Bu kitabı da okuyarak Puşkin maratonunu tamamlamış bulunmaktayım. Puşkin'i bu kitapla tanımıştım ve dönüp dolaşıp bu kitaba geri döndüm. Aslında ne kadar incelemeyi ve not tutmayı sevsem de kısa eserler daima ilgimi daha çok çekmiştir, çünkü dikkat dağınıklığı ile uğraşıyorum ve bir süre sonra 700-800 sayfalık eserlerdeki olayları karıştırır hale geliyorum. Ancak Puşkin'in bir romanı maksimum 140 sayfa olunca odağımı korumayı beceriyorum ve bu da benim için büyük artı.
--
Büyük Petro'nun Arabı; yazıldığı dönem için çok önemli bir eser, zira Puşkin dahil Rus yazarları roman yazmaya çabalarken bile şiir anlatımından kurtulamamıştı: Ya direkt şiir-roman yazıyorlar ya da anlatımı çok şiirseldi. Puşkin ise bu eserinde tamamen düzyazı anlatımını benimsemeyi başarmış ve Rus düzyazısını tarih anlatıcılığından daha kalabalık bir hale getirmiştir.
Kitapta çok fazla otobiyografik bilgi mevcut, ama bu bilgiler Puşkin'e değil, büyük dedesi Abram Hannibal'a ait. Abram'ın da vaftiz babası Petro'dur, o da Fransa'ya gönderilmiştir (Paris değil Metz) ve o da bir kadının rızası olmadan onunla evlenmiştir (Natalya değil Evdokia). Hal böyle olunca Puşkin'in aile bağlarına ve devlet arşivlerine bağlılığını görüyoruz.
Yazınımız İbrahim'in Paris'te oluşuyla başlar. İbrahim, gözümde Türk romanlarındaki "Alafranga" tipinden sayılmasa da o yolda ilerlemektedir. Avrupa'nın ihtişamını yeni yetme bir ülke olan Rusya'ya değişmiştir. Aynı zamanda modernist karakterlerin bir öncüsü gibidir, Paris sokaklarında kaybolmuş hisseder, gördüğü ilgi ona sahici gelmez. Ancak Avrupa hikayesi pek de devam edecek değildir, zira yaşanmışlıklarını "ödev bilinci" ile örtbas eden İbrahim Rusya'ya geri döner. Tabii ödev bilinci diyen adamın da çocuğunu bırakıp gitmesi de ayrı bir çelişki.
Tabii bu yolculuğu ben