Hans, toni, coni...
Puan vermedi·256 syf.·
2026 6. kitabı
Çok etkileyici bir konu seçen yazar, kitabı çiçek, böcek, çevre tasvirlerine kurban etmiş gibi hissettirdi. Ya da ben kitabı doğru zamanda okuyamadım, bilemiyorum. Almanya'nın çayırları yazarın burnunda tütmüş olacak ki bir türlü Hans'ın kafasının içinde dönen kaosa, içerisinde sıkıştığı duygusal yoğunluğa odaklanamadı. Belki de kasvetli havayı biraz dağıtmaya çalışıyordu, yine de kısa bir kitap için yorucu bir okumaydı. Zeki bir çocuk olan Hans, babasını ve öğretmenlerinin sözlerini dinleyerek sıkı çalışmaya yoğunlaşır. Ancak bu sıkı çalışma sonrası elde edilecek kazancı gerçekten kendisi mi istiyordur, yoksa etrafındakilerin hedeflerini gerçekleştirmek için kendini mi paralıyordur? Okul çıkışları çalışır, yazları çalışır, nefes aldığı her anı üzerine yüklenen sorumluluğun üstesinden gelebilmek için kullanır. Ona hedefler koyan insanları mutlu etmeye çalışırken yaşıtlarından uzaklaşır ve dışlanır. Bir süre sonra çalışmaları meyvelerini vermeye başlar, çevresindeki tüm öğrencileri geçer ancak sürekli kafasının içini kemiren bir kurt vardır. Acaba gerçekten sınavın üstesinden gelecek bilgiye sahip midir, yoksa kendini mi kandırıyordur? Sonu olmayan bu yarışta basamakları çıktıkça yeni hedefler önüne gelmeye devam eder. Nefes almadan bu hedeflere yetişmek için koşturan Hans bir yerden sonra yorgun düşer. O kadar bunalmış hisseder ki bu duygulardan uzaklaşacak, kendini paylaşacak birilerini arar. Ancak kendini hapsettiği bu yoğun çalışma temposu onu biraz da hayatı nasıl yaşayacağını anlamaktan alıkoymuştur. O kadar gerçekçi bir hikaye ki, eminim herkes kendisinden bir parça bulacaktır. Aileler ve öğretmenler çoğu zaman çocuk için en iyisini bildiğini düşünür ancak çok azı çocuğun gerçekten neye ihtiyacı olduğunu anlayabilir. Bunu hatırlatmak için ebeveynlere
Çarklar ArasındaHermann Hesse · Can Yayınları · 20022,043 okunma
9/10
·288 syf.·
Beğendi
·
2026 6. kitabı
Yazarın en önemli eseri olan 1902 Doğumlular, savaşın cephe gerisinde yaşananları bir çocuğun gözüyle anlatıyor. 1914 / 1918 yılları Almanya'sı. Savaş söylentileri başlıyor, her evden asker çıkıyor gencecik çocuklar, yetişkin adamlar. Savaşa methiyeler diziliyor, sevinç içinde karşılanıyor. Gidenler türkülerle uğurlanıyor. Okuldaki çocuklardan, evdeki annelere, sokaktaki insanlara yayılıyor bu sevinç. "Bizimkiler Coni'leri yener, onlar savaşmayı bilmez" gibi söylemler uçuşuyor havada.Yavaş yavaş işin rengi değişiyor, cepheden ölüm haberleri geliyor, şehirler bir bir düşüyor,savaş uzuyor. Geride kalan kadınlar, çocuklar. İş gücü cephede savaşıyor. Yoksulluk başlıyor, aş yok ekmek yok. Eldekiler bitiyor. Olanlar birbirinden saklıyor. Erkek öğrenciler köylere yardıma gönderiliyor, onlar gizli saklı ailelerine yiyecek ulaştırıyorlar. Bombalar şehirlerin üzerine yağıyor, parktaki kadınlar, çocuklar ölüyor. Kanla boyanıyor her yer. Boğazım düğüm düğüm okudum kitabı. Cephedekilerin akibeti belli de geride kalanların durumu çok daha acı. Sevdikleri bir bir ölüyor, yoklukla baş etmeye çalışıyorlar, doyurmaları gereken çocuklar var,hastalıktan ölenler var. Savaşın bedelini devletler değil halk ödüyor. Off her türlü çok kötü. Savaş karşıtı bu kitap yayınlandığı dönemlerde Almanya 'da yasaklanmış, yazar yurdundan edilmiş Ve günümüz Ortadoğu yanıyor. Savaşı icat edenler görmesin cennet! Okumanızı tavsiye ederim. Kitapla kalın sevgili arkadaşlar.
