Macbeth, Shakespeare'in en güçlü trajedilerinden biridir. İnsan hırsının ve karanlık arzularının bir insanı nasıl yok edebileceğini anlatan bu hikaye, hem bireysel hem de toplumsal anlamda büyük bir yıkımın ve düşüşün öyküsüdür.
Hikaye, İskoçya'da başlar. Macbeth, cesur bir asker olarak savaşı kazandıktan sonra, büyücülerin kehanetini duyar: O, bir gün İskoçya'nın kralı olacaktır. Bu kehanet, Macbeth’in aklını karıştırır. Hırsı, zamanla içinde büyür ve karısının (Lady Macbeth) etkisiyle, bu hırsını gerçeğe dönüştürmek için elinden geleni yapmaya karar verir.
Macbeth, ilk cinayetini, kral Duncan’ı öldürerek işler. Fakat bu suç, onu sadece tahta oturtmakla kalmaz, aynı zamanda ruhunda bir boşluk ve vicdan azabı bırakır. Macbeth, bir kez daha suç işlemeye başlar, çünkü artık gücünü kaybetmekten korkar. Her bir cinayet, onu daha da karanlık bir yola sürükler. Lady Macbeth ise, başlangıçta eşine cesaret vermişken, sonradan bu kötülüklerin yıkıcı etkisi altında yavaşça aklını kaybeder.
Hikayenin en çarpıcı yönü, Macbeth’in içsel çatışmasıdır. Başlangıçta, cesur ve onurlu bir asker olan Macbeth, bir anda hırsının pençesine düşer. Kral olmak için, ahlaki değerlerinden ve insanlıktan uzaklaşır. Ancak her bir cinayet, onu daha da yalnızlaştırır ve derin bir yalnızlık ile vicdan azabına sürükler. Macbeth'in karanlık yola adım atması, onu sürekli olarak bir çıkmazın içinde bırakır. Artık korku, ona sadece daha fazla zarar verir.
Lady Macbeth, başlangıçta kocasının kararsızlığını aşmak için cesur bir figür gibi görünse de, cinayetlerin etkisi altına girdikçe, ruhsal çöküş yaşar. Sonunda, bir kadın olarak yüklenemeyeceği suçların ve suçlulukların yükü, onu deli eder. Macbeth ve Lady Macbeth'in her ikisi de, istediklerini elde etmeye çalışırken, ruhsal olarak tamamen