10/10
·182 syf.··
2026 44. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 15:21
Yazarın galiba ikinci okuduğum kitabı. Her seferinde beni büyülemeyi başarıyor çok iyi bir merak yaratıyor okurken ne olacak bu olayın altında ne çıkacak diye son sayfasına kadar merak uyandırıyor. Bir ara olayın gerçek olduğuna bile inanıyorsunuz ama sonunda gerçek olmadığını anlıyorsunuz. En bayıldığım şeyde kitabın sonunda olayın tüm detaylarını anlatmaları. Gizli ya da akıl da kalacak bir yer bırakmıyor. Özellikle yolculuk yaparken okumak daha harika.
Edebiyat
CadıHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20255,5bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 18. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 15:29
İçimdeki Müzik – Sharon M. Draper “Bir insanın sesi çıkmıyor diye söyleyecek sözü yok sanmayın.” İçimdeki Müzik, serebral palsi nedeniyle konuşamayan Melody’nin hikâyesini anlatıyor. Ancak kitap aslında engellilikten çok, insanların önyargılarıyla ilgili. Melody konuşamıyor olabilir ama etrafındaki birçok insandan daha derin düşünüyor, daha fazla hissediyor ve daha çok şey biliyor. Bu kitabı okurken en çok şu soru üzerinde düşündüm: İnsanları gerçekten ne kadar tanıyoruz? Bir kişinin görünüşüne, konuşmasına ya da fiziksel yeterliliklerine bakarak onun potansiyelini ne kadar kolay sınırlandırıyoruz? Bir psikolojik danışman gözüyle bakınca kitap; empati, kapsayıcılık, özel gereksinimli bireylerin eğitimi ve aidiyet duygusu üzerine güçlü mesajlar veriyor. Melody’nin yaşadığı dışlanma, birçok çocuğun okul ortamında yaşadığı görünmez yalnızlığı da hatırlatıyor. Kitabın en etkileyici yanı, okuyucuyu acındırmaya çalışmaması. Aksine Melody’nin zekâsını, mizahını, öfkesini ve hayallerini görmemizi sağlıyor. Böylece onu “engelli bir çocuk” olarak değil, sadece “bir çocuk” olarak tanıyoruz. Puanım: 9/10 Kitap bittiğinde aklımda kalan cümle: “Herkesin içinde duyulmayı bekleyen bir müzik vardır.”
İçimdeki MüzikSharon M. Draper · Timaş Genç Yayınları · 202139,7bin okunma
Reklam
Toprağından Sürülenlerin Ahı Nereye Gider?
10/10
·480 syf.··
2026 47. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 14:52
Gazap üzümleri, insanların içinde biriken o çaresiz öfkenin ve adaletsizliğin olgunlaşmasını simgeleyen muhteşem bir eser. Okurken bir insan daha ne kadar çaresiz kalabilir ve daha ne kadar sömürülebilir tek tek sayfaların duvarına yaslanan ruhumda hissettim. "Ölüyor diyorum size, açlıktan ölüyor!" feryadı bolluk içindeki Kaliforniya topraklarında çocukların yetersiz beslenmeden ve açlıktan ölmesi, insanlığın en büyük utancı olarak kelimelere yansırken her satırda daha da hüzne boğan çaresizliği yaşatıyor ve asıl utanması gereken zenginlerin para para diye adaletsizliğin dibine vurmaya devam etmesi beni daha da kızdırıyordu. Peki ya zamanımıza bakınca yok mu, örnekleri? Gazze'deki insanlık krizi, Yemen'deki kıtlık, sokak hayvanları veya bireysel bir dram hangisinin yanında dimdik durabildik! Ben dahil, hiçbirimiz... Kitaptan bir cümle daha var ki onları en iyi bu cümle izah ediyor: "Aç insanların gözlerinde büyüyen bir gazap var. İnsanların ruhlarında gazap üzümleri olgunlaşıyor, ağırlaşıyor, bağ bozumu için ağırlaşıyor" .... Ben bu kitaba ikinci başlık desem aç insanların gazabı derdim, sanırım. Toprahından sürülen bu insanların ahı nereye gider? Lütfen en azından küçük bir adım atalım ve yakınlarımızda olan muhtaçlara el uzatalım. Birikim yspmalıyım diyorsunuz ya... Hayır! Ayetlerde bile apaçık belirtiliyor. Allah rızkımızın fazlasını yetimlere ve öksüzlere sahip çıkalım diye veriyor. İhtiyacınızdan fazlasını ayırmak ahirette boynunuza dolanacak diyor.. Bizlere gerçeği sunan bu ve bunun gibi kitaplar daha da arttırılmalı. Okumak yerine filmini izlemek isteyen arkadaşlara da linkini bırakıyorum. Lütfen izleyin ya da okıyun. En önemlisi bizim gibi bizden farkı olmayan bakınca etten kemikten ama bir avuç topraktan yaratılan çaresizlere sahip çıkalım. (Kitabın Türkçe
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Remzi Kitabevi · 201445,6bin okunma
Puan vermedi·381 syf.··
2026 36. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 11:02