1902 DoğumlularErnst Glaeser · Yordam Edebiyat · 2016472 okunma
Reklam
Bir Bellek Savaşının Anatomisi
8/10
·712 syf.··
Beğendi
·
2025 397. kitabı
Tarihin tozlu sayfaları arasında bazı dönemler vardır ki, yalnızca bir savaşın değil, bir milletin hafızasının da yeniden yazıldığı anlardır. Erol Mütercimler’in “Gelibolu: Korkak Abdül’den Coni Türk’e” adlı eseri, tam da bu türden bir hesaplaşmanın kapısını aralıyor. Mütercimler, alışıldık kahramanlık destanlarının ötesine geçerek, bir zihniyetin, bir algının ve bir dönemin çarpıtılmış anlatısını çözümlemeye girişiyor. Bu kitap, “Coni”ye hayranlıkla bakan ama kendi tarihine kuşkuyla yaklaşan bir ulusun, bilinçaltındaki sömürgeci bakiyeyi yüzeye çıkarıyor. Mütercimler’in dili ne kadar analitikse, sarsıcılığı da o denli güçlü: satır aralarında, yalnızca bir savaşın değil, bir kültürel özgüven mücadelesinin izlerini görüyorsunuz. Sorgulayan, Rahatsız Eden, Uyandıran Bir Metin Bu eser kolay okunacak bir tarih kitabı değil; çünkü okuyucusunu rahat bırakmıyor. Her bölümde şu soruyu zihninizin duvarına kazıyor: “Biz kimin hikâyesini dinledik bugüne kadar — kendi zaferimizin mi, yoksa başkalarının bize biçtiği bir rolün mü?” Mütercimler’in belgeler, arşiv kayıtları ve dönemin uluslararası basını üzerinden yürüttüğü analiz, Gelibolu’nun yalnızca askeri bir mücadele değil, aynı zamanda bir psikolojik savaş alanı olduğunu gösteriyor. Özellikle Batı kaynaklı “şövalyece savaş” mitinin nasıl sistemli bir algı yönetimine dönüştürüldüğünü okudukça, bugünün medya çağındaki manipülasyon teknikleriyle benzerlikler kurmamak elde değil. Korkak Abdül’den Coni Türk’e: Bir Kimlik Dönüşümü Kitabın başlığı bile bir manifesto aslında. “Korkak Abdül” ifadesi, Osmanlı’nın son dönemine yöneltilen aşağılayıcı imajların sembolü. “Coni Türk” ise, Batı tarafından “takdir edilen” ama içsel kimliğinden koparılmış bir Türk tiplemesi… Mütercimler, bu dönüşümü anlatırken bir tarihçi gibi değil,
Gelibolu Korkak Abdul'den Coni Türk'eErol Mütercimler · Alfa Basım Yayım Dağıtım · 200761 okunma
Puan vermedi·535 syf.··
2025 330. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Temmuz 2025 21:18
Mustafa Kemal'in geçerken uğradığı cephe(!), çanakkale .. okumuş olduğum kitap mehmet niyazinin (yazarın adı mehmet değil, mehmed, farkındayım.. el alışkanlığı sebepli kendisinden yazım boyunca yeri geldiğinde mehmet niyazi şeklinde bahsedeceğim..) yedi yıllık bir çalışma, okuma, sonrası yazdığı bir çanakkale romanı.. kendisi bu romanın ortaya çıkış sürecini şöyle dile getirir; 'aslında benim tarihi olayları yazmak gibi bir niyetim yoktu. 70li yıllarda bir program için almanyaya gitmiştim. yaşlı bir prof. yanıma geldi. 'genç, bu çanakkale savaşını bir daha yapabilir misiniz?' dedi. ben tabi çok şaşırdım, ama 'yapabiliriz.' dedim. almanyaya gittiğim zaman bana hep 'çanakkaleyi anlat.' diyorlardı. ben de onların çanakkale hakkında ne yazdıklarını merak edip kütüphanelerine gittim. almanya kütüphanelerinde çanakkaleyle ilgili 700 küsur kitap buldum. sonra beyazıt devlet kütüphanesine geldim. orada ise çanakkale hakkında o zamanlar sadece 23 kitap vardı. biraz araştırdım, okudum. bir gün beyazıt kütüphanesinde araştırma yaparken, Osman Selim Kocahanoğlu diye biri geldi kütüphaneye. bana orada ne işim olduğunu sordu. 