Yılbaşı ve Noel bağlamında Ayazata ve Nartugan' hakkında bir kaç söz.. Yıl sonunun gelmesi hasebi ile Türk toplumunu ve dolayısıyla Türk toplumuna ait kültürel motifleri, Noel ve yılbaşı odaklı yancısı durumuna getirme çabası bütün hızı ile devam etmekte. Bu bağlamda özellikle sosyal ağlarda spekülatif yorumlar yapılarak, bazı kesimlerlerce Nartugan ve Ayazata motifleri etrafında Türk toplumunu yılbaşı kutlamalarıyla özdeşleştirilmeye çalışıldığı görülmektedir. Özellikle Sümerolog Muazzez Ilmiye Çığ ve Sovyet tarihçisi Murat Adji'nin açıklamaları ve yazıları kullanılarak zorlama verilerle kadim Türk medeniyetine ait kültürel unsurlar ile Avrupa (Hıristiyan) kültür ve medeniyeti arasında ünsiyet kurulmaya çalışılmaktadır. Nardugan, çeşitli kaynaklarda görüldüğü üzere İdil-Ural yöresindeki Türk toplumlarımın farklı tarihlerde ve şekillerde kutladığı bir bayram, özellikle Kuzey Kafkasya'daki Nart destanlarında yer alan bir figürdür. Nartugan, baharın gelişini müjdeleyen, doğanın uyanışı ile ilişkilendirilen bir bayram. Bu bayramım kutlama ve festivallerle olan ilişkisi, baharın gelişi ve doğanın yenilenmesi üzerine odaklı olup, bizim birinci cemre dediğimiz zamana denk gelir. Nartugan, kışım sonunu ve doğamın yeniden canlanmasını simgeler. Nartugan'ı Noel ile özleşleştirme çabası içerinde olanlar şunu unutmamalı ki Türk toplumu içerisinde bu bayramı Noel tarihi olan 25 Aralıkta kutlayan İdil-Ural bölgesinin Hristiyan Tatarları Kreşinler, Mişer Tatarları, Çuvaşlar ve Ortodoks Türklerlerdir. Şu da muhakkak ki Nartugan da başat amil doğanın döngüsü, mevsimsel değişimler ve insanın doğayla olan ilişkisi iken, yılbaşı ve Noel kutlamalarında ki belirleyici unsur takvimsel döngü ve zaman dilimidir. 19. yüzyılın ürünü olan ve son dönemde internet sayesinde popülerleşen Ayaz
Saint (Ayios) Aziz Ahmed ikonaları... Bir mürted miydi, mülhid miydi? Zorla yahut kendi istekleri ile Hristiyanlaştırılan Türkleri, asimilasyon aşamalarını öteden beri merak ederim. Araplar dahi oransal olarak Türkler kadar İslâma intisap etmemiştir. Rumelide Türk oldu demek İslami kabul etti demekti. Buna karşın Gagavuzlar, Kumanlar, Urumlar, Kreşinler, Çuvaşlar, Karamanlılar ise Hristiyan Türk toplulukları olduklarından dolayı uzun bir müddet görmezden gelindi. Gagavuzlar hakikaten Ukrayna ve Moldova civarına sınır muhafazası için gönderilerek Ortodokslaşmış Şamanlar mıydı yoksa Sultan Keykavusun Bizans esaretindeki evladının Hristiyanlığı kabul ederek oluşan yeni bir topluluk muydu? Yani bir esaret Gagavuz Türklerinin oluşumuna mi sebep olmuştu? Gagauz Gök Oğuz mu demekti yoksa Keykavus mu? Urumlar Rum kökenli Türkçe yazıp konuşan kişiler miydi yoksa biz onları Rumlara benzetip Türklere Urum adını mı vermiştik? Türk tarihinde R tipi Türkçe konuşan tek topluluk olan Çuvaşlar Müslümanken mi Hristiyanlaştırılmışlardı? Kumanlar Macarların içinde erirken Hristiyanlığın ne tür bir tesiri olmuştu? Kreşin Tatarları milli benliklerini yitirmişler miydi? Ya Karamanlılar? Konya, Karaman, Kayseri ve Nevşehirde Rum harfleri ile Türkçe yazan bu kişiler gerçekten Rum muydular yoksa din değistirmiş Türkler miydi? Bizans Ordusundaki Türkopollere ne oldu? Bunların bile cevabını bulmak çok zorken bireysel olanlarını takip etmek daha da zor. Alman Şair Goethenin büyük dedesi Hristiyanlaştırılmış bir Türktü hakeza Almanyanın en büyük şirketlerinden Soldanın bugünkü sahipleri Haçlı Seferlerinde esir edilmiş Sultan lakaplı bir Türkün soyundan geliyorlardı. Babalar ve Oğulların yazarı Turgenyev bir Kreşindi. Belki de Panslavizmden bu yüzden nefret ediyordu... Cem Sultanın Malta'da
