Ona görə də, əzizi-mən, -müəllim dedi,-bir dəfəlik yadımızda saxlayaq: ilahi addımları, səmavi mətnləri qavramaq üçün intellekt, savad, dünyagörüşü bəs deyil, hikmət lazımdır, hikmət! Hikmət isə yalnız daxili paklıqla, nəfs üzərində qələbəylə, sədaqət və ibadətlə əldə olunan bir cövhərdir.
Akıllı, o kimsedir ki, nefsini hesaba çekmiş, ölümden sonraki hayatı için çalışmıştır. Ahmak o kimsedir ki, kendini nefsinin hevasına kaptırmış, Allah üzerinde (amelsiz olduğu halde, temennide bulunmuştur...
Değerli sahabî Abdullah b . Mes'ûd radıyallahu anh şöyle demiştir : " Bize , Kur'ân lafızlarını ezberlemek zor , ama onunla amel etmek kolay gelirdi . Bizden sonrakilere ise Kur'ân'ı ezberlemek kolay , ama onunla amel etmek zor geliyor . " 110 * Yine o şöyle demiştir : " Canımı elinde tutan ( Allah ) ' a yemin olsun ki Kur'ân'ı hakkıyla tilavet etmek demek , onun helâlini helâl , haramını haram bilmek ve onu Allah'ın indirdiği gibi okumak demektir . ” 111 109 Kadı Ebu Ali Muhassin b . Ali b . Muhammed et - Tenûhî
"Kur'an'da seküler kavramına en yakın kavram el-hayitü'd-dünyi kavramıdır ve 'dünya hayatı' ya da 'dünyevi hayat' anlamına gelir. 'Dünya' kelimes 'dena'dan gelir ve yakınlaştırılmış şey' anlamını taşır. Demek ki dünya insanın akılve idrak tecrübesine ve bilincine yakınlaşırılmış bir şeydir. Yakına getirilen şeyin (dünyâ), tabir caizse bizi kuşatması ve etkilemesi gerçeği, bilincimizi, bizim son varış yerimizden (öte dünya veya ahiret) başka yöne çevirir. Bu son gidilecek yer 'daha sonra' geldiğinden bize 'uzak' gibi gelir, halbuki bu, 'yakın' olan(dünyâ)ın neden olduğu yanılsama ve şaşırtmadan dolayı böyledir."