Başta çok korktum bu kitaptan yalan yok. Dili ağdalı, ağır ilerliyor ve durağanlığı bana 'hiçbir şey olmayacak bu hikayede' diye düşündürdü. Yarım bırakmanın ucundan döndüm sık sık. Ama kitap ortalarına ulaşmayı başarabilirseniz o noktada sizi öyle bir sarıyor ki, hem alışmış oluyorsunuz tarzına hem de yaşanabilecek senaryoları kafada kurmaktan daha merakla çeviriyorsunuz sayfaları. Ben bu hayatı doktor bey ile birlikte yaşadım sanki sonuna kadar. Anadolu'da geçen yirmi küsür yılı beraber yaşadık, ben ömrümün bir kısmı o coğrafyada geçmiş sayarım kendimi. İstanbul'a uzanan hikaye çok geç uzattı bize o dalı ama çabucak geri çekmedi. Doya doya yaşadık yedi tepeli şehri de. Çok güzeldi. Gerçekten benim içimde hiçbir ukde, aklımda ucu açık kalan soru işareti bırakmadı. Diziyle alakasını soracak olan arkadaşlar için tabii ki yok:))
Kavak YelleriReşat Nuri Güntekin · İnkılap Kitabevi · 19991,350 okunma
Puan vermedi·504 syf.··
Beğendi
·
2026 39. kitabı
Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayatın içinde yaşayan bir adam görüyoruz. İyi bir işi, yüksek statüsü, lüks tüketim alışkanlıkları ve toplumun başarı olarak tanımladığı her şey elinde. Fakat yüzeydeki parlaklık arttıkça altında saklanan karanlık da büyüyor. Bir noktadan sonra yaşananların gerçek mi yoksa zihinsel bir çöküşün yansıması mı olduğu bile belirsizleşiyor. Bu belirsizlik, anlatılanları bir suç hikâyesinden çıkarıp modern insanın ruhuna tutulmuş rahatsız edici bir aynaya dönüştürüyor. İlginç olan, burada kimsenin birbirini gerçekten tanımaması. İnsanlar sürekli aynı masalarda oturuyor, aynı markaları giyiyor, aynı mekânlara gidiyor ama birbirlerini karıştırıp duruyorlar. İsimler yüzlerden, yüzler kişiliklerden ayrılıyor. Sanki herkes bir insan olmaktan çıkıp yürüyen bir kartvizite dönüşmüş. Böyle bir dünyada kaybolan şey hayat değil, kimlik oluyor. Çünkü herkesin birbirine benzediği yerde kimse gerçekten var olamıyor. Paranın ve statünün burada bir başarı sembolü olmaktan çok bir dil gibi kullanıldığı görülüyor. İnsanlar duygularını değil, sahip oldukları şeyleri konuşturuyorlar. Bir saat, bir takım elbise ya da bir kartvizit karakterden daha önemli hâle geliyor. Trajik olan da bu zaten. Eşyaların değer kazandığı yerde insanların değeri düşmeye başlıyor. Ruhun yerini markalar aldığında geriye iyi giyinmiş boşluklar kalıyor. Daha derinde ise görünmez bir açlık dolaşıyor. Ne kadar tüketirse tüketsin doymayan bir açlık. Daha fazla para, daha fazla güç, daha fazla heyecan... Fakat hiçbir şey eksik olan parçayı tamamlamıyor. Çünkü boşluk dışarıdan doldurulabilecek bir şey değil. Modern dünyanın büyük yanılgılarından biri de bu; insanın içindeki eksikliği yeni şeyler satın alarak kapatabileceğine inanması. Oysa bazı boşluklar alışveriş torbalarına sığmayacak
Amerikan SapığıBret Easton Ellis · İthaki Yayınları · 2022335 okunma
İyilik zorla öğretilebilir mi?
Puan vermedi·172 syf.··
2026 38. kitabı
Şiddetten, suçtan ve kaostan beslenen genç bir karakterin hayatı, devletin onu değiştirmeye karar vermesiyle bambaşka bir yöne savruluyor. Başlangıçta olaylar sıradan bir suç hikâyesi gibi ilerlese de zamanla mesele birey ile otorite arasındaki büyük bir çatışmaya dönüşüyor. Sayfalar ilerledikçe yumruklar, kavgalar ve suçlar arka planda kalıyor; insanın iradesi ön plana çıkıyor. Asıl soru bir suçlunun nasıl cezalandırılacağı değil, bir insanın değiştirilip değiştirilemeyeceği oluyor. İnsanlık tarihinin en garip çelişkilerinden biri burada ortaya çıkıyor. Kötülük yapma özgürlüğü elinden alınmış bir insan gerçekten iyi sayılabilir mi? Bir makinenin kimseye zarar vermemesi onu erdemli yapmaz. Çünkü erdem, seçenekler arasından yapılan tercihle anlam kazanır. Eğer karanlığa gitme ihtimali tamamen yok edilmişse aydınlığın da değeri kalmaz. Bu yüzden anlatılanlar bir rehabilitasyon hikâyesinden çok özgür iradenin otopsisi gibi duruyor. Daha da ilginç olan, şiddetin yalnızca sokakta değil, sistemin içinde de yaşamaya devam etmesi. Bir tarafta yumruklarla zarar veren insanlar var, diğer tarafta insan ruhuna müdahale ederek aynı şeyi yapan kurumlar. Araçlar değişiyor ama güç arzusu yerinde kalıyor. Böyle bakınca suçlu ile onu düzeltmeye çalışan yapı arasındaki mesafe giderek daralıyor. Birisi bedeni kontrol etmek istiyor, diğeri zihni. İkisi de insan üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışıyor. Dilin kendisi bile burada ayrı bir karakter gibi davranıyor. Kelimeler bazen bir duvar, bazen bir maske, bazen de bir silah hâline geliyor. Okudukça fark ediliyor ki insanlar yalnızca davranışlarıyla değil, kullandıkları dille de dönüşüyorlar. Çünkü dil sadece düşünceleri ifade etmez; düşünceleri şekillendirir. Bir toplumun kelimeleri değiştiğinde dünyayı algılama biçimi de değişir. Satırlar
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113bin okunma
Reklam
Reklam