Hakikatin bilgisi peşinde geçirdiğim koca bir ömrün ardından geriye dönüp baktığımda, ne zaman ye’se düşecek gibi olsam, bu menkıbede sözü geçen şeyh efendinin dediğiyle temessül etmekten
gayn çıkar bir yol bulamadım kendime.
Her yol ayrımında, önümdeki en makul seçenek, hep bana, yaptığımı yapmaya devam etmek olarak göründü: aramak.
Evet, sadece aramak. Her hâl u kârda, hem de ne pahasına olursa olsun aramaya devam etmek.
Aramak, aradığımı bulmak anlamına gelmedi hiç.Gün oldu,ne aradığımdan emin olamadım. Gün oldu, doğru yerde arayıp aramadığımdan kuşkuya düştüm. Gün oldu, bulduğumun, bulduklarımın
gerçekten de aradığım şey olup olmadığına bir türlü karar veremedim.
Yakîn sahibi olmaya çalıştıkça, yakîn'in yakınına geldikçe, yakînim olandan uzaklaştım. Yaklaşan ben oldum; uzaklaşansa o! Kimbilir, belki de o yakınlaştığında, ben onun yanından uzaklaştım da bilemedim.