ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN OTUZ ALTINCI KURALI
Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, Allah da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O' nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan!
Sayfa 183
Uzay-zamanın eğrilmesi sadece kütleli cisimlerin değil, kütlesiz olan ışığın yolunu da etkiler. Işık, bükülmüş uzay yollarında ilerlerken bu eğriliğe uymak zorundadır ve rotası sapar. Bu durum, 1919'daki güneş tutulması sırasında Arthur Eddington tarafından yıldız ışıklarının Güneş yakınından geçerken sapmasıyla kanıtlanmıştır. Eğer bir nesnenin kütlesi çok büyük ve hacmi çok küçük olursa, uzay-zamanda açtığı çukur o kadar derin ve dik hale gelir ki, ışık bile bu çukurdan kaçamaz. İşte bu nesnelere kara delik denir. Kara deliğin merkezindeki o sonsuz bükülme noktasına ise tekillik adı verilir ve burada Einstein'ın Genel Görelilik denklemleri çöker, paydada sıfır üreterek anlamsızlaşır.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Einstein, kütleçekimini görünmez bir çekim kuvveti olmaktan çıkardı. Bunu anlamak için gergin bir yatak çarşafı (veya trambolin) düşünün. Çarşafın tam ortasına ağır bir bovling topu bırakırsanız, top çarşafı aşağıya doğru bükerek bir çukur oluşturur. Şimdi bu çarşafa küçük bir bilye fırlatırsanız, bilye o çukurun etrafında dönmeye başlar. Bilyeyi çeken gizemli bir güç yoktur; bilye sadece çarşaf büküldüğü için o eğri yolu takip etmektedir. İşte evrende Güneş, o ağır bovling topudur. Uzay-zaman dokusunu büker ve derin bir geometrik çukur açar. Dünya ise o çukurun kenarında sürtünmesizce dönen bilyedir. Yani kütleçekimi bir kuvvet değil, uzay-zamanın bükülmüş geometrisidir. John Wheeler'ın meşhur sözüyle: Maddeler uzaya nasıl büküleceğini söyler, bükülen uzay da maddelere nasıl hareket edeceğini gösterir.
«<KızılŞahin>: Küçük bir çukur değil, Mickey. Büyüktü. O neydi öyle, dostum? <Mickey7>: Bir kayaya bakıyordum. <KızılŞahin>: … <Mickey7>: Maymuna benziyordu. <KızılŞahin>: Gelmiş geçmiş en aptalca ölüm.»
Sayfa 8
Edebiyat
Birini kaybetmek kalpte derin bir mezar açıyordu bana kalırsa, içini doldursanız bile boşluğu hissetmeden yolunuza devam edebilirdiniz ama bazı insanların kalbinizde bıraktığı o çukur, başka hiçbir şeyin varlığı ile dolmuyordu işte. Ve hep yarım kalıyordunuz.
Sayfa 82 - Ephesus Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Konuşmaktan korkmak, güçsüzlüğün insan ruhunda açtığı en derin çukurdur. Kimse bu çukuru başkasının gücüy­le dolduramaz ve ne gariptir ki çukur büyüdükçe büyür in­sanın yıkımı.