Deniz Sinanoğlu

Deniz Sinanoğlu

, bir kitap okudu
8/10
·90 syf.··
2021 36. kitabı
Carlos María Domínguez
7.3/10 · 15,3bin okunma
Reklam
8/10
·128 syf.··
2021 35. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Temmuz 2021 15:20
Son dönemde, elimden bırakamadan okuduğum kitaplardan biri oldu! Robert Seethaler benim favori yazarlarımdan ve bu son kitabı da diğerlerinden farklı değildi benim için. Avusturyalı besteci ve orkestra şefi Gustav Mahler’in hayatını konu alıyor son senfoni. Onun, yarım kalan, on birinci, son senfonisi kitabın adını taşıyor. Onun hayatının son anına kadar yanında kalmamızı, hislerine, düşüncelerine eşlik etmemizi sağlıyor. Bir biyografi aslında ama ilginç bir biyografi. Sanki Mahler’in zihninde bir gezintiye çıkarıyor Seethaler bizleri. Onun geçmişiyle yüzleşmesini, oralardan çekip çıkardığı anılarını, müziğiyle olan bağını ve müziği hayatında konumlandırışını, tüm hayatını irdelemesini, son ana kadar kaçmaya çalıştıklarını, bedenindeki rahatsızlıkları, bir deniz yolculuğu ile birlikte görüyoruz. Psikanalitik literatürde “deniz” ana rahmini simgeler. Bu yolculuk sanki bir yandan ona hayat veren ve tüm yaşamını içine alan bir yeri temsil ederken, bir yandan da ana rahmine geri dönüşü, durağanlığı, yani ölümü simgeliyor gibi düşündürdü bana. Özellikle müziğiyle olan bağı, konserlerini hatırlaması, orkestra şefliği yaptığı zamanlara geri dönüşü, canlılığa duyduğu arzuyu, ölümden en azından zihnini uzaklaştırmak ister gibiydi. Ve onun ölüme doğru yolculuğunda bile notlarının sesi duyuluyordu. “Ölüm bile yaşayanların bir buluşuydu yalnızca. İnsan ölümü hayal edebildiği sürece ölüm gelmemiş demekti.” Onun için son ana kadar yoktu ölüm. . . .
Son SenfoniRobert Seethaler · Timaş Yayınları · 2021434 okunma
7/10
·104 syf.··
2021 34. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 04 Temmuz 2021 01:02
”Gözleri yetiştiği ortamın etkisiyle öyle oldu sanırım. Başlarından onca şey geçen insanların yüzleri kişilikleri değişmiyor mu? Kedilerinki neden öyle olmasın?” Kısacık, etkileyici bir hikaye. Bir adam ve iki kadının bir kediyle, birbirleri ile kurduğu ilişkiyi ele alıyor. Çok samimi, çok yalın bir anlatım. Bir yandan Japonya’nın kültürel yapısının aile ilişkilerini nasıl etkilediğini görüyoruz, bir yandan da bu ilişkilerin bir kedi tarafından nasıl değişebildiğini… Özellikle insana dair özelliklerin kedinin hayatı üzerinden irdelenmesi, ikisinin kıyaslanması ve aradaki bağın okuyucuya aktarımı çok iyiydi. Zaten Tanizaki’nin kalemi çok kuvvetli ama bu hikaye sanki biraz onun tarzının dışında gibi geldi bana. Bir çırpıda biten bir kitap. Ben bir kediyle uzun süre aynı ortamda bulunmadığım için, hatta belki de ondan çok farklı bir hayvan olduğunu düşündüğüm bir köpek arkadaşım olduğu için bana uzak hissettiren, farklı düşündüğüm kısımlar da oldu tabi. Fakat şu paragraf sanki bu düşünceme yazılmış gibiydi: “Kedilerin kişilikleri hakkında pek bilgi sahibi olmayan insanlardan kedilerin asla köpekler kadar sevecen olmadığına, soğuk ve bencil olduğuna dair sözler duyduğunda, "Bunca yıl yalnızca bir kediyle yaşamamış olsaydım, bir kedinin ne kadar çekici ve sevecen olabileceğini asla idrak edemezdim," diye düşünürdü. İnsanların öyle düşünmelerinin nedeni, kedilerin çekingen hayvanlar olmasıydı. Üçüncü kişilerin önünde ne sahiplerine sevgi gösterir ne de onlardan sevgi beklerlerdi, aksine soğuk davranırlardı.” Keyifli okumalar:)
Bir Kedi, Bir Adam, İki KadınCuniçiro Tanizaki · Jaguar Kitap · 20175bin okunma
7/10
·440 syf.··
2021 33. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 02 Temmuz 2021 15:59
Kökleri aramak daldan dala konmanın alttan alta yapılmasıdır sadece. (Jose Bergamin) Bir yolculuk hikayesi kitap aslında. Kimi zaman kaybolan göçmen çocukların peşinde, kimi zaman kendi kayıp arzularının, isteklerinin peşinde, kimi zaman ise her birinin içine doğru yolculuğa çıkan bir ailenin hikayesi. Anne, baba, kız ve oğlan diye geçiyor karakterler. Biri belgeci biri belgeselci olan iki kişinin yaşamlarının kesiştiği noktadan bir yol ayrımına geldikleri noktaya doğru giden bir hikaye. Onlar şehrin ses haritalarını birlikte çıkarırken, kendi haritalarında bir o kadar yalnızlaşıyorlar. Ve bu yolculuk bizleri hem kaybolan yüzlerce göçmen çocuğun hikayesiyle, hem de apaçilerin hikayeleriyle buluşturuyor. Valeria Luiselli önce annenin gözünden bizi ailenin dinamiklerini ve bu yolculuktaki ayrıntıları aktarırken kitabın ikinci bölümünde tüm bu yaşananların 10 yaşında bir çocuğun gözünden nasıl anlam kazandığını gösteriyor. Çocuklarla olan ilişkiler, aile yapısını irdelemesi yönünden kitaba bayıldım. Özellikle göçmen çocukların hikayelerine bakış açısı çok dokunaklıydı. Kitabın içinde yer alan kaynakça, bahsedilen şarkılar, kitaplar da dolu dolu bir okuma sunuyor ve bizi oradan oraya kitap kapakları açmaya itiyor. Ben bu açıdan da çok beslendim kitaptan. Yolculuğa çıkarken, bagajı düzenlemelerine yardım etmesini istedikleri erkek çocuklarının yaşadığı öfke patlamasını şöyle anlatıyor anne ve beni özellikle çocukların bakış açısını fark etmemiz açısından çok etkiledi: “Galiba burada, bu dünyada olma nedenimizin onu mutsuzluğa sürüklemek olduğunu düşünüyor: Kıvamından nefret ettiğin bu sahanda yumurtayı ye; hadi gidelim acele et; binmekten korktuğun bu bisikleti sürmeyi öğren; sevmediğin halde senin için aldığımız bu pantolonu giy- pahalıydı, dolayısıyla minnet duy;
Kayıp Çocuk ArşiviValeria Luiselli · Siren Yayınları · 2019167 okunma