Zemini ve semayı iki hizmetkâr ettiği gibi, zeminin sair aktarında bulunan herbir nevi meyvelerinden, herbir adama istifade imkânı vermek, hem insanlara semere-i sa'ylerini mübadele edip her nevi medar-ı maişetini temin etmek için gemiyi insana musahhar etmiştir. Yani denize, rüzgâra, ağaca öyle bir vaziyet vermiş ki; rüzgâr bir kamçı, gemi bir at, deniz onun ayağı altında bir çöl gibi durur.
Tarihe gömüyorum acıyı ve ölümü
Yenilgiyi zafer şarkılarına
Çünkü sen geldin; kumrular geldi
İçim içime sığmıyor
Umurumda mı sanki ayrılık trenleri
Ateşten gemiler, çöl çiçekleri
Ay tutulması, rasathaneler
Umurumda mı sanki
Sen geldin; çöllere yağmurlar geldi
Kokusunu unuttu dünyanın çiçekleri
Bir çöl kaç kum saati eder
içimde
Gitgide azalarak artan kuraklık
eskiyip unutulmuş bir tabir gibi hâlâ yerli yerinde
Bu uzun yolda esvabımı havalandıran tek rüzgar
yok işte- o yüzden kırdım asamı omurgamı iyiliklerle
Ben yalnızsam her şey yalnızdır demekti dün
suretim sürüklenedursun ne çıkar
gölgemle konuşabileceğim efkâr yeter bana o çölde
Gördüğüm serap sadece kendi gövdem
Hayaller tırmanmış üstüme- hızla ruhumu kemirmekte
Bir kum saati kaç çöl taşır
dilimde
Gitgide çoğalarak kaybolan teselli
gülümseten ölümler gibi hâlâ peşimde
hâlâ peşimde
Ah Tanrım diyorum, keşke Çöl dinlerinin tarif ettiği gibi koruyucu ve esirgeyici bir Tanrı olsan. Keşke insanlar toprağa karışmasa da, ölü bedenlerden çıkıp dünyayı dolaşmaya devam etse. Kötüler cezalandırılıp, iyiler ödüllendirilirse. Ne güzel olurdu her şey.