9/10
·224 syf.··
2026 69. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 08:16
At ve Çocuk, Narnia Günlükleri içerisinde belki de en az konuşulan kitaplardan biri. Oysa serinin en insani, en duygusal ve en dokunaklı hikâyelerinden birini anlatıyor. Bu kez ne bir gardırop var. Ne başka bir dünyaya açılan gizemli bir kapı. Ne de büyük bir kehanetin merkezindeki kahramanlar... Bu kez karşımızda yalnızca kim olduğunu bilmeyen bir çocuk var. Shasta. Kendisini değersiz sanarak büyümüş, hayatı boyunca ait olduğu yeri aramış bir çocuk... Ve bir gün kaçmaya karar veriyor. Fakat çıktığı yolculuk onu yalnızca özgürlüğe değil, kaderine götürüyor. Çöller aşılır. Dağlar geçilir. Krallıklar arasında savaş rüzgârları eser. Ama hikâyenin merkezinde her zaman aynı soru kalır: "İnsan gerçekten kim olduğunu nasıl öğrenir?" Lewis bu kitapta maceranın içine öyle güçlü duygular yerleştiriyor ki bir süre sonra savaşları, entrikaları ve yolculuğu unutup karakterlerin yalnızlığına odaklanıyorsunuz.
Edebiyat
At ve ÇocukC. S. Lewis · Doğan Egmont Yayıncılık · 20122,067 okunma
Puan vermedi·344 syf.··
2026 75. kitabı
Kafamı dağıtacak, beni yormayacak, tam anlamıyla Freida McFadden tarzı akıcı bir psikolojik gerilim okuma beklentisiyle "All Her Lies" kitabına başladım. Gerçekten de ilk sayfalardan itibaren yazarın niyetini anladım ve adeta "Hizmetçi" kitabındaki Millie’nin hikayesini yeniden okur gibi oldum. Ancak ne yazık ki bu benzerlik bir süre sonra tatlı bir esinlenmenin ötesine geçip bariz bir taklit hissiyatı verdi ve bir noktadan sonra beni fena halde baymaya başladı. ​Kitabın ana karakteri Brie’nin durumu zaten tam bir Millie klasiği olarak tasarlanmış. Paraya sıkışmış, arabada kalıyor ve önüne çıkan bu çiftlik işine adeta bir can simidi gibi sarılıyor. Tek farkı, Millie hapisten çıkmıştı, Brie ise takıntılı eski sevgilisinden kaçıyor. Fakat aralarında dağlar kadar zeka farkı var; Millie en azından akıllı ve ne yaptığını bilen bir karakterdi, Brie ise kelimenin tam anlamıyla saflık derecesinde salak. Daha ilk günden Bradley ve Grace çiftinin lüks evinin yanında, kendisine elektriği olmayan, camları tahtalarla kapatılmış döküntü bir kulübe verilmesini zerre yadırgamıyor, bu işin içinde bir iş var demiyor. Üstelik eski erkek arkadaşından kaçan, travmalı bir kadının erkeklere karşı temkinli olmasını beklersiniz değil mi? Hayır, bizimki eve adım atar atmaz hemen "Millie 2" moduna bağlayıp Bradley ile yakınlaşmaya başlıyor. Adam evliymiş, karısı Grace varmış hiç umrunda bile değil. İçten içe "Bradley kesin bana aşık oldu, karısını boşayıp benimle evlenecek" kafasında takılarak, adım adım kurulan o büyük tuzağın içine kendi rızasıyla ve adeta güle oynaya yürüyor. (En tuhafıma giden de bizim kızın başta bu eve gelince işinin ne olduğunu anlamamam oldu. Çünkü Bradley ile yatak aktiviteleri dışında bir icraatı yoktu. Dedim heralde sadece bu iş için geldi. Meğerse bahçe düzenlemesi
All Her LiesMatt McGregor · Inkubator Books · 20262 okunma
Reklam
7/10
·410 syf.··
2026 11. kitabı
Uçurtma avcısı ve Bin muhteşem güneş kitaplarından sonra okuduğum 3. kitabı ve diğer eserlerine kıyasla daha kötü yazılmış. İlk okumaya başladığım zaman beni içine çekmiş ve akıcı ilerlemişti. Ancak okumaya devam ettikçe olaylar koptu ve sıkıcı gelmeye başladı. Kitap, yoksulluk içinde ve eşini kaybetmiş bir babanın kızı Peri’yi satmasıyla başlıyor. Ölen eşinden Abdullah ve Peri adında iki çocuğu var ve baba başka bir kadınla evleniyor. Peri’yi sattıktan sonraki süreçte Abdullah’la Peri’nin ayrılığı içimizi burkuyor. Başlarda beni hemen içine çekse de sonrasında farklı karakterler araya giriyor ve kopukluk oluyor. Biraz daha Abdullah’tan bahsedilmesi ve daha güzel bir son olmasını isterdim.
