Bir masal, çoğu zaman kalbin nabzını yavaşlatır; kimi zaman hızlandırır. Judith Malika Liberman, Bir Masal İyi Gelir’de, anlatının o eski iyileştirici damarını yeniden bulur; kelimeleri birer merhem gibi kullanır. Masal onun elinde ne çocukluğa ne de nostaljiye aittir; daha ziyade, iç dünyamızın loş bir köşesinde sessizce oturan yaralı yetişkinlere seslenir.
Liberman’ın masalları birer içe dönüş haritasıdır. Kalbine Bakma Köşesi adını verdiği bölümler, okura hikâyenin ardından bir iç duruş önerir.
Liberman, küçülmeyi, yavaşlamayı, azı çoğa yeğlemeyi öğütlemez; yalnızca hatırlatır. Çünkü o bilir: Hakikat, öğretiden çok hatırlamayla gelir. Bu nedenle kitabın sayfaları bir öğretmenin parmak iziyle değil, bir masalcının nefesiyle doludur.
Her bölüm, bir “iyileşme parantezi” açar. “Yasını tut,” der; “küçük büyük deme,” der; “tekrar dene.” Liberman’ın dünyasında büyüklükle küçüklük, acıyla huzur yer değiştirir. Ay’ın göldeki yansıması gibi , hangisi daha gerçektir? Sorunun kendisi cevaptan daha kıymetli hale gelir. Çünkü o masalı, masalın sonunda değil, kalbinde bitirir.
Masalların çoğu zaman unuttuğumuz bir tarafı vardır: Onlar, dünyayı değil, bizi onarmak için anlatılır. Bir Masal İyi Gelir, bu onarımın modern zamandaki halidir. Bir terapi değil, bir ritüeldir. Her hikâye, kendi küçük evrenini kurar.
Judith Malika Liberman’ın kitabı, büyümekten yorulmuş ruhlara yazılmış bir mektup gibidir. Masal, burada çocukça bir eğlence değil; bilincin derinlerinde yankılanan bir dua olur.