Olay İspanya’nın ücra bir köşesinde geçmektedir. Yarımada savaşı sırasında yaralanan bir İskoç subayı tedavi gördükten sonra doktoru tarafından önerilen ve hava değişimi maksadı ile eskiden soylu ancak şimdi yoksul düşen bir ailenin yanına iyi olana dek kalmak için yerleşir, subay kendisini birden aklının almadığı olayların içerisinde bulur. Bir anne, yarım akıllı bir erkek kardeş ve Olalla isimli genç bir kız yaşar bu evde! Odasındaki 200 yıllık portredeki kadınla ailenin tüm fertleri arasındaki benzerliği fark eden Commandante, gece vakti duyduğu korkunç çığlıkların ardından konakta araştırma yapmaya başlıyor. Subay daha Olalla’yı görmeden odasında gördüğü şiir kesitleriyle ona bağlanıyor. Anne’nin ya da Felipe’in odası diye düşünerek girdiği odanın evin kızının olduğunu fark edince büyük bir utançla odadan çıkıyor. Odada bulduğu kağıtlarda yazan dizeler Subay’ı kendine getiriyor ve saygısızlık yaptığını düşünmesine sebep oluyor. Odanın diğer aile fertlerine ait olduğunu zannederken utanmayan ya da saygısızlık yaptığını düşünmeyen Subay, Olalla’nın mahremiyetine izinsiz dahil olma duygusuyla büyük bir suçluluğa sürükleniyor. Zaten Olalla’yı görmeden dizelerine âşık olmuştur ana karakterimiz olan Subay. Subayımız Olalla’yı gördüğü ilk an aşık olur ve bu hisler tek taraflı da degildir ve aynı zamanda onun tuhaflıklarını ve ailesinin garip davranışlarını da fark eder. Olalla ve ailesi, insanlardan uzak durmaya ve bir tür yamyam gibi davranmaya meyilli gibi görünmektedir. Hikaye ilerledikçe, okuyucu olalla ve ailesinin gerçek doğalarını daha iyi anlamaya başlar.
Aslinda Olalla'nın ailesi aslında geçmişteki kan davalarının bir sonucu olarak vampir benzeri bir duruma düşmüş bir ailedir. Öyküdeki vampir olayı; üzüntüsü ve siniriyle Subay’ın cama yumruk atmasının ardından