Ve Dağlar YankılandıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 202241,9bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 68. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 23:40
Eser, kendi çabasıyla hayata tutunmaya çalışan ve gazetecilikte başarılı olmak isteyen bir gençti. Nehir ile birbirlerine tamamen zıt karakterde olsalar da aşkları çok büyüktü. Yıllar önce birbirlerine ilk görüşte aşık olmuşlardı. Nehir ise gazete sahibinin biricik, biraz uçarı ve hayata toz pembe bakan kızıydı. Kısa sürede nişanlanan çift, Nehir’in ailesinin isteği üzerine evlenmek için okulun bitmesini bekleyecekti. Ancak Eser’in büyük hayalleri vardı; o, Nehir gibi maddi açıdan rahat bir çocukluk geçirmemişti. Önüne çıkan fırsatı değerlendirerek savaş muhabiri olmayı seçti ve Nehir'den sadece kendisini beklemesini istedi. Nehir ise hem onun için endişeleniyor hem de kendisini geride bıraktığı için Eser’e kızıyordu. En yakın arkadaşının olumsuz yönlendirmelerini fark edemeyen Nehir, bir telefon dalgasıyla Eser’den ayrıldı. Eser, bu ayrılığın acısını yıllarca içinde taşıdı ve bu süreçte oldukça başarılı bir gazeteci oldu. Yıllar sonra Nehir’in babasından aldığı iş teklifini başta kabul etmek istemese de onu kıramayarak gazetenin başına geçti. Fakat karşılarındaki Nehir de artık o eski şımarık, hayalperest kız değildi; olgunlaşmış ve işinin başında başarılı bir kadına dönüşmüştü. Eser ile yeniden karşılaşmak, Nehir'in kalbine gömdüğü tüm duyguları canlandırdı. Eser ise ilk günkü kırgınlığıyla Nehir'e karşı son derece resmi bir duvar ördü. Nehir onun dikkatini çekmek için yanlış yöntemlere başvurdukça, hâlâ birbirlerine körkütük aşık olan bu çift kendilerini yine üzmeyi başardı. Bana göre bu çiftin en büyük sorunu bir türlü açıkça konuşamamaktı. Özellikle Eser’in iç dünyasını ve duygularını yansıtan o satırlar tek kelimeyle harikaydı. Geçmişteki Nehir ile şimdiki Nehir arasındaki dağlar kadar farkı okumak keyifliydi. Yine severek okuduğum bir Fatma Erdek kitabı oldu,
Erken Rüya ZamanlarFatma Erdek · Ephesus Yayınları · 2026283 okunma
Zamansızlığın ve Gecikmişliğin Sızısı
Puan vermedi·352 syf.··
Beğendi
·
2026 103. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 21:20
​Hakan Günday’ın kalemiyle tanışan herkes bilir; o, insanın ruhundaki en karanlık dehlizlere inmekten, oradaki acıyı çıplak elle tutmaktan çekinmez. Fakat Ziyan, benim için tüm Günday külliyatı içinde bambaşka, çok daha derin ve sızılı bir yerde duruyor. Bu roman sadece bir sistem eleştirisi ya da bir askerlik anlatısı değil; baştan ayağa bir yok oluşun, gecikmişliğin ve insanın kendi varlığını kendi elleriyle ziyan edişinin hüzünlü bir ağıtı. ​Kitabı bitirdiğimde odada asılı kalan o ağır sessizlik, bana insan kalbinin bazen en büyük hapishane olabileceğini bir kez daha hatırlattı. İşte Ziyan'ın ruhumda bıraktığı izler ve o derin yalnızlığa ayna tutan satırların bende uyandırdığı hisler... ​ ​Ziyan, bizi dondurucu bir soğuğun ortasında, zamanın hem çok yavaş aktığı hem de her şeyi acımasızca öğüttüğü bir