Kızın boynunu öpüyor, kulağına yeni isimler fısıldıyordu: güzelim, sevgilim, birtanem, hayatım. Sıradan şeylerle dolu sıradan bir hayat sürüyorlardı; tabii eğer aşka sıradan denilebilirse.
Sayfa 435·Kitabı okuyor
Günümüzde, Osmanlı devlet felsefesi ve dünya görüşünün canlanma yolunda olduğunu savunanlar vardır. Osmanlı Devleti'ni "Yüce Devlet (Devlet-i 'Aliyye)" düzeyine çıkaran temel prensiplerin yani Kavânîn-i Osmaniyye'nin XVII. yüzyılda unutulduğunu; otorite birliği, kanûn egemenliği ve istimâlet (hoşgörü) politikasının kaybolduğunu, lâyiha sunan küttâbın (bürokratların) tümü açıklamaktadırlar. Osmanlı Yüce Devleti, "dinî cemaatler üzerinde bir egemenlik şemsiyesi"ni temsil etmekteydi. Devlet, koruyucu egemenlikti; adâlet, herkese eşit biçimde himaye prensibi, temel devlet felsefesini özetlemekteydi. Devlet, ayrı ayrı cemaatleri tanıyan ve vergi veren reâyayı himaye eden bir egemenlik felsefesine dayanıyordu. Pâdişahın yüksek otoritesini tanıyan her cemaat, eşit biçimde onun himayesi altındaydı. Osmanlı'yı yüce devlet düzeyine çıkaran devlet felsefesi, bu formülde özetlenmiştir. XVII. yüzyıl çöküş döneminde bu temel anlayışı, Kâtib Çelebi, Koçi Bey gibi deneyimli bürokratlar savunuyordu. Yüksek otoriteye, pâdişah yerine Harem, Yeniçeri Ocağı, Ulemâ sahip çıkmaya çalıştılar. Çağdaş eleştirmenler, "tagallüb-i nisvân" (kadınlar saltanatı) ve Yeniçeri ocak ağalarının "zorba" idaresinden yakınmaya başladılar.
İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
Devletin, hazine elindeki boş timar ve hâs topraklarını, mukataʻaya, yani özel kişilere kiraya vermesi sonucu, zengin ve nüfuzlu kimseler birçok köy ve çiftliği kontrolleri altına geçirmişlerdir. Bunun genel iltizamdan farkı, devletin sözleşmeyi her an bozma yetkisine sahip olmamasıdır. Kiralama sözleşmeleri çöküş devrinde hazinenin sıkıntısı dolayısıyla, hayat boyu, hatta irsî olarak verilmeye başlanmış, bu yolla mukataʻalar fiilen birer mülk gibi tasarruf olunma yoluna girmiştir. Malikâne denilen bu sistemde, mîrî topraklar ve üzerindeki köylü, mukataʻa sahibine fiilen bağımlı bir hale gelmekte idi. Halbuki, evvelce, mukata'a sahibi köylü idi; tapu sisteminde, köylü, toprağı devletten irsî ve ebedî olarak kiralamış sayılırdı. Köylü, kanûnla saptanmış vergi ve resimleri timar veya hâs sahibine öderdi, başka bir şey ödemeye mecbur değildi. Yeni sistemde, toprağın tasarruf hakkını devletle reâya arasına girmiş olan zengin ve nüfuzlu bir ağalar zümresi elde etmiş olup köylü devlete ait vergilerden başka bu ağalara da ayrıca bir rant ödemektedir. Mukata'a sahipleri, çoğunluğu itibariyle askerî sınıftan idi-ler. Geniş mukata'a topraklarını ele geçirmiş olan ağalar, zamanla mahallî vergilerin toplanması ve asker yazılması, mahallî asayişin sağlanması gibi idarî görevleri de yüklenerek âyânlar devrini açmışlardır. Bu gelişme, 18. yüzyılın ikinci yarısında tam anlamıyla idarî-siyasî bir mahalîleşmeye (decentralization) yol açmış, vilâyetleri toptan ele geçiren irsî hânedânlar yükselmiştir. Sonuçta, devletin toprak ve reâya üzerindeki kontrolü ve egemenlik hakkı zayıflamıştı. Böylece, klasik Osmanlı rejimi tarihe karışmış, âyanlar döneminde feodalleşmiş imparatorluk rejimi onun yerini almıştır. Büyük mukataʻa sahipleri ve âyânların ortaya çıkışına denk önemli bir gelişme de
Sayfa 331 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
İnsanoğlu gelişmiş olsa da insanlık gelişmemişti.
Sayfa 52·Kitabı okudu
-Gaustin, Son Notlar
“Kıyamet ille de ateş ve kükürt, atlılar, boru çalan melekler, küresel çöküş değildir. Bazen dünyanın sonu çok kişisel bir şeydir…“
Sayfa 113·Kitabı okudu
Alıntı
Dopamin zirvesi ne kadar yüksek olursa onu takip eden çöküş de o kadar büyük olacaktır.
Sayfa 36·Kitabı okudu
Psikoloji
Reklam
Reklam