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
‍ HİTİT YOK Hitit, Batının kendi kompleksinden uydurduğu bir düzmece addır. Bu halk Hatti’dir. Hatti adı Hat etnik adının, Osman-LI, Selçuk-LU’ daki gibi bir –LU eki almış halidir. Bazı Türk lehçelerinde hala -lı ekleri –dı , -du, tu biç,imindedir. Neşa, önemli şehirlerinden biri. Neşa’da yaşayanlara Neşalı diyorlar. Neşa’da konuşulan dile Neşaili diyorlar. Bu, Neşaca demek. Aynen Çuvaşlar gibi. Çuvaşlar Türkçe yerine Türükle diyorlar. Bazı ortak sözler: Türk Dili - Hatti Dili anne - anna ‘anne’ aşa- ‘yemek’ - ezza- ‘yemek’ ata, atte (Çuvaş) - atta ‘baba’ azık, azzık - azzik ‘yiyecek’ de-, te- ‘söylemek’ - te- ‘söylemek’ hap - hapuş ‘sap’ harp ‘ekmek’ - harpana ‘bir çeşit ekmek’ idet- ‘beslemek’ - ed-, ad- ‘yemek’ kamış - hapuş ‘kamış’ kete ‘yağlı, içli poğaça’ - gatai ‘bir çeşit ekmek’ kiriş - kiruşa ‘pırasa’ kurna ‘demirci ocağı’ - herina ‘maden eritme fırını’ meder - mitar ‘güç’ pars - parşana ‘pars, kaplan’ purut - purut ‘çanak, çömlek’ sakı- ‘bakmak’ - sukuae ‘bakmak’ tambur, tambura, dombra - tambura ‘tambur’ Batılı, bir cümle yakalamış. Bunun üstünde yıllardır tepiniyor. “Hititler İndo-Yuripiandır” diye. Hitit dediğin, Turani bir halk ise, senin dilin de Turani dillerden devşirme ise, bazı ortaklıklar bulmanız, çok beklenir bir durumdur. Ben olayı daha genelleştireyim. Sizin, Hint-Avrupa dili konuşanlar dediğiniz halkların dillerinin benzerliği, sizlerin bir millet oluşunuzdan, etnik yakınlığınızdan gelmez. Hintliyle İsveçlinin ne gibi etnik yakınlığı olabilir? Sizdeki benzerliğin sebebi, aynı kaynaktan dil edindiğiniz içindir. Yeryüzünde, Çinli, Hintli, Farsi, Semitik, Avrupalı gibi milletlerle temas etmiş olan tek bir millet vardır: Türkler. “nu NINDA-an
Dil Bilim
ŞAMAN/KAM Hazırlayan: M.TEKİN Şamanlık/Kamlık; her ne kadar çoğu kaynakta bir inanç sitemi olarak geçse de aslında doğa ile uyumlu bir yaşam şeklidir. Doğanın her parçasının bir ruhu vardır ve doğanın ruhlarına saygı esastır. Doğanın ruhlarına; dua edilir, adak adanır ve onlardan yardım istenir. Doğa ruhlarıyla bağ kuran kişiye Orta Asya topluluklarında ayrı ayrı isimler verilmiştir. Altaylar “Kam”, Çuvaşlar “Yum”, Kazak ve Kırgızlar “Bakşı” (Baksı/Bahşı), Yakutlar “Oyun”, Yukagirler “Alma”, Türkmenler “Perihan, Falbin”; Altay ve Yakut Türkleri kadın şamana/kama “Udugan” Utahan, Ubahan, Iduan , Kırgızlar “Bübü” (Bibi) demiştir. Ayrıca Dîvânü Lugâti’t Türk’te Kam “qām” olarak geçmektedir. KAM; şifalı otları bilen ve bunları insanları iyileştirmek için kullanan kişidir. Doğa ruhları ile bağ kurmak için kendine özgü kıyafetler giyer, tütsüler yakar ve kendine özgü danslar gerçekleştirir.
