"...Sartre aynı zamanda bir okul başbuğu, bir bilinç yönetmenidir. Les Temps Modernes adlı dergisinde günümüzün bütün sorunlarına dokunur. Her yazısı derin ve geniş tepkiler yaratır. Pek az yazarın ya da filozofun adı onunki kadar sık anılır basında. Fotoğrafını hemen hemen bütün dergilerde görürsünüz. Konuşmalarını dinlemeye gelenleri alacak büyüklükte salon bulamazsınız. O kadar çok dinleyicisi vardır. Yöresini bir efsane çevirir sanki: Bu efsanenin bir ucu çalıştığı kahvelere --Cafe de Flor'a, Bar du Pont Royal'a-- dayanır. Öbür ucu ise şuna: Sartre yeni edebiyatın ilk ulu öncüsüdür. Bugün kapladığı yer, Andre Gide'in 1920'de kapladığı yerle birdir."
"Biz yakın tarihimizi iyi okumuyor ve tespit edemiyoruz. Büyük ölçüde dedikodu mevzuudur. Maalesef, birtakım sivri dilli, muhakemesi kıt yazarlar, çok zararlı söylemler getiriyor. İnönü Muharebeleri'nden Lozan'a kadar pek çok konuda tarihçilikle üslub ve araştırma yöntemine dayanmayan yorumlar değerlendirmeler var. Halbuki yakın tarih için aksinden istidlal yapmak, yani tersinden delillendirmek lazımdır. Böyle olmasaydı da böyle olsaydı, ne olurdu gibi soruların peşinden gitmek lazım. Dilek kipi ile tarih yazılmaz, ancak tarihi olayları değerlendirme ve tahlilde bize yardımcı olabilir. Çok kimse bunu da yapamıyor. Evrak tarama, olayları izleme gibi yöntemlere de başvurulmuyor. Tarihçilik esasında bir edebliktir. Fakat oraya gelene kadar çok pekin (exact) bir bilim safhası vardır..."
Küçükken halam bana şöyle derdi : “Uzun zaman aynaya bakarsan , orada bir maymun görürsün .” Daha da uzun zaman bakmış olmalıyım. Çünkü gördüğüm maymundan bile beter.