Aileye gelecek olursak, hane ekonomisi iki ana bölüme ayrılir: üretim ve tüketim.
Bunların ilki, açık ara en kaba olanı: Bunu erkeğin özelliği yaptım; ikinci ise daha kolay, daha neşeli: Onu da kadına tahsis ettim. Erkek çalışır, eker, biçer; buğdayı öğütür; kadın ekmek ve çörek pişirir. Bütün hayatları, çalışma hususunda bu simgeye indirgenebilir: Gelecekte işin ne şekilde bölünebileceği, organize edilebileceği ve paylaşılabileceği mühim değil; son kertede, erkeklere ve kadınlara özgü tüm işlemler, karşılıklı olarak saban ya da tencere bağımlılığıdır. Bu paylaşımın nesinin adaletsiz olduğunu bana gösterebilir misiniz? Gelgelelim, kadına sofra kurulduktan ve yemek servisi yapıldıktan sonra gidip bir köşede oturmasını söyledim mi? Yemek yiyebilmesi için efendisinin ve sahibinin ona işaret etmesini beklemesini, adam beyaz ve taze ekmek yerken kadının esmer ve bayat ekmekle yetinmesini söyledim mi? Bilakis, kocalara öğrettiğim şu ki, evdeki en iyi şeyler daima kadın ve çocuklar için ve kocanın aldığı keyif de bilhassa onların aldığı keyiften ibaret olmalıdır. Birçok mevzuyu atladım şüphesiz; pek kibar ve hoş olmadığımın çok defa söylendiğini duyduğumu inkâr etmiyorum fakat neticede bunların hiç de bir egoistin, bir istismarcının, bir zorbanın yöntemleri olmadığını itiraf etmelisiniz. Eğer hizmet ettiğiniz iddiasında bulunduğunuz şey kadınların mutluluğuysa, o halde beni de taraftarlarınız arasında sayın.
Bak şu semaya, ne görüyorsun, mailiklerden mürekkep bir derya...
Gözlerinle onun içine girmeye çalış; o mailikleri yırtmak için uğraş, ne görüyorsun? Mai... Daima mai.
Değil mi? Sonra, bak ayağımızın altındaki toprağa, ne buluyorsun? Donmuş, simsiyah bir renk...