Gök Gözlüm
"Gök gözlüm, bir gülücük kondu yüreğime; Dünya yeniden var olsun, Aciz bedenime ve seninle asilleşen ruhuma... Bir söz söyle, dağılsın gökteki karartılar; Bulutların ardına gizlenmiş o güneş, Yüreğinden fışkırıp açsın üzerimize. Ellerini uzat; sırda kalmış mutluluk, Kırsın o çelikten kasaları, Ve aklımın en derinlerine sızsın. Gök gözlüm, bir kez bak gözlerime; Yer yerinden oynasın, Yüreğimde volkanlar yerine, Neşe çağlayanları patlasın."
Edebiyat
Gökten kayan yıldızlar Acaba ben ölmüş olsaydım, yıldızların hangisi kayacaktı? Bilsem imanına tükürdüğümün yıldızlarından hangisi benimdir, vallahi göğe merdiven kurar, çiviyle onu göğe çakardım. Fosforlu Cevriye Suat Derviş endlessfreedom endlessfreedom Öncelikle Allah Tealanın selam ve kelamı hepinizin üzerine olsun değerli 1000 k okuyucusu endlessfreedom şunu diyor Acaba ben ölmüş olsaydım, yıldızların hangisi kayacaktı kayan Türkiyenin ekseni Türkiyenin yıldızıydı kahramanmaraş okul saldırısında 10 kişinin yıldızı söndü bu 10 kişi Türkiyenin en acı en ağır kaybı oldu peki biz durdurabildikmi gökteki yıldızların sönmesini engelleyebildik mi değerli yazarlarımızdan Suat Derviş Bilsem imanına yıldızların hangisi benimdir, vallahi göğe merdiven kurar, çiviyle onu göğe çakardım bu Türkiyede sönmeden parlaması gereken bir yıldız değilmi ancak zamansız gelen o çocuk ölümleri ben iman sahibiyim ben vicdanlıyım diyen herkesin gecesini zifiri bir karanlığa çeviriyor işte Kahramanmaraş deprem yarası sarılmadan o on kişinin yarası matemi hepimizi sarsıyor yaşlar bitmiyor saygıdeğer okuyucu endlessfreedom diyorki suat dervişten yaptığı alıntıda imanına tükürdüğümün evet ne diyordu şair zalimi ve zulmü sevme tükür celladın yüzüne hepimizin başı sağolsun Allah rahmeti ile muamele etsin Maraşta 11 yaşında Almina Ağaoğlu vefat etti oysaki onun yıldızı gökyüzünde parlıyordu eğer sizin yıldızınız gökteki nice yıldızı karartıp engelliyorsa o yıldız zulümlerin sebebidir Hayat sadece kıyam ve cihattan ibarettir Hayatın tadını ancak ölümden kurtulanlar bilirler. Siz Bir Alçaksınız! Peyami Safa endlessfreedom endlessfreedom Değerli okuyucular Allahın selamı sizlere olsun Es selam Aleyküm ve Rahmetullah peyami safa Hayatın tadını ancak ölümden kurtulanlar bilirler der refah ve
Duygu ve Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hayat
Mutsuzluk neden “yağ gibi üste çıkar”? Çünkü beynimiz negatif olana daha hassas. Evrimsel bir yazılım bu. Tehlikeyi kaçıran ölür; mutluluğu kaçıran sadece biraz daha az keyif alır. O yüzden kötü olan yüzeye çıkar, dikkat çeker, bağırır. Mutluluk ise çoğu zaman dibe çöker. Sessizdir. Oradadır ama görünmez. Bir çocuğun nefesi gibi, bir sabah ışığı gibi, çam kokulu yürüyüş gibi… fark edilmediğinde yok sanılır. Ama sen asıl darbeyi şurada vurmuşsun: “İkisini de içinde bulunduran kaba hayat diyor…” Kap önemli. İçindekilerden daha önemli bazen. Yağ da var, su da var; ama kabın kendisi kırılmadıkça karışım dağılmıyor. Hayat dediğimiz