- Peki, fakat neyi değiştirebileceğini ümid ediyorsun, diyerek kabul etti. Bezgin ve usanmış gibiydi; bu, beni, her şeyden çok ezdi. Dakikalar geçiyor, ben şaşkın ve perişan bir halde susuyordum. O ise... Ona baktım: Güzel dudakları titriyor, gözlerinde yaşlar toplanıyordu. Bunları gördükten sonra nasıl olur da ısrardan vazgeçebilirdim: - Bize yazık değil mi? Bak, sen de ağlıyorsun. Biz birbirimiz için yaratılmışız ve birbirimizi bulduk. Sonra bütün ömrümüzce hep böyle ağlarız, nedamet bizi harab eder, dedim. Birdenbire gene hırçınlaştı: - Siz kendinizi ne zannediyorsunuz, bu kadar gurura sebep ne, buna cevap verebilir misiniz, hem ben ağlamıyorum ki... Bunu söylerken gene ağlıyordu Birdenbire her şeyi anladığımı zannederek: - Ah, dedim; sen korkağın birisin: Senin aşkı kabul edecek cesaretin yok. Gözlerindeki yaşlara rağmen, küçümseyen bir gülüşle: - Böyle mi zannediyorsun, dedi: Peki, ya asıl korkak sensin dersem, asıl korkak sensin dersem ne diyebilirsin? Ve kendinden emîn bir eda ile devam etti: ** - Asıl korkak sensin: Aşktan bahsediyor sonra da aşktan kaçıyorsun; saadet diye çırpınıyor, fakat saadetin ne zalim, ne ezici bir şey olduğunu sezer sezmez, onu parçalamak, lokma lokma eritmek istiyorsun. En büyük saadet en az sürendir, daha doğrusu saadet sadece bir andır; onu kuvvetli olan ebedileştirir, zayıflar ise bölmek, günlere, aylara serpe serpe eritmek, ondan kurtulmak isterler. Bugün bizim değil mi? Bugünü hangi kuvvet bizden söküp alabilir? Fakat eğer yarın da beraber olursak, ya bu günü feda edeceğiz veya yarını tadamayacağız. Sen bunu anlamak istemiyor, bu günün hakimiyetinden, bana sahip olarak, beni kurban vererek kurtulmak istiyorsun. Daha şimdiden, oturalım, konuşalım, demeğe başladın. İstediğin
Sayfa 50·Kitabı okuyor
Unutmayı seçmek hatırlamayı seçmekten çok daha az acı vericidir.
Sayfa 323·Kitabı okudu
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yalnızca zamanında gelen bir şeyin iyi olduğuna ina­nan, akla uygun, doğru yaptığı işlerinin çok ya da az olma­sına kayıtsız kalan, dünyayı daha az veya daha çok bir süre seyretmeyi umursamayan birini ölüm bile korkutamaz.
Alıntı
Lokman (a.s) oğluna yaptığı bir vasiyyetinde şunları söylemiştir: “Yavrum, güzel bir amel yapmak ancak yakîn ile mümkündür. Kişi ancak yakîni ölçüsünde hayır(lı) amel yapabilir. Kişi yakîni noksanlaşmadıkça amelinde noksanlık ve kusur yapmaz. Bazen insanın yakîn ile yaptığı az amel, yakîni zayıfken yaptığı kuvvetli ve çok amelden daha faziletlidir. Kimin yakîni zayıflarsa önemsiz gördüğü günahlar kendisine hakim olur.”
Sayfa 33 - Semerkand Yayıncılık, 3. Baskı, Eylül 2004 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okuyor
Evladım dedi Üftade. Sen nefsine ilk darbeyi vurdun. Bilirim o seni hiç bırakmıyor. Bilirim ki seni kendi yoluna çekmeye çabalıyor. Sen ona zulmettikçe o kırbaçlanmış bir hayvan gibi sana saldırıyor. Aklını çeliyor bilirim. Lakin sen o ilk gün omzuna sırığı asıp da ciğer sattın ya, hani vazgeçmedin, dönmedin caymadın ya işte seni o gün esas düşmanı değildi nefsin. Bil ki artık daha şiddetli saldıracak sana nokta ve sen de hiç durmadan nefsini kınayacak ve onun yaptıklarına karşı duracaksın. Değil mi ki sen Bu yokluk yurdunu seçtin, bu gönül ilmine talip oldun işte burada o nefse yer yoktur, evvela onu susturmak icap eder. Evvela tanımak icab eder. Ben deme bundan sonra evladım. Artık beni benliği unut nokta bir tek o var de ben değil o nokta işte ne çok hatırlarsan onu o kadar çok beni unutursun nokta gayri durdurmak için nefsini, onu susturmak için, acılar çektirmelisin ona. Riyazat yoluna girmelisin az yemeli az uyumalı ve az söylemelisin. Zira bunlar nefse öyle zor gelir ki bilemezsin nokta bil ki biz çileğe girince kendimize değil nefsimize zulmederiz. Zahirde bedene acı çektiriyor gibi görünsek de esasında kendinize iyilik ederiz. Nefs ancak böyle susturulur nokta yoksa o sana söyler sen ona isterse ona edersin.
Sayfa 103
Sanki bin yıl yaşadım, o kadar çok anım var. Tüm çekmecelerinin içinde bilançolar, Küçük aşk mektupları, şiir ve romans dolu, Tutam tutam saç yüklü, kocaman bir eşya bu, Ki daha az sır saklar kederli belleğimden. Bu bir ehram, sınırsız büyüklükte bir mahzen, Fukara kabri, ne çok ölüsü var içinde. - Ben ayın tiksindiği bir mezarlığım işte, Orda azaplar gibi sürünür uzun kurtlar, Aziz ölülerime durmadan saldırırlar. Solmuş güllerle dolu eski bir odayım ben, İçinde abur cubur, hepsi modası geçen, Ah eden pasteller ve sararmış Boucher’ler var, Yapyalnız, boş şişeden bir kokuyu solurlar. Denk değil eğri güne hiçbir şey uzunlukta, Yılların lapa lapa yağan karı altında, Sıkıntı, meyvesidir donuk meraksızlığın, Orantısını sağlar hep ölümsüz kalmanın. - Sen hiçbir şey değilsin artık, ey canlı madde! Bir dehşetin sardığı o taşın ötesinde, Uyuklarken dibinde sis çökmüş bir Sahrâ’nın; Bir sfenks ki, meçhulü tasasız bir dünyanın, Hartada unutulmuş, yaban mizacı ile Sadece şarkı söyler batıp giden güneşe.