“…
Ve kırağı tutan umutlar sökülüyor
Solgun bakan bir kentin puslu akşamından
Ezik yüreğime doluşuyor kurumuş yapraklar
Sararıp dökülüyor gözlerimin önüne
Yaşadıklarım hüzünlerce
Çekirdeği kararmış yaşamın
Hangi sevda uğruna bilinmez
Ya da hangi sevdasızlıkla
Ben hep aynı aşk için fırtınalara kalmıştım
Sarınıp her yanıma sevdiğimi
Ölüme rağmen gülene kadar
Rengi kesti yüzümü duygularımın
Islanıyor mu kanatlarım uçamayacak mıyım
Ah vapur ıslığı sabahlarım
Gözçukurlarımda kundaksız ağlıyor
Sığ bir suya lacivertleşen gözbebeklerim
Ve parmak izlerim alınıyor
Gökyüzü neferi yüreğim düştü
Çünkü sevgilim”
“… kıskançlığın karanlık ve dolambaçlı tünellerini, derin bir terk edilmişlik duygusunu ve kara bir öfkeyi, tiksintiyi, itilmişliği hissediyordu ve bütün bunlar içinden kapkara, derinden ve onu titreterek akıyordu.”