şey, duyguların toplamı değil; onların birlikte taşınabilmesi. Felsefede buna trajik bilinç derler. Hem acının hem sevincin aynı anda mümkün olduğunu kabul etmek. Sadece mutlu olmayı hedefleyen zihin kırılgan olur. Sadece mutsuzluğu gören zihin karamsar olur. Ama ikisini aynı kapta tutabilen zihin… işte o olgunlaşır. Teselli burada çıkıyor çünkü şunu fark ediyorsun: Yağ üste çıksa da kap hâlâ yerinde. Neşe burada çıkıyor çünkü şunu anlıyorsun: Dipteki tortu aslında tat veriyor. Kahve düşün. Telvesi olmasa o koku olmaz. Hayat da filtre kahve değil; dibinde tortu var. Belki mesele mutluluğu üste çıkarmak değil; kabı genişletmek. Çünkü kap büyüdükçe yağın kapladığı alan göreceli olarak küçülür. Fizik dersi gibi ama ruh için. İnsanın iç dünyası bir ayırma hunisi değil, bir kazan. Bazen karıştırmak gerekir. Bazen beklemek. Ama en önemlisi, kabı kırmamak. Ve garip bir gerçek: Tam da bu karışımın kendisine “hayat” dediğimiz için teselli buluyoruz. Saf mutluluk ütopya, saf mutsuzluk cehennem olurdu. Karışım ise insan yapar. Duyguların kimyasını kabul etmek, insanın kendi varlığına evet demesidir.
Alıntı
sergen attı, grekov -farkına varmadan- beşiktaşlı oldu..
çocuk iken -kendimi bildiğim zamanlardan beri- hür irademNen (artık çocuklukta bu hür irade ne kadar mümkün ise..) kendimi bir futbol kulübüne -çocukça- yürekten bağlı hissetmez idim.. babamın futbol ile hiç alakası yoktur.. babamın akrabaları da bana kısa sürede erişebileceği yakınlıkta olmadığından onların da futbol ile alakası varsa da bana herhangi bir futbol kulübüne taraftar olmam konusunda müdahalesi yoktu.. dayım ise bana sürekli fenerbahçe taraftarı olmamı söyler idi.. kendisi zamanında bana ayak bileğine bir lastikle geçirilip ucunda sarı lacivert renklerde küçük top olan bir zımbırtı bile almış idi.. (insan bi' futbol topu neyim alır ne bileyim.. neyse..) yine bu süreçte çevremde annemin akrabalarından olan kadınlardan bir ikisi bana fenerbahçe forması vermiş, yanaklarımı okşayıp bana, 'sen artık küçük fenerbahçelisin..' vb. demişler idi.. (bu forma büyük lefterin üzerindeki klasik dikine sarı lacivert çubuklu fenerbahçe forması idi ama cins bir kumaştan dönemin tekstil örgüsü, giyince acayip rahatsızlık veren, kaşındıran bir forması idi.. o dönemin balkan göçmenlerinde fenerbahçe taraftarı olmak, dönemin küçüklerini fenerbahçe taraftarı yapmak bir gelenek idi sanırım.. neyse..) ben ise tüm bu süreçte şu şekil takılıyor idim; #246448293 .. beşiktaş, fenerbahçe, galatasaray, trabzonspor.. benim için o denli önemli değil idi.. ben, o zamanlar dönemin istanbulunda ikamet ettiğim yerdeki boş arsalara kurduğumuz ikişer taş arasındaki kaleler önünde maç yapar gol attıkça dönemin ünlü golcülerinin adını canhıraş bağırır idim.. (tabii kalede isem de üzerime, kaleye gelen şutu kurtarmam sonrası dönemin ünlü kalecisinin adını bağırır idim avaz avaz.. neyse..) günler, aylar, yıllar böĞle böĞle aktı gitti.. derken, ben ortaokulda iken
Çocukluğuma Dair Bir Anı
