10/10
·64 syf.·
2026 21. kitabı
YOKUŞTAKİ EV Merhaba sevgili okur Sibel Dülger nin kaleme aldığı @potkalkitap tarafından yayımlanan #yokuştakiev adlı öykü kitabının yorumu ile karşınızdayım. Yüreğinize dokuncak 9 öyküden oluşan bu eser hayatın gerçekliğini her sayfada yüzümüze vuruyor. “Hayat seçimlerden ibarettir” anlayışı ile attığı her adımda aldığı her kararda sorumluluğun kendine ait olduğunu bilerek yaşama tutunan kadınların öyküleri… Ben çok sevdim. Sibel Hanım, kaleminiz daim okuyucunuz bol olsun. İnci Küpe “Uyumlu hale gelebilmesi için ona göre döşemiştik evimizi. Şimdi düşünüyorum da uyumsuz olan bizdik. Her şey yerli yerindeyken oraya ait değildik. “ Yokuştaki Ev “O üçlü koltuk şuraya, yemek masası oraya. Yok, yok, olmadı. Bu dolap buraya oldu mu? Biz olduk mu ki? Çok eşyaya sahip değiliz halbuki ama o eve sığamamıştı bir türlü. Tek sorun ki- taplarımdı. Bunlara ne gerek varmış! Öyle çok gerek var ki senin yanından kaçmak için en makul yolculuk olduğunu bir bilsen... Gerçi bilmesen de olur! Çeyiz sandığımın üzerine yığdım tüm dostlarımı... Tolstoy, Dostoyevski, Dumas, Virginia Woolf, La Fontaine, Jack London, Stefan Zweig... Biletimi daima onlar alır, ayağımın basmadığı toprak parçası bırakmazlardı.” “ Yok sayıldığım, değer görmediğim yerde nasıl mutlu olabilirdim ki? O bağırdı, ben sustum. Ben sustukça haklı zannetti kendini. “ Memento Mori “Ölümü hatırla, ölümsüz değilsin.” “Nereden çıkmıştı bu adetler? Hayattayken hayrının dokunmadığı insana, dünyadan göç edince mi dua edecekti bu mendeburlar?” @herayokuyanlarkulubu Merve
Yokuştaki EvSibel Dülger · Portal Kitap Yayınları · 202643 okunma
10/10
·80 syf.··
2026 10. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2026 21:28
Emanet Çocuk Claire Keegan Bazen bir cümle, bütün bir kitabın kalbine açılan kapı olur… “Hiç de bir şey söylemek zorunda değilsin… yapmak zorunda olmadığın bir şey olarak hatırla bunu daima. Çoğu insan sırf bulunmaz bir hiçbir şey söylememe fırsatını kaçırdığı için çok şey kaybetmiştir.” İşte Emanet Çocuk’ta beni en çok etkileyen yer tam olarak burasıydı. Susmanın da bir hak olduğunu, insanın her boşluğu kelimelerle doldurmak zorunda olmadığını hatırlatan bir incelik… Yaz tatilini geçirmek üzere çocuklarını kaybetmiş bir aileye emanet edilen bir çocuğun hikâyesini okuyoruz. Kendi kalabalık ailesinden çıkıp yasın içindeki Kinsella ailesinin evine adım atan bu çocuk, orada bambaşka bir “aile” tanımıyla karşılaşıyor. Kan bağıyla değil, şefkatle kurulan bir bağ… Eksik ama sahici bir ev… Acının içinden filizlenen iyileştirici bir sıcaklık…
Emanet ÇocukClaire Keegan · Jaguar Kitap · 20258,3bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·176 syf.··
2026 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2026 13:58
Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir İnsandır İletişim, başarı ve hayat üzerine Ahmet Şerif İzgören Alice Harikalar Diyarında’nın yazarı bir matematik profesörü ve rahip olan Dodgeson, bu kitabı dönemmin İngiltere’sini eleştirmek için yazdı. Nereye gideceğini bilmiyorsan hangi yoldan gittiğinin önemi yok Yavru deve annesine sormuş: - Anne bizim niye hörgücümüz var - Çöl sıcağında susuzluğa dayanalım diye - Toynaklarımız niye bu kadar geniş - Çölde ayaklarımız kuma batmasın diye - Boynumuz niye bu kadar uzun - Çölde uzaktan gelebilecek tehlikeleri görebilelim