Yine bir dönüm noktasındayım (karlar eriyor, güneş parlama yolunda, bitkilerim baharı çağırıyorlar…) ve sen, depderin, içimdesin.
Koyu kırmızıların benim hâlâ…
Yıllarca, senin bir ülkü, bir uzak olanak, bir özlem olarak, koruduğunu; o, gerçekleştire gerçekleştire yürüdü, sana doğru- sen, o ülküyü güdükleştiren, o olanağı daha da uzaklaştıran, o özleme hüsran getiren yerlere girip çıkarken; o, onu saf, arı, dokunulmamış hâliyle yaşadı - ve yürüdü…
Şimdi sana ulaşmışken- sana “en çok senin olan”ı getirmişken, gelmişken -, sende bulduğu-
-ne?…
Binlerce yıldır söylenen milyonlarca sözden hiç olmazsa biri, beni içine alsaydı! Çok insan için söylendi ama sana da uygulanabilir denilseydi. Kendime gerçekten acıyabilseydim, gerçekten ümitsiz olsaydım. Sonra yavaş yavaş, adım adım doğrulurdum.