= TÜRK DÜNYASI GÜNÜ =
. Bu günü kuru kuruya, hamasi laflarla kutlamanın bir manası yok. Bugünün varacağı nihai hedef Turan Türk Birliği olmalıdır. Dünya Türklerinin tek seçeneği budur. PROF. DR. NURULLAH ÇETİN İLE TURANCILIK ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ Vedat Toruk: Hocam “Turan” kelimesi ne demektir? Prof. Dr. Nurullah Çetin: “Tur”, “Türk” demektir. “an” eki Farsça çokluk ekidir. Buna göre “Turan”, “Turlar”, yani Türkler demektir. Turan, Türklerin bütün boylarını ve coğrafyalarını içine alan “Büyük Türk Ülkesi” demektir. “Turan” kelimesine tarihte 224-651 yılları arasında İran’da hüküm sürmüş olan Sasani İmparatorluğu zamanında rastlıyoruz. O zaman Persler, şimdiki Pakistan’ın Belucistan eyaletinin kuzeydoğu taraflarında yaşayan deve çobanlarının yaşadığı bölgeye Turan diyorlardı. Ayrıca Ceyhun ırmağının ötesinde yaşayan koyun ve at çobanlarına ve onların yaşadıkları yerlere de Turan diyorlardı. İranlılara göre Turan, o zamanki emperyalist İran Devletini tanımayan, onlara boyun eğmeyen, savaşlarda yenilmeyen Türk topluluklarının ülkesi demektir. İran efsanesine göre İran hükümdarı Feridun, Turan bölgelerini oğlu Tur’a bağışlamış. Ayrıca Farslara göre Turan, şeytan manasına gelen “Tûrâ”nın ülkesidir. Tabii yenemedikleri Türkleri kendilerince şeytanlaştırmış oluyorlar. İranlı Firdevsî, 10. yüzyıl sonlarında eski İran efsanelerinden meydana getirdiği Şehname adlı manzum eserinde İranlılarla Turanlıların mücadelelerinden bahseder. Bu eserde Rüstem ile Efrasiyab arasındaki savaşlara yer verilir. Rüstem İran, Efrasiyab ise Turan hakanıdır. Efrasiyab, asıl tarihî gerçek kişiliği ile Turan kağanı Alper Tunga’dır. Firdevsi, Alper Tunga’ya Efrasiyab ismini vermiş. Demek ki 10.yüzyıl sonlarından itibaren Turan kelimesi yazılı kaynaklarda geçiyor. Belki daha önceki kaynaklarda da vardır. Vedat Toruk:
Siyaset
Diller ne güzeldir. Azim Böyle Bir Şey İşte
Bizim memlekette pek Rusça müzik çalmaz. Burada çok Türkçe çalar ama. Çünkü Rusya'da en çok Rus, sonra da Türkiler vardır. Türkiler, sadece bağımsız Ortaasya cumhuriyetlerinden (Özbek, Kırgız, Türkmen, Kazak-istan ve Azerbaycan) gelenler değildir elbet. Bizim dile aşina çok millet vardır Rusya Fedarasyonu'nda. Tatarlar, Başkurtlar, Balkarlar, Karaçaylar, Hakaslar, Altaylar, Karaimler (musevi), Gagauzlar ve Çuvaşlar (hristiyan) ve daha nice aklıma gelmeyenler. Üstüne üstlük Kafkasya'nın Müslüman milletleri de çok severler Türkçe şarkıları. Hatta, gariptir, Grekler ve Ermeniler de konuşurlar Türkçe'yi ve severler Türkçe şarkıları. Böyle olunca tabii, (eskiden pek umurlarında olmazmış bu) radyolar yapılan isteklere kayıtsız kalamazlar. (Reklam falan, Kapitalizm :)) Bu çocuk Belarus bir şarkıcı. Sarışın bir Slav tip olarak. Diller o kadar farklı ki, yine de bu çocuk çok sevdiği Tarkan'ı seçmiş. Kendi demesiyle, dilini kırmış :)) O kadar acı çekmiş ama kotarmış billahi. Anam ağladı abi diyor. :))) Ve harika bir iş çıkarmış ortaya. İnsan yeter ki istesin... Ben çok gülmüş ve çok da hoşuma gitmişti. Siz de izleyin istedim. youtube.com/watch?v=HIYPaCh...
Müzik