diye - Anne bizim o zaman hayvanat bahçesinde ne işimiz var İki kova ile su taşıyan adamın bir kovası su sızdırıyor. Sızdıran kova sahibinden özür diler. Sahibi seni taşıdığım yola çiçek ektim senden sızan su onları büyütüyor. Kendine değer vermek ile kendini beğenmek aynı değil Kendine değer vermeyen çevresine değer veremez Hiç kimse sizin izniniz olmadan kendinizi değersiz hissettiremez Alışkanlık anahtarı kaybolmuş bir kelepçedir Japonya’da çok yoğun çalışan yöneticiler bir yıl ayakkabı boyacılığı yapıyor İman etmedikçe cennete gidemezsiniz birbirinizi sevmedikçe de asla iman etmiş olmazsınız İki Türk astronot uzaya gitmeden önceki gece uzay aracı yakıtını kafa bulmak için içerler. Gece uyurken biri diğerini ara sakın osurma ben Japonya’dayım der Antik Roma’da at arabalarının tekerlerine bağlı iki kutu vardı. Üstteki kutu çakıl taşı dolu ve altında bir delik var. alttaki kutunun da üstünde delik var. teker döndükçe üstteki kutudan alttaki kutuya taş düşüyor. Taş sayısı ücreti belirliyor “daima hatırla” “asla unutma” aynı şey değil Sadece sağ göz kapağını hareket ettire bilen Fransız Bauby, göz kapağını mors alfabesi gibi kullanarak kitap yazar. Dalgıç giysisi giymiş kelebek kitabı Üç bin yıl önceye ait Hitit
Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir HayvandırAhmet Şerif İzgören · Elma Yayınevi · 202428,2bin okunma
Diriliş Erlerine
Puan vermedi·68 syf.··
2025 8. kitabı
Sezai Karakoç’u okumayalı epey zaman olmuş; özlediğimi fark ettim. İnsan, hiç görmediği ve yan yana gelme ihtimali bile olmayan birini nasıl özler? Burada devreye bizi birbirimize bağlayan bağlar giriyor; yani edebiyat. Kuru bir edebiyat değil ama bir amacı olan, bir ülküsü olan edebiyat… O ülkü ise bizi birleştiren İslam… Sezai Karakoç ile bağım İslam’da saklı. Öyle güzel anlatıyor ki; öyle yumuşak ama bir o kadar da keskin. Şiir gibi akıyor… İslam’ı bir diriliş olarak görüyor, Müslümanları ise diriliş nesli olarak. Kitabında da bu neslin amentüsünü anlatıyor. Yaşamayı da, ölmeyi de; zamanla ve mekânla kurduğu ilişkiyi de ancak bu inanç için yapacağını dile getiriyor. Ve davasını şöyle anlatıyor: Aşktır o benim için Yoldur Anlamdır Sestir Ülküdür Varoluştur Ve bu davayı, bu inancı, bu amentüyü Hz. Peygamber ile başlatmaz; ilk insandan başlatır. Hz. Peygamber ile de en mükemmel noktaya ulaşmıştır ve kıyamete kadar bu böyle devam edecektir. Karakoç hayatı şöyle yorumlar: Hakikat savaşı ve hakikate karşı savaşanlar, başkaldıranlar… Ve ekler: Hayatı, bu savaşta karşısındaki savaşları alt etmesi oranında kutluyorum. Uyanık, akıllı ve daima hareket hâlinde olan bir diriliş erine ancak böyle bir hayata bakış yakışırdı. “Bizim sağ ve sol tanımımız farklıdır,” diyor Karakoç. Ve ekliyor: Gerçek sağ Kur’an’da tanımlanmıştır. Kur’an’da sağcılar Allah topluluğu, solcular da şeytan topluluğu olarak; sağcılar uğurlu topluluk, solcular ise uğursuz topluluk olarak vasıflandırılır. Ve bu anlamda “sağcıyım” diyor Sezai Karakoç. “Ben,” diyor, “bir diriliş eri olarak erdem işçisiyim. Anarşizm, terörizm benim sistemimde yok. Nihilizm de ancak bunların felsefesini teşkil eder. Ben ise barış ve düzen yanlısıyım… Savaşım ancak bunlar içindir.” Bu yol; önce diriliş eri, sonra diriliş
Diriliş Neslinin AmentüsüSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 202222,5bin okunma
Kuş ölür, sen uçuşu hatırla....
