Geçtiğimiz günlerde ruhumu dinlendirmek için verdiğim aradan sonra, beni sayfalarına öyle bir hapsetti ki... Ira Levin’in kült eseri Rosemary’nin Bebeği, kelimenin tam anlamıyla bir solukta bitti. Korku ve psikolojik gerilim edebiyatının neden zamansız bir başyapıt olduğunu bu kitapla bir kez daha anladım.
Eğer kanlı canlı canavarlar, aniden köşeden fırlayan hayaletler bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Bu kitap; insanın içine sinsi sinsi işleyen, klostrofobik ve psikolojik tekinsizliğin şaheseri.
Hikaye, New York’ta geçmişi biraz karanlık, devasa bir apartmana taşınan genç bir çifti anlatıyor. Her şey harika giderken Rosemary hamile kalıyor ve o aşırı "meraklı, cana yakın" yaşlı komşularla birlikte hayatı yavaş yavaş bir kabusa dönüyor.
Kitapta beni en çok vuran şey şu oldu: Fiziksel bir şiddet yok ama müthiş bir çaresizlik hissi var. Herkesin Rosemary’ye "Ya hamilesin, hassassın, kuruntu yapıyorsun" diyerek onu deliriyormuş gibi hissettirmesi, o manipülasyon ağı beni bile daralttı. İnsanın en güvende hissetmesi gereken yerde, yani kendi evinde ve kendi bedeninde kapana kısılması fikri gerçekten çok fena.
1960’larda yazılmış olmasına rağmen zerre eskimeyen, temposu hiç düşmeyen bir psikolojik gerilim. Türü sevenler bence kesinlikle şans vermeli.
Uzun süre hafızamdan silinmeyecek, kelimenin tam anlamıyla sarsıcı bir yüzleşmeyle geldim. Neval El Saddavi’nin Kahire’de bir cezaevinde, idam mahkûmu Firdevs ile yaptığı görüşmeye dayanan bu roman, toplumsal ikiyüzlülüğün ve erkek egemen sistemin kadını nasıl adım adım köşeye sıkıştırdığını çiğ bir gerçeklikle anlatıyor.
Firdevs’in çocukluğundan hayat kadını olmaya, oradan da idama uzanan öyküsü aslında bir çaresizlik hikayesi değil; aksine, sisteme boyun eğmeyi reddeden bir kadının en dipten, o "sıfır noktasından" haykırdığı bir özgürlük çığlığı. Kitap boyunca Firdevs’in sorduğu her soru, toplumsal ahlak anlayışına inen sert birer tokat gibi.
Karakterin sesindeki o öfkeyi, çaresizliği ve sonundaki o sarsılmaz vakarı okurken içinizin ürpermemesi imkansız. Kısa hacmine rağmen bıraktığı tortu çok büyük, anlatımı son derece çıplak ve vurucu.
Sarsılmaya, rahatsız olmaya ve üzerine uzun uzun düşünmeye hazır olan herkesin mutlaka yolunun kesişmesi gereken bir başyapıt.
Puanım: 8.5 / 10