Manuel fotoğrafı çevirdi ve şu satırları okudu: Rabbi'nin çorba kasesini devirmesi hiç de rastlantı değildi. Weinhauer'li ruhiyatçılar inanır buna. Bende inanıyorum.
Kitap Alıntısı
Çorba, çorba! Kafamın içini düzene sokmalıyım.
Onlar dilimi keseli beri, neyin nesiyse bir başka dildir işleyip duruyor kafatasımın içinde, bir şey ya da biri konuşuyor, birden susuyor, sonra her şey yeniden başlıyor, of! | Albert Camus
Reklam
Gözlerini kapat ve sen düşün Benim yerime o dağları Nasılsa yolu yoktu hayalimde Bir nehir akar, hiç durmazdı Bir küçük ev vardı tepesinde, eteğinde Tahta bir masa vardı bahçesinde, üzerinde İki tas çorba vardı sıcak sıcak içmesende
Celali Yazgım
Halil ibrahim sofralarından gözetirim karıncaların bile hakkını Bu senin kaderin der hak çevirir sırtını Cehennemin altıncı katında ete kemiğe bürünen yalnızlığı Hak bana el uzatır iremdir onun sunağı Olmuş güzelleri unutup olmamış kötüleri aradım Hak benden vazgeçti ben de Hak’kı suçladım Vaftiz oldum arındım gidip günahlar çıkarttım Hak bana sev dedi, ben de sana rastladım Seni acından tanırım acın bana gülümser Hak bana kızar durur itirazlar eder Dualar hep zeytinin incirin üstünedirler Hak beni de affeder tövbekardır kulum der Giden güller teslimse yazgım olur celali Hakkı gördüm ay çıkınca doğururken geceyi Bülbüller kanat çırptı getirdi bin niceyi Hakkı duydum anlamadım bildiğim o yüceyi Canlar cananların yollarına serilebilir mi bildirsin bana bunu inip hakkın meleği Tabutunda bir ahıt kadifeden mendili Savul nefesine göz diken hak için azraili Seni benden çok seversem inan yazık olacak Hak bu elbet anlayacak seni de kıskanacak Ellerinden bir tas çorba içsem sanki n’olacak Hak seni benden alıp Adn’ine saklayacak
Şiir
DİN SÖMÜRÜCÜLERİ ve MUHATAP ANLAYIŞ...
(...) Yine anlaşılmadığının ve daha uzun yıllar boyunca “acaba mı?” gibisinden bakılacağının farkındayım. Onun için daha basit örnekler vereceğim. Meselâ geçen gün Cağaloğlu’nda bir kitabçının camında şöyle bir afiş gördüm: -“Asr-ı Saadetteki İslâm’ı yayacağız!” Nasıl olacak bu? Sen Peygamber misin? Değilsin… Senin çevrende “Sahabîler” gibi bir örnek ümmet kadrosu mu var? Yok… Sen Asr-ı Saadetteki vasıtalara mı sahibsin; tıpkı onlar gibi yaparak mı İslâm’ı yayacaksın? O da değil… Beytülmal kuracak mısın, zekât toplayacak mısın, cihad edecek misin?.. Söz konusu bile değil… Eee?.. Daha çok soru sorarım ama, dikkat ederseniz, “aynısı” olmayı geçtik, “gibi”sine geldik, oradan da haber yok… Durun ben ne yapacaklarını tahmin edeyim: “Ey Müslümanlar, Asr-ı Saadetteki İslâm işte budur” diye kitablar yazacaklar, onları şu kalitede bir kâğıda basacaklar, şuradaki ve buradaki kitabevlerine dağıtacaklar, şu ve bu gazete, dergi ve internet sitelerine reklam verecekler, şu kadar miktar satacaklar, bu kadar para kazanacaklar… Peki, şunu sorayım: Bunların hangisi var Asr-ı Saadette? Hiçbiri… Özetle din sömürüsü yapacaklar. Emin olun, başka hiçbir şey değil… Yetmez mi bu kadar sahtekârlık, sahte Müslümanlık? İslâm bunlar için bir dâva değildir. İslâm bunlar için bir çıkar aracıdır. Bununla para ve şöhret kazanırlar. Onların gençlerine bakın: İslâm’ı “âhiretlik” bilirler. Orta yaşa gelince, geçim derdine girince, bu sefer İslâm onlar için “dünyalık” olur, geçim vasıtası olur, kazanç kapısı olur. __Ben senelerdir müşahede ederim bu ortamı: Hiç değişmez… Şu üniversitelerdeki gençliği, özellikle; ki onlar üzerine çok zengin intibâlarım var, belki bir gün kitablaştırırım da… Şöyle diyeyim: Gençliğin dinamizmini işte böyle sahtekârlıklarla, dolandırıcılıklarla
Akademya Yazıları
Bu saatte ya çorba içilir ya yarin dudağından sevda meyi. Bana bol ezogelin(mecbur..)
Reklam
Reklam