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2025 70. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Ekim 2025 20:19
Bu kitabı okurken Furuğ’un nefesini yanı başımda hissettim; onun susturulmuş sesini duydum, kalabalığın içinde bile yalnızlığını paylaştım. Her sayfada biraz daha yaklaştım ona, biraz daha dokundum o kırılgan ama direngen ruhuna. Makbule Aras Eyvazi’nin Başa Dönemeyiz adlı romanı, Furuğ Ferruhzad’ın ölümünden sonraki anlarını kurmaca olarak, onu seven, onunla yolları kesişmiş erkeklerin, ailesinin ve kardeşlerinin hisleri üzerinden anlatıyor. Kitabı okurken insan, gerçekten de O’nun—kadınlığını, insanlığını, acısını— her yönüyle hissediyor. Yazar öyle bir dil kurmuş ki, sayfalar arasında dolaşırken kendini Furuğ’un odasında, evinde, cenaze töreninde buluyorsun. O kalabalığın içinde sanki sen de omuz veriyorsun tabutuna. Furuğ, bu dünyada daima yalnızdı. Evliliğinde yalnız, sevgisinde yalnız… Sevgisiz bir evde büyüdü; kafese kapatılmış bir kuş gibi yaşadı. Kafesinden kaçtı ama her defasında başka bir kafese hapsoldu. Hayatı bir kaçışın, bir arayışın hikâyesiydi. Belki erkenden öleceğini biliyordu; bu yüzden farklı bakıyordu dünyaya. Onu kimse tam anlamadı. Şiirlerini, kadınlığını, özgürlüğünü dillerine doladılar. Anneliğine, hayatındaki erkeklere öyle odaklandılar ki kimse gözlerinin içine bakmadı, yüreğinde sakladığı o küçük Furuğ’u göremedi. Ben bu kitapta en çok onun sesini duydum. Yaşarken söyleyemediği ya da söylediği halde kimsenin duymadığı o sesi… Her şeyi duydum. Ne kadar çok şey söylemiş aslında —ama hiç kimse duymamış. Herkes yalnızca kendi duymak istediğine göre yorumlamış onu. Eyvazi’nin diliyle sanki Furuğ’un iç sesi yankılanıyordu sayfalarda; bastırılmış, susturulmuş ama hâlâ güçlü bir sesle konuşuyordu. Furuğ’un kıymeti, her büyük ruh gibi, ancak ölümünden sonra bilindi. Yaşarken dört bir yandan çekiştirilen bu kadın, öldüğünde göklere çıkarıldı.
Başa DönemeyizMakbule Aras Eyvazi · Yapı Kredi Yayınları · 2022362 okunma
www.sukhabilge.com
Puan vermedi·234 syf.··
2025 15. kitabı
2024 yılında hayatımda olan büyük değişiklik beni bambaşka rutinleri yaşamak zorunda bıraktı. Bu farklı hayat önce hafif depresyona daha sonra arayışlarına neden oldu. Hayatın anlamı artık nedir benim için, ne yapmalıyım, nasıl bir yol izlemeliyim derken önüme çıkan bu kitabı okumaya karar verdim. Aslında yeni çıkmış popüler kitaplar okumayı pek sevmiyorum fakat alışagelmiş bir yaşam düzeni içinde olmadığım için bir değişiklik yapabilirim dedim. Öncelikle kitapta yazarlardan müzisyenlere, filozoflardan bilim insanlarına, ressamlardan mimarlara bir çok insanın hayatları kısaca inceleniyor. Bu insanların çoğunu bir çoğumuz tanıyoruz, en azından nelerle uğraştıklarını biliyoruz fakat günlük rutinlerine inip çalışma tarzlarına göz gezdirme fırsatını bulamamışızdır. Mozart, Beethoven, Kierkegaard, Voltaire, Jane Austen, Hanry Matise, Karl Marx, Darwin, Asimov, Stephan King, Descartes, Kafka ve daha niceleri. Tüm bu insanların günlük izlediği yollara odaklanıyor kitap. Austen "Zeki insanda rutin, tutkunun göstergesidir” der. Austen zamanı disipline ederek, tutkunun da disipline edileceğini söyler. Bacon akşamdan kalma bir halde çalışmayı seviyorken, Ingmar Bergman filmin 3 dakikası için her gün 8 saat çalışarak sadece 10 veya 12 dakikasında gerçek bir verim elde ettiğini söyler. Beethoven şafakta uyanır ve en geç onda yatmış olurdu. Bu rutini bir ara bende benimsemiştim, o zamanlar oldukça verimli bir hayatım vardı, sporumu da yapardım. Bazıları ise örneğin Anthony Trollope saatte 250 kelime yazmaya kendini zorlayan bir yazardı. Bayan Trollope, her gün yazabilmek için saat 4:00’te kalkar çalışır ve kahvaltı saatinde bitirirdi. Herkesin biyolojik saati farklı çalışıyor, ayrıca çalışırken belirledikleri yöntemler de önemli. Sigmund Freud her gün saat 7:00’de
Günlük RitüellerMason Currey · Kolektif Kitap · 20241,127 okunma