadece Carri’ye değil, diğer karakterlere odaklanıp, bu karakterlerin yazdığı kitaplara da değinmesi hatta bunlardan alıntıların yer alması, kitabı çok yönlü kılmış.
Okurken içimin yağlarının bir güzel eridiği (Christine’nin bu zorbalıklarından sonra rahat bir hayat sürmesini asla kabul edemezdim) sahneler olsa da, Susan Snell’e kızdım. Bir defalığına bile olsa Carrie’ye yapılan zorbalığın bir parçası ve o büyük olaya sebep olmayı yazdığı kitabında ‘’o zamanlar sadece çocuktuk’’ diye geçiştirmesi, kendini aklama çabasından başka bir şey olamaz.
Kitabın sonunda Carrie’nin evine asılan o yazı, toplumun önce canavarları yaratıp daha sonra bu canavarın varlığında hiçbir payı yokmuşçasına yok edilmesi gereken bir pislik gibi görmesi insanların ikiyüzlülüğüne güzel bir gönderme olmuş. Carrie bir canavar değil, bir sonuçtur. Sonuçtan önce nedene hiç değilse bir göz atmak neleri önleyebilir bir düşünün.
Masalların gerçek olduğuna inanan herkese...
Unutmayın hepimiz birer çocuktuk, masallara inandık.
Dünyanın kötülükleri büyüdüğünüzde inancınızı yok etmesin.
Masalların gerçek olduğuna inanan herkese...
Unutmayın hepimiz birer çocuktuk, masallara inandık.
Dünyanın kötülükleri büyüdüğünüzde inancınızı yok etmesin.
Kitaba bayıldığımı söyleyerek başlamak isterim. Bende tatlı ve güzel duygular uyandıran bir kitap oldu.
Altı yaşındaki minik Dips'in kendini bulma, kendini tanıtma ve kendini olduğu gibi kabul ettirme sürecini anlatmakta.
Ailesi ve öğretmenleri tarafından zihinsel olarak gelişim geriliği olduğu düşünülen, o şekilde etiketlenen ve yargılanan Dips.
Onun söylemi ile "Bayan A" "Muhteşem oyun odasının hanımı" ile oyun terapisi sürecine başlıyor ve tam bu noktada Dips'in haftalık bu oyun terapisi deneyimleriyle yavaş yavaş açıldığını, gerçek Dips'i bizimle tanıştırdığını görüyoruz.
Peki ne oldu bu oyun terapisi sürecinde? Ona bazı yöntem teknikler mi uyguladılar, ona sorular mı sordular, ondan bir şeylere cevap vermesini mi beklediler? Hayır. Hiç birini yapmadı Bayan A.
Onu oyun odasına aldı ve burası senin Dips dedi, burada istediğini yapabilirsin, istediğini söyleyebilirsin, istediğini anlatabilirsin, her şey senin istediğin gibi.
Dips'i dinledi, onun söylemlerini, davranışlarını yargılamadan anlamaya çalıştı, onu koşulsuz kabul etti. Onu yaşama kazandırdı. Kısaca bir çocuğun kalbine dokundu.
Çocuklar sevilmek ve anlaşılmak ister hepimiz bir zamanlar çocuktuk öyle değil mi?
Seni tanımak güzeldi Dips. Seni tanımak güzeldi.
Dips'in cümlelerin ile noktalamak istiyorum.
"Dediğim gibi istediğim gibi. Dediğin gibi istediğin gibi. Dediğimiz gibi istediğimiz gibi."
Anlamlı okumalar diliyorum. :)