Ben gerçekten en çok iki kelime arasında kayboluyorum.
Birbirine temas ettiklerinde oluşan dalgaların girdabında.
O zamanlarda biraz inanıyorum, neye olduğu önemli değil.
Biraz umut ederken buluyorum kendimi.
Kafam düşmüş kağıdın üzerine, yüzüm gülerken nefes alabiliyorum.
Çünkü raflara dizemediğim pek çok kelime var, uçuşuyorlar dudaklarımın etrafında.
Bu ikisi arasında koşarken zaman tutamıyorum.
Orada bir yere ait olamıyorum.
-Merve Özdolap-
Öyle geliyordu ki insan, özellikle terk ettiği yere yürüyerek dönmeliydi, çünkü en ağır yük insanın kendi etiydi.
Bir bedel ödenmeliydi ve ayaklar taşımalıydı bu yükü.
-Nergis Seli-
Eski atalarımız Gök Türklerde kağanın, kızdırılmış demiri örse koyup çekiçle dövdüğü gün, kimbilir kaç yüzyıla dayanan millî bayram günü idi. Demiri eriterek kurtulmayı, belki Ergenekon'dan çıkışı temsil ediyordu. Bunun hangi güne rastladığını kesin olarak bulmak sure-tiyle yeniden bayramı yapmak çok yerinde olur. Bu bir millî tarihe yöneliş, geleneğe dönüş olacaktır.
23 Mayıs 1040 günüt Selçukluların kazandığı büyük Dendânekan zaferinin ve Selçuklu devletinin kuruluş günüdür. Bugünkü Türkiye, bu Selçuklu devletinin devamıdır. Gerçi bazı tarihçiler yalnız Anadolu Selçuk-lularını Türkiye olarak kabul ediyorlarsa da ben bu düşünceye katılmıyorum. Çünkü bir devlet daima aynı sınırlar içinde kalmaz. Türkiye, ilk kurulduğu toprakları kaybedip sonradan aldığı ülkelerde tutunmuş olmanın özelliğine sahiptir. 26 Ağustos 1071 Malazgirt zaferi şan ve şeref, aynı zamanda millî şuur bakımından millî bay-ram olacak bir gündür. 26 Ağustos aynı zamanda Büyük Taarruzun da başladığı gündür.
30 Ağustos 1922 Başkumandan (Rum Sındığı) sava-şının kazanıldığı gündür. Türkiye'nin kuruluş senesidir.
13 Eylül 1921 Sakarya Zaferi bir "Sath-ı müdafaa" savaşıdır. Bir kahramanlık destanıdır. Sonuçları bakı-mından da çok büyüktür. Bu zafer yalnız Türkiye'de değil bütün Türk dünyasında sevinçle kutlanmıştır.
İşte bu cümle, bu ülkede herkesin bildiği ama konuşmadığı suçlara açılmış bir kapı gibi, Yalnızca bir cinayeti değil, sistematik suskunluğu anlatıyor. Cinayetlerin failleri kadar suskun seyircilerin de sorumluluğunu sorguluyor. Çünkü Türkiye'de cinayetler bazen kurşunla değil, susarak işlenir.
Soyguncu Sermaye ve Siyaset İlişkileri
Son günlerde ülkemizin sorunu sermayenin emeği, ülkeyi soyması olduğu halde bir holdingin yaş günü bu ülke de herkesin kutladığı bir görüntü olarak kitle imha silahı medya tarafından sunulması bilinçli kötülüğü aklamak adına bir çabaydı.
Son çeyrek yüzyılda başta Tüpraş olmak üzere enerjide toptancı ve perakende satış gücü mevcut siyasi yönetim tarafından adeta bu holdinge tekel tehdide dönüşme fırsatı sundu.
Siyaset ile sermayenin kavgası danışıklı dövüş oyunudur. Siyaset toplumdan yetkiyi alır sermaye planlarını halka hizmet diye satar. Ülkenin doğal kaynakları ve emek sermaye tarafından sömürge edilir.
Sözde planlı ekonomi olduğu dönemlerde bile bu küresel destekli soyguncu sermaye korunmuştur.
Planlı kamu ekonomisinde tekel sektör oluşturmak mümkün değildir.
Bu holding minibüs satarak zengin olsun diye metro ile elli yıl gecikmeli o olanağa sahip olabildik.
Yine biz oluruz vb bayileri aracılığıyla verdiği mesajlar oldukça üzücüdür.
Sermaye kanlı askeri ve sivil darbelerle zengin edilmiş utanmazlığın zirvesidir.
Bunların siyasette, medyada ve algı operasyonu aracı olarak kimsenin farkında olmadığı lobileri vardır.
Holding iktisatçıları ve bilgisini, emeğini satan uzman kadroları vardır. Devletin içinde bürokrasi de kullandıkları unsurlar vardır.
Çünkü ele geçirdikleri sektörler para basarak sermeyeye sermaye katan sektörler olup bu gücün hukuk içinde tekel oluşturmayacak, siyasete ayar vermeyecek toplumu soymaya ve bu tür güç gösterileri yapamayacak bir düzeye düşürmek gerekir.
21 Aralık 2015 tarihinden bugüne sermayenin karanlık sicil geçmişini ve son on yılda ki tutumunu takip ediyorum.
Çok daha sinsi ve kötülük üretme çabası içine girdiler.
Bunu hem içeride siyaset ve dış bağlantılar ile yapıyorlar.
Türkiye
Birkaç sene önce, yani 5-6 sene önce Eylül mütedeyyin camiaya hitap eden gazetelerde acilen satılık, ihtiyaçtan satılık ilanlarını pek göremezdik. Çünkü düşenin malı kimse yaramaz inceliği hala hakimiyetini koruyordu.