Güzel amel ile kurtuluşa erersin Onlar, namazı kılarlar, zekatı verirler, âhirete de kesin olarak inanırlar.İşte bunlar, Rableri tarafından bir hidayet üzeredirler. Kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır. Lokman suresi Kuraan elmalılı meali Allah'tan başka ilâh yoktur, yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'na mahsustur. O her şeye kâdirdir. Allah'ım senin verdiğine engel olacak kimse yoktur. El-Ezkar Tercüme ve Şerhi - Cilt 1 İmam Nevevi Namazı kılanlar zekatına sadık olanlar İşte onlardır sadakasını çoğaltanlar Sadakasını çoğaltanlar hidayet üzeredir Sadaka en güzel istikamettir En güzelidir Rabbimizden gelen hidayet Kurtuluşa ermektir asıl selamet Onlar zekatlarını çoğaltır Namazını kılar ve ahirete inanır İşte zekat ve sadaka en güzel yol insana Allahtan başka hidayet verecek yok kula Yalnız Allah var tüm mülk onundur Her yaratılan bir gün toprak olur Yoktur Allahım verdiklerine engel olacak Sensin biz kullarına tek dayanak Yalnız Allah vardır. O tektir İman eden insan yenilmez kuvvettir Ortağı yoktur Cenabı Hakkın Hamdınızı şükrünüzü Hakka yapın Güzel işlerin peşinde ol
Şiir
Fazıllar Toplumu: Erdemin Kolektif Hali
Bu üç kavramı bir araya getirdiğimizde, karşımıza aslında modern "zenginler kulübü" değil, Antik dönemden gelen bir etik ve yönetim felsefesi çıkıyor. Aristokrasi kelimesi kökeni itibarıyla "en iyilerin yönetimi" anlamına gelse de, buradaki "en iyi" olma hali tamamen "fazilet" (erdem) ve "kendini bilmek" üzerine inşa edilmiştir. İşte bu üçlü arasındaki o derin bağ: 1. Aristokrasi: "En İyiler" Kimdir? Kelime anlamı olarak Aristos (en iyi) ve Kratos (güç/yönetim) birleşimidir. Ancak Platon ve Aristoteles gibi düşünürler için gerçek bir aristokrat, maddi zenginliği ile değil, ruhun niteliğiyle ölçülür. * Gerçek aristokrasi, toplumun en bilge ve en erdemli kişilerinin sorumluluk aldığı bir yapıdır. * Buradaki temel amaç kişisel çıkar değil, kamu yararıdır. 2. Fazıllar Toplumu: Erdemin Kolektif Hali "Fazıl", kelime anlamıyla erdemli, bilgili ve ahlaklı demektir. Farabi’nin "Medinetü’l-Fazıla" (Erdemli Şehir) eserinde anlattığı gibi, bir toplumun huzuru ancak bireylerin ortak bir "hayır" ve "erdem" anlayışında birleşmesiyle mümkündür. * İş Birliği: İnsanlar sadece hayatta kalmak için değil, "iyi yaşamak" için bir araya gelirler. * Liyakat: Fazıllar toplumunda makamlar, o işe en layık olan (en faziletli) kişilere verilir. 3. Kendini Bilmek: Temel Taş Yunus Emre’nin "İlim kendin bilmektir" sözü, bu sistemin motorudur. Kendini bilmeyen birinin ne fazıl olması ne de adil bir yönetici (aristokrat) olması mümkündür. * Sınırlarını Tanımak: Kendi eksiklerini, tutkularını ve kapasitesini bilmek, kibri engeller. * İçsel Disiplin: Kendini bilen insan, başkalarını yönetmeden önce kendi arzularını yönetmeyi öğrenir. Özetle: Bir toplumun "fazıllar toplumu" olabilmesi için, onu yönetenlerin (aristokrasinin) sadece teknik bilgiye değil, "kendini bilme" olgunluğuna