coğrafyaya götürüyor. Kitap boyunca burnumu sızlatan o ayaz, aslında karakterlerin içindeki kimsesizliğin bir yansıması. Günday’ın şu cümlesi, insanın hayat karşısındaki o çaresiz gecikmişliğini ne güzel özetler: ​Her şeyin zamanı vardı. Ama her şey için çok geçti. ​Bu satır, romanın kalbidir bana göre. Hayat bazen bize doğruları gösterir, içimizi ısıtacak ihtimaller sunar ama bunu öyle bir an ve mekanda yapar ki, elinizi uzatacak dermanı bulamazsınız. Tam her şeyi yoluna koyacak gibi olduğunuzda, aslında trenin çoktan kalktığını fark etmenin o amansız hüznü... Karakterlerin kaderinde izlediğimiz bu geç kalmışlık, kendi hayatlarımıza dönüp baktığımızda kaçırdığımız trenleri, söylenmemiş sözleri hatırlatarak içimizde ince bir sızı bırakıyor. ​ ​Romanı okurken sık sık nefesimin daraldığını hissettim. Çünkü Hakan Günday, dışarıdaki düşmandan ya da sistemin baskısından ziyade, insanın kendi içindeki o yıkıcı güçle yüzleştiriyor bizi. Kendimizi korumak için
1000Kitap
ZiyanHakan Günday · Doğan Kitap · 20196,3bin okunma
Kimsesizler Coğrafyası
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2026 76. kitabı
Aynı Ateşin Başında İki Yabancı; Coğrafyanın Yetim Bıraktığı Adamlar ​İstanbul’da yaşayan anlatıcı 6 Şubat sabahı yüzyılın felaketiyle uyanır.Hatay’daki kuzeni Ferit’ten haber alamayınca tüm tehlikeleri göze alıp yola çıkar. Şehre vardığında karşılaştığı manzara tam bir kıyamet tasviridir tanıdığı tüm sokaklar silinmiş binalar yerle bir olmuştur. Ferit’in yıkılan apartmanının önünde,dondurucu soğukta ve yetersiz iş makinelerinin gölgesinde çaresiz bir nöbet başlar. ​Anlatıcı enkaz başında günlerce umutla beklerken, yanı başında kendisi gibi donmuş halde duran bir adamı fark eder:Irak’taki savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınan Ali Kader. Ali’nin de hamile karısı ve küçük kızı aynı enkazın altındadır. İki yabancı, dondurucu soğukta bir ateşin başında ısınmaya çalışırken acılarını paylaşır. Ali, bombalar altında geçen Bağdat çocukluğunu, Suriye'de uğradığı insanlık dışı işkenceleri, ardından Van ve İstanbul’a uzanan zorlu öyküsünü anlatır.Tam Hatay’da geçmişi unutup yeni bir sayfa açmışken,bu kez yerin altından gelen o amansız sarsıntı vurmuştur. ​Biri Batılı, eğitimli ve düzenli hayatı olan bir adam; diğeri ise ömrü savaşlardan,işkencelerden kaçmakla geçmiş bir mülteci... Ancak bu enkazın başında ikisi de eşit; sadece sevdiklerinin sesini duymak isteyen iki çaresiz insan. ​Günler süren bekleyiş ağır bir trajediyle sonlanır.Önce Ferit sonra Ali’nin hamile eşi ve çocuğunun cansız bedenleri çıkarılır enkazdan. Ali,onca şeyden ailesini korumayı başarmış,ancak Hatay’da yerin altından gelen bir sarsıntıya yenik düşmüştür. Kitap,Ali'nin bu korkunç kayıpla tamamen sessizliğe gömülmesi ve anlatıcının "Coğrafya gerçekten bir insanın kaçamayacağı mutlak kaderi midir"sorusuyla baş başa kalmasıyla sonlanıyor.Ağır bir keder duygusuyla perdesini kapatıyor; Bazı insanların ayaklarına
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 2026105 okunma
Reklam
Reklam