Jose Saramago’nun Körlük romanı, aslında bir hastalıktan ziyade insanların bencilliğini ve toplumun ne kadar çabuk bozulabileceğini gösteren çok sert bir eleştiri. Yazar, aniden herkesi kör eden gizemli bir salgın üzerinden, düzen ve ahlak dediğimiz şeylerin aslında ne kadar geçici olduğunu gözler önüne seriyor. Karakterlerin hiçbirinin adının olmaması bence çok iyi bir detay; çünkü bu sayede hikaye her devirde ve her toplumda yaşanabilecek evrensel bir boyut kazanıyor. Ve aslında herkesin aynı insan olduğunu arada fark bulunmadığını yaptığımız ve yapacağımız şeylere göre isim ve yer kazandığımızı anlamamızı sağlıyor. Kitaptaki tek gören kişi olan doktorun karısının yaşadığı psikolojik yük ise görmenin bazen bir ödül değil, etraftaki vahşete tanık olmak zorunda kalındığı için en büyük bedel olduğunu kanıtlar nitelikte. Saramago’nun neredeyse hiç noktalama işareti kullanmayan, diyalogları düz yazı gibi akıtan tarzı ilk başta okumayı biraz zorlaştırsa da, olayın yarattığı o kaosu ve panik havasını okuyucuya hissettirmek için harika bir teknik tercih olmuş. Sonuç olarak roman, "biz zaten gördüğü halde etrafındaki haksızlıklara gözünü yuman körlerdik" mesajıyla hepimizi kendi içimizdeki duyarsızlıkla yüzleştiren çok başarılı bir eser.