Kitaptaki beşinci bölüme geçildiğinde dozu daha da artan Hıristiyanlık dikteleri ve günahın sadece Kierkegaard’ın tanımladığı şekilde sürdürdüğü tekdüzeliği kötü bir okuma deneyimi yarattı. Diğer bölümlere pek de lafım yok, düşünmemi sağladılar.
Ne diyeceğimi bilemiyorum, kitap genel olarak hatanın nerede olduğuna değil nelerde ve nasıl yapıldığını anlatıyor bize. Kitabı okudukça Kemal Atatürk'ün açtığı yolun haklılığını, Batılılaşma ve Modernleşme arasındaki farkı çok daha net görebiliyorsunuz.Keşke Bernard Lewis yaşasaydı da ona başaramadığımızı , suçlama oyununa devam ettiğimizi, "intihar bombacısı"nın metafor olmadığını ve en önemlisi hala öz eleştiriden yoksun olduğumuzu haykırsaydım.
Kitabın (anlayabildiğim kadarıyla) anlatmaya çalıştıklarına hiçbir itirazım yok ama genelde okunabilir olduktan sonra umursamadığım çeviri burada kitabı batırıyor. O kadar fazla hata var ki uzun cümlelerde anlam kaybına yol açtıracak. Kendimi zorlayarak anca bitirdim kırdığım 1 puan kitabın kendisi 3 puan çevirisi için.
Neden buna mecbur olasın ki? İnsan kendi mecburiyetini belirlemedikten sonra özgür olabilir mi?
Günümüzde de sıkça görebileceğimiz bir olgu, Zweig'ın anlattıkları.Sadece savaşla sınırlamayıp tüm hayatımıza yayabileceğimiz bir tecrübe. Ve sana tek önemli şeyin kendin olduğunu hatırlatan bir yol gösterici.
Okuyun! Yer yer sizi germekle kalmayıp ürperten distopya dağarcığınızı genişletecek tatlı bir kitap.Ayrıca yazarın dilini ve kurgusunu da gayet hoş buldum.