'çanakkale hakkında bir kitap yazmak istiyorum, ama altından kalkabilir miyim bilemiyorum.' dedim. 'çanakkalede ne var, gavurlar bize hücum etti, askerlerimizi görüp çekip gittiler.' dedi. bunu söyleyen de üniversite mezunu biri. 'sen bunu söylüyorsan, bunu yazmak üzerime farz oldu. dedim ve yazmaya başladım. çanakkaleyi ciddiye almıyorlardı. çünkü orada ne olduğunu bilmiyorlardı.' şimdi de bu düşünceden hareketle yazılmış romanın içeriğine bakalım biraz.. Mehmed Niyazi nin yazdığı Çanakkale Mahşeri adlı kitap çanakkale savaşının başladığı ilk zamandan (kasım 1914) itilaf devletlerinin çekildiği zaman (ocak 1916) aralığını kapsayan bir roman.. bu da haliyle
Mustafa Kemal Atatürk
Çanakkale MahşeriMehmed Niyazi · Ötüken Yayınevi · 20082,084 okunma
Puan vermedi
İki farklı gözden savaşın çok büyük olduğunu ve savaşın sadece mermi yada topla tüfekle olmadığını o zamanın iklim şartlarını da anlatmıştır... Gelibolu Korkak Abdul'den Coni Türk'e Erol Mütercimler
Gelibolu Korkak Abdul'den Coni Türk'eErol Mütercimler · Alfa Basım Yayım Dağıtım · 200761 okunma
Puan vermedi·355 syf.··
2025 4. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2025 23:59
Yalancı Dünya; olay örgüsü, yaşananlar ve karakterlerin iç dünyası ile Zeki Demirkubuz’un “Hayat” filmini hatırlattı bana. Hikâyedeki ve filmdeki olayların mizansenleri ayrı ayrı olmakla beraber biz okuyucular ve izleyiciler olarak ikisi arasında çok benzer duygulara rastlıyoruz içimizde. Kitapta Neriman, filmde Hicran. Neriman’ın evde ailesinden gördüğü baskılar ve büyük film yıldızı olma hayali, onu günün birinde kasabasından kaçıp İstanbul’a gitmesine hem sebep olan hem vesile olan en büyük etkenlerdir. Hicran’ın da bir gün yirmi milyonluk koca İstanbul’a gitmesi gibi. Kitapta, Rıza ile özdeşleştirebileceğimiz kişi de sona doğru daha iyi tanıdığımız kişi olan genç öğretmen. İki hikâyenin de farklı bir sonu var ya da aynı şekilde bitiyor demek, hangi karakterden/karakterlerden (Neriman-Öğretmen, Hicran-Rıza, Neriman-Ali Rıza) nasıl baktığımıza bağlı. Neriman genç, güzel bir kızdır. Güzelim diyen eline su dökemez, tıpkı Sophia Loren. Film yıldızı olmak istemektedir. Evinde babası ev annesi tarafından sürekli gözlem altındadır. Özellikle babasıyla hiç anlaşamamaktadır. Çorapsız dışarı çıkmasına, fırından ekmek almaya gitmesine de izin yoktur bir süre sonra. Bütün bu baskılardan kurtulmaya az kalmıştır. Birkaç ay sonra on sekiz yaşına girince vurup kaçacak kimse bir şey de söyleyemeyecektir. İstanbul’da film yıldızı olduktan sonra annesi ve babası o zaman belki affeder, gelir büyük evinde beraber yaşarlardı. Kasabaya gelen rejisör Bülent Nejat ile tanışıp ona âşık olduktan birkaç ay sonra İstanbul’a kaçar onunla. Filmlerde oynayacak ne de olsa rejisör, Avrupa görmüş Bülent Nejat ile evlenecektir. İstanbul’a adım atar atmaz asker kaçağı olan Bülent Nejat’ın yakalanmasından sonra ortada kalmıştır. Filmciler sokağı: kurtlar sofrası. Neriman’ın bu saf halinden
Yalancı DünyaOrhan Kemal · Everest Yayınları · 2019315 okunma